• DOLAR 6,0406
  • EURO 6,7414
  • ALTIN 248,760
  • ...

Müslümanlar olarak zor, çetin ve sıkıntılı bir süreç geçiriyoruz. Bu süreç ekonomiden siyasete, siyasetten eğitime, eğitimden diyanete kadar, hayatın bütün boyutlarında kendisini iyice belli ediyor. Ancak, toplumun her tabakası, bu siyasi bunalım ve ekonomik baskıyı, farklı düzeylerde algılıyor ve değerlendiriyor.

Özellikle ekonomik durum, insanların hayata bakış açılarını belirleyen önemli bir faktör haline gelmiştir. Ekonomik durumuna göre; toplum, yapısal açıdan genelde üç kısımdan oluşmaktadır.

Bunlar; zenginler sınıfı, orta sınıf ve fakir kesimdir.

Bu yapı genellikle bütün toplumlarda vardır. Adaletin ve eşit ekonomik dağılımın olduğu toplumlarda, bu üç kesim arasındaki mesafe, çok kısadır ve orta sınıf genele dağınık ve şişkindir. Orta tabakanın toplumun geneline yayılması, toplumun ekonomik refah düzeyinin iyi olduğunu göstermektedir. Sosyal adaletin, eşit paylaşımın olmadığı, Necip Fazıl Kısakürek’in dizelerinde dile getirdiği;

Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul,

Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa…

Dediği toplumsal bölüşümlerde ise, bu üç kesim arasında korkunç bir uçurum vardır. Kapitalist sistem toplumsal adaleti ve eşit ekonomik paylaşımı bozarak, zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapma, orta tabakayı da incelterek yok etme noktasına getirmiştir. Bu toplumsal bir faciadır. Çünkü toplum, zengin ve fakir kesim olmak üzere ikiye ayrılarak, sosyal adalet bozulmuştur. Oysa İslam, zenginden fakirin hakkını alarak, orta sınıfta birleştirmiş ve sosyal adaleti sağlamıştır. Marks’ında iktisat felsefesinde, pratikte uygulayamadığı ve sadece teoride dile getirdiği gerçek budur.

İnfak ve zekât gibi sorumlulukların yerine getirildiği İslam toplumlarında, fakir kesim, orta sınıfla, hatta zengin kesimle, aynı ekonomik refahı yaşayabilmektedir.

Ancak, emperyalist toplum mühendisleri tarafından, Müslüman toplumların, kendine has doğal yapısı bozularak, kapitalist bir anlayışın hükmü sürdürülmek istenmektedir. Toplumsal yapıların organize edilmiş hali olan Emperyalist devletler de buna hizmet etmektedirler. Emperyalizmin güdümünde, bir virüs gibi yayılan Kapitalizm, İslami geleneği ve hassasiyeti olan toplumları, iktisadi saltanatını kurarak, İslami normlardan çıkarıp, kendi normunu oluşturmuş ve kendini ilah konumuna koymuştur. Kapitalist üretim ve tüketim, Müslümanların hayat şeklini değiştirmiş ve İslam dairesinin dışına çıkarılır bir konuma getirmiştir. Artık hayatlar, gayri İslami hayat ile İslami hayat arasında ince bir çizgide seyir izlemektedir.

Kapitalizm, ekonomik saltanatıyla Müslümanların hayatlarına müdahale etmektedir. Dünyanın ilk yüz zengininin çoğunun Yahudi olması tesadüf değildir. Bugün, dünya nüfusunun yüzde doksanı, yüzde on için çalışmaktadır. Orta doğudaki, ekonomik temelli çatışmaların temelinde de bu vardır. Yani emperyalizm, plan ve projesini, ekonomik temelinde ve kapitalizm öncülüğünde yapmaktadır. Bu bilgiler bile orta sınıfın neden yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kaldığının tespitidir.

Bu orta sınıf dediğimiz, marangoz, terzi, fırın ve kasap gibi meslek dallarıdır. Yani emektir, alın teridir. Bu sınıfın yok olma tehlikesiyle birlikte, emek de alın teri de yok olmakla karşı karşıyadır. Oysa emek ve alın teri İslam toplumunda hayatiyet derecesinde önemlidir.

Öyle ki Allah’ın Resulü Hz. Muhammet(a.s) “İşçiye alnının teri kurumadan hakkını verin” diyerek işin ehemmiyetini dile getirmiştir. Ancak kapitalist sistem, İslami kılıf altında saltanatını sürdürerek, günümüzde emek ve alın terinin en çok da İslami çalışmalar yapan kurum ve kuruluşlar tarafından sömürülmesini sağlamaktadır. Ehliyetsiz ve liyakatsiz kişiler “Müslümanlar” tarafından göreve getiriliyor. Yaşatılması gereken orta sınıf yine “Müslümanlar” eliyle yok ediliyor.

İşçi, emek ve alın terinin karşısında, kapitalizmin sağılan ineklerinin yer aldığı devasa alış-veriş marketleri ve AVM’ler, dışarda ise haftalık vazifelerini yerine getirmek için sabırsızlıkla bekleyen, stadyumlar önünde sıraya girmiş insanlar var.

Emek, alın teri ve liyakat yok edilerek oluşturulmak istenen toplum, makine toplumudur. Mezkûr anlayışlardan ve makineleşmekten ancak Allah’ın insana bahşettiği ruhu anlayarak ve kavrayarak kurtulabiliriz.