• DOLAR 5,8339
  • EURO 6,5442
  • ALTIN 256,447
  • ...

Ağlamak, algılarımızda zaaflarımız, yenilgimiz, kaybımız, acı ve ıstırap karşısında gösterdiğimiz bir eylem olarak görülmektedir. Kadınlar yaratılış itibariyle fıtratları gereği erkeklere göre daha fazla ağlarlar. Aslında şöyle diye biliriz; kadınlar problemlerini ağlayarak çözmeyi bir yol ve yöntem olarak benimserler. Ağlama insanı olaylar karşısında rahatlatmanın da bir sonucudur. Sadece üzüntü ve acıdan kaynaklanan bir durum olmadığını, insanın sevinince de ağladığını görmekteyiz. Çocukların fazla ağlamaları onların masumiyetlerinden ve ağlarlarsa işlerini daha rahat görebileceklerine olan inançlarındandır. Kadınlara aitmiş gibi görünse de birçok boyutuyla insan olma noktasında kadın ile erkeğin ortak özelliğidir ağlamak.

Allah kâinatta her şeyi zıttı ile kaim kılmıştır. Gece gündüzle nasıl devirli bir şekilde devam ederse gülme ağlama ile devir daim eder.  Biz buna denge diyoruz. Yaratılışa “Hikmet” nazariyle baktığımızda dünyanın bir denge kanunu ile yaratıldığını ve her şeyin yerli yerinde olduğunu görmekteyiz.

İnsanoğlu bu hikmeti kaybettiği günden belidir yapılan fiil ve eylemleri anlamsızlaştı ve bir şahsın yaptığı eylem ve faaliyetler diğer insan için rahatsız edici ve zulüm boyutuna ulaştı.

Bundan dolayı fiil ve eylemlere verdiğiniz tepki yer ve zaman boyutundan ayrı yapıldığında dengesizleşir ve hikmetini kaybeder.

Ağlanacak yerde gülme, gülünecek yerde ağlamak gibi…

Bugün İslam ümmetinin durumunu ve gönül coğrafyamızdaki olayları Müslümanların nasıl tepki verdiği ve vereceği belirleyecektir.

Mehmet Akif Ersoy; Irzımızdır çiğnenen evladımızdır doğranan… Hey Sıkılmaz, Ağlamazsan Bari Gülmekten Utan… Diyerek yaşadığımız paradoksu bize göstermektedir.

Kendi kardeşleri Yusuf`u kuyuya atıp, kurt yedi yalanıyla babalarına geldiklerinde, Yakup`un bu habere inanmaması ve bir gün çıkacağı ümidiyle gözleri kör olana kadar ağlaması yerinde yapılan bir eylemin nasıl bereketleneceğini Yusuf kıssasındaki hikmetleri okuyarak anlaya biliriz.

Yusuf`a hasret Yakup bu olaydan sonra dünyevi ve güle eğlene bir hayat yaşayamazdı.

Hz. Muhammed(s.a.v) in oğlu İbrahim öldüğünde ağlamasını anlayamayan ashabına Allah Resulünün `` Bunlar şefkat gözyaşları`` demesi yerinde yapılan ve hikmeti içinde barındıran bir fiil ve eylemim içinde nasıl bir huzur ve kurtuluş muştusu taşıdığının en bariz örnekleridir.

Bugün İslam Âleminin durumuna baktığımızda Müslümanlar olarak ne kadar yersiz ve hikmetsiz bir hayat yaşadığımızı görmekte ve üzülmekteyiz.

Gönül coğrafyamızın muhtelif yerlerinde Müslümanlar işkence altında inlerken, bacılarımızın ırz ve namusları çiğnenirken, başka bir coğrafyada Müslümanların gülüp eğlenmesi, dünyevi plan ve projelerin peşinde olması ağlanacak bir durumdur.

Hiçbir dönemde Müslümanlar İslam`ın özünden ve İslam`ı İslam yapan kadim değerlerinden bu kadar uzaklaşmamışlardır.

Bizi biz yapan temel değerlerimiz tehdit altında…

Müslüman bir erkeğin şahsiyetini zedelenmekle ve Müslüman bir kadının ar ve namus damarları patlatılmakla karşı karşıyadır.

El emin olan bir Resule inandığını söyleyen ve Müslüman olduğunu iddia eden insanlarda:

Güven yok, sadakat yok, vefa yok, Utanma yok, onur yok, dert yok, dava yok...
Bir paradoks var.
Bir akıl tutulması var Müslümanlarda...
Baskın ve seküler yönetimlerin olduğu ama Müslüman şahsın muhkemleştiği, İslamcıların yönetimleri amaç görmediği, araçlarla yol aldığı, dünya nimetlerine köşeden baktığı ama hakkı olmayana el atmadığı, imam hatiplerin sayıların az ama nitelikli olduğu, başörtünün kamusal alanda dar ama bedenlerde geniş olduğu zamanlardan bu günlere geldik.

Bundan dolayı diyorum ki; ‘`artık zamanı geldi ağla gözlerim ağla…``

Ağla ve muhasebeni ağlayarak yap güle eğlene değil…

“İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdiği nebilerdir; Âdem`in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah')ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar.” (Meryem;58)