• DOLAR 5.814
  • EURO 6.47
  • ALTIN 275.51
  • ...

İnsanı diğer canlı varlıklardan ayıran en önemli özelliği, onun düşünen, akleden bir varlık olmasıdır. İnsanın bu özelliği göz önüne alındığında, onun davranışı, Müslüman olması açısından diğer din mensuplarına örneklik teşkil etmeli ve insan olması açısından ise hayata varoluşsal bir anlam katmalıdır.

Ancak, yaşadığımız dönemde, Müslümanların diğer din mensuplarına örneklik teşkil edemediğini görmekteyiz. Müslüman bireyler olarak varoluşsal bir duruş sergileyemiyoruz. İnsanlığın ihtiyaç duyduğu, örneklik ve varoluşsal bilinçtir. Genelde insanlık, özelde ise Müslümanlar bu duruşu sergilemek zorundadır. Allah Rasülü "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır." buyurarak, Müslümanın durması gereken yeri ve göstermesi gereken tavrı işaret etmiştir. Müslümanların durması gereken yer ve olaylar karşısında göstermesi gereken duruş, tarihi süreç içerisinde hep sorun olarak, sosyolojik bir analiz beklemektedir.

İnsanın varoluşundan bugüne, hak ile batıl, doğru ile yanlış, tevhit ile şirk, adalet ile zulüm birbirinin karşısında ve zıt yönlerde bir seyir izlemiştir. Hak ile batıl aynı ortamda bulunmamış, doğru ile yanlış birbiriyle uzlaşmamış, adalet zulmü ortadan kaldırmaya çalışmış, tevhit ile şirk hep çatışma yaşamıştır. Allah'ın Rasülünün tebliğ ettiği dinin gereğini yapan Müslümanlar müspet davranışlar sergileyerek, fıtri olanı, hakkı, adaleti ve vicdanın sesini, yaşadığı topluma hakim kılmanın mücadelesini vermişlerdir.

Müslümanlar ne zamanki; İslam'ın özünden uzaklaşmış, akidevi ve  temel değerlerinden ödün vermiş ve bu değerleri önemsememiş, işte o zaman müspet değerlerin karşısına menfi değerler çıkmış, iyi olanı, güzel olanı, hakkı ve adaleti ortadan kaldırmıştır.

Tarihin geçmiş dönemlerine baktığımızda mezkur bu durumu net bir şekilde görmekteyiz. Bugün yazılanlar ve teknolojik gelişmelerin ilerlemesiyle görüntülenenler, insanlığın değerlerini, varoluş amacını ve yaşam kalitesini bize miras bırakarak tarih olmakta ve tarihin hafızasında arşivlenmektedir. Bize bırakılan bu miras, altın değerinde bir mirasta olabiliyor ya da ihanet, utanç vesikası veya tarihin çöp sepetine atılacak malzemeler de olabiliyor.

Tarihin altın sayfasına yazılan olaylar bugün bile bizlere ders oluyor, ışık oluyor ve yol gösteriyor. Tarihin çöplüğüne atılacak olaylar ise tarihin derinliklerine gömüleceği günü bekliyor. Varoluşsal bilinci sağlayamamış insanlar yaşayan ölü gibidir. Ruhsuz ve manasız...

Hayat muhasebesi bitmeden önce Müslümanlar kendilerini varoluşsal bir özeleştiriye tabi tutmalıdırlar. Müslümanlar nereden nereye geldiler, kazandıkları ve kaybettikleri, yapması gerekirken yapmadıkları, yapmaması gerekirken yaptıklarını bu özeleştiri süzgecinden geçirmelidirler.

Varoluşsal tablolar aklın ve vahyin penceresinden geçirilerek sosyolojik değerlendirmeye alınmalıdır.

Bugünkü halimiz ve ahvalimiz bizi hiç de isabetli bir istikamete götürmüyor. Yıllardır cezaevlerindeki Müslümanların reva görüldükleri, inananların gurbeti ve çektikleri sıkıntılar, Ortadoğu’da yaşananlar, Mısır’da önceki gün idam edilen ve şehadete yürüyen dokuz canın idamı, gönül coğrafyamızda yaşananlar bizim Müslümanca bir özeleştiriyi ivedilikle yapmamız gerektiğini ve varoluşsal bir bilinç elde etmemiz gerektiğini göstermektedir.

Neden statik ve suskunuz, suskunluğumuzun sebepleri nelerdir? Müslümanlar bütün bu olaylar ve yaşanılan olumsuzluklar karşısında neden tepkisiz?

Yaşanılanları, yaşadıklarımızı ve bu gidişe dur denilmez ise yaşayacaklarımızı insanlığın, özellikle de Müslümanların insafına, izanına ve vicdanına bırakıyorum.

Zillet bizden uzaktır. Onu kendine yakınlaştıran Müslümanlar var.

Hikmet Müslüman’ın yitiğiydi,  onu aramayan Müslümanlar var.

"Müminler kardeştir." buyuruyor yüce yaradan, Müslümanlar arasında fitne çıkarmaya yönelik uygulanan plan ve projeler var.

Varlık içinde yokluk yaşıyor insanlar, halen bu sömürü düzenini yaşatmak isteyen Müslümanlar var.

Kapitalist ve sekülerizmi kendilerine hayat biçimi olarak benimseyip modern putlara tapan Müslümanlar var.

Var da var...

Bütün bu şuursuz fiil ve düşüncelerden kurtularak bir varoluş gerçekleştirmek insanlığın beklediği kurtuluş reçetesidir.

Selam ve dua ile...