• DOLAR 5.712
  • EURO 6.378
  • ALTIN 260.988
  • ...

Allahü Teâla kerim kitabında mealen şöyle buyuruyor: "Biz insanı en güzel biçimde yarattık." Peki en güzel biçimde ve en güzel kıvamda yaratılan insan bu noktada kaldı mı? Veya soruyu şöyle soralım: Başlangıç ile başlayan doğru yolda sebat etti mi?

Bu sorulara müspet bir cevap vermek isterdik, ancak insan ne bu nokta üzerinde kaldı ne de bu doğru çizgi üzerinde sebat etti.

Tin sûresindeki mezkûr ayetin hemen bir sonraki ayeti ise şöyledir. "Sonra onu aşağıların aşağısına gönderdik."

Evet; en güzel biçimde, şekilde ve kıvamda yaratılan insan daha sonra aşağılık bir varlık, aşağılarda bir varlık, başka bir ayette belirtildiği şekli ile hayvandan daha seviyesiz bir varlık durumuna gelebiliyor. Zannederim ki; bugün gelinen noktada yaşananlar bu durumu anlamamızı sağlamaktadır. İnsanlık, yaratan, yaşatan ve rızık veren yaratıcısını layıkıyla tanımadıkça, O’na hakkıyla kul olamadıkça, problemleri çözme yerine, problemlerin kaynağı olacaktır.

"Allah'a kul olmaktan kaçınanlar, başka kullukların, en aşağılık kullukların çirkefine batarlar. Hayatlarını dar bir görüşle, yükselme arzusuyla, makam mevki hırsıyla sürdürmeye çalışırlar. Bilgisizlik, yetersizlik ve ihtirasla bulaşmış fikir ve eğilimlerle kendilerini ilahlaştırmış kulların, kulu olurlar. Bunun yanı sıra tartışılmaz "konjonktürel yaptırımların " kulları durumuna düşerler.

Bu duruma getirilenlere başka bir tercih hakkı tanınmaz. Onlara şöyle derler: “Bundan başka seçeneğiniz yoktur. İtirazsız, tartışmasız boyun eğmeniz gerekir, itaat etmelisiniz.” İtaat etmeyenlere aba altından sopa gösterilir. Bu sopayı görenler ya konuşmaz ya onların istediği gibi konuşur ya da konuşuyormuş gibi yaparlar.

Zorunluluklar kategorize edilerek insanlar bunlara zorlanır.

Bunlar ''tarihsel zorunluluklar, ekonomik zorunluluklardır.

Bu zorunluluklar konjonktürün doğurduğu doğal zorunluluklardır. Bu yüzden kabul etmelisiniz, derler.

'Onlar da alınlarını yere yapıştıran bu maddi zorunluluklara başkaldırmadan, kendilerini bu aşağılık, iğrenç kulluğa mahkum eden zorba, aldatıcı ve korkunç zorunlulukları tartışmadan benimser, boyun eğerler.

Bundan sonrası çizgiden çıkan insanlık, yoldan sapan kulluk ve bozulan düzen...

İnsanlar mutsuz, insanlar huzursuz...

Tekrar huzurun topluma hakim olması, kime kulluk yaptığımız noktasında bir özeleştiriye tabi tutulmalıdır.

Kula kulluktan kurtulup, Allah'a kul olmanın özgürlüğünü yaşamalıyız. Araçları putlaştırmadan, amaca odaklanmalıyız.

Halit Bin Velid ordu komutanı ve karşısında kat kat fazla olan Bizans ordusu.

Halit Bin Velid ile Bizans ordu komutanı arasında şöyle bir diyalog geçer.

Bizans ordu komutanı Halit Bin Velid’e şöyle der:

-Ey Halit, Sen akıllı bir komutansın. Sizin sayınız çok az, bu ordunun karşısında nasıl duracaksınız.

Halit Bin Velid Bizans komutanına şu muhteşem cevabı vererek tarihe not düşer.

-Ey komutan, doğru! Bizler sayıca az siz ise çoksunuz. Sizler teçhizat bakımından bizden kuvvetlisiniz. Ancak, bizimle sizin aranızda bir fark var. Bizler buraya ölmeye geldik, sizler ise buraya yaşamaya geldiniz.

Fark bu ölmek ve yaşamak...

Başka bir söze hacet var mı?

Farkı fark edenler, farklı bir hayat yaşamanın, kulluğun ve özgürlüğün mutluluğunu yaşarlar.

Hayatının merkezine Allah'a kul olmayı, özgür yaşamayı koyanlar, zorluklar ve kuşatmalar karşısında geçmişten gelen bir sesle teselli bulurlar;

"Düşmanlarım bana ne yapabilir. Sürgün edilmem seyahat, hapsedilmem halvet, ölümüm ise Şehadettir."

Sürgün edilmeyi seyahat, hapsedilmeyi halvet, ölümü Şehadet gören bir milletin mağlubiyeti olmaz...

Selam ve dua ile...