Tarihin kırılma noktasında kurtulmanın yolları

Müslümanlar suiistimale, aldatmaya, sömürülmeye müsait durumdan çıkıp, yenileyici, eleştirel ve muhalif bir duruşu temsil etmelidirler.

Pasif iyiden aktif iyi olmaya, her günü bir önceki günden iyi olmaya doğru hareket halinde olmalıdırlar. Kalabalıklar içinde amaçsız bir hayat yaşamak ben Müslüman'ım diyen ve yaratılmış varlıkların şereflisi seçilen insanın hayat şekli olamaz ve olmamalıdır. Müslümanlar dünyanın tarihi değişim ve dönüşümü yaşadığı, tarihsel kırılmanın kendini gösterdiği, ahlak ve maneviyat depremlerinin yaşandığı günümüzde Kur'an'a muhatap olmalıdırlar. Kur'an'a muhatap olmayan bireylerin oluşturduğu toplumlar, çürümeye, bozulmaya ve yok olmaya mahkûmdur. Zihinsel kirlenmişlik günümüzde Kur'an'a muhatap olmanın önündeki en büyük engeldir.

Seküler/ kapitalist/liberal hayat şeklinin muhatabı olmuş bir Müslüman aynı zamanda Kur'an'a muhatap olamaz. Kur'an'a muhatap olmak onu temiz, kirlerden arınmış bir zihinle anlama ve yaşama çabasıdır. Kendisi Kur'an'a muhatap bir birey, kendisininse Kur'an tarafından muhatap alındığının sağlamasını yapmalıdır. Kur'an tarafından muhatap alınmayan birey, her ne kadar onunla muhatap olduğunu söylese de bu tek taraflı iletişimden İslam ve İslam medeniyeti adına bir fayda beklenmez.

Modern çağda insanlar maalesef seküler/kapitalist/liberal değerlerle kurdukları iletişim ve ilişkileri terk etmiyorlar, aksine her geçen gün biraz daha muhataplıklarını geliştiriyorlar. Ekonomiden siyasete, siyasetten sosyolojik ilişkilere kadar her alanda seküler akıl Müslümanları kuşatmış durumdadır. Konuşulan dil seküler/kapitalist/liberal dildir. Artık Müslüman akıl bu dille anlaşamıyor. Bir şarkının sözlerinde geçen, konuşuyoruz, ama nece konuşuyoruz, konuşuyoruz ama anlamıyoruz sözleriyle belirtildiği gibi zihinler allakbulak olmuş durumda…

Gün geçmiyor ki; yeni bir zihinsel saldırıya maruz kalmış olmayalım. Algılarımız, neyi alıp, neyi vermeli, neyi kabul edip, neyi reddetmeli, neyi tutmalı, neyi atmalı noktasında tamamen seküler akılla karar vermekte ve bu karar eleştiri saldırılarına karşı kutsallaşarak kendisini korumaktadır.

Kavram haritamızda, kavramların içi boşatılarak yeni seküler bir kavram haritası oluşturuluyor.

Teslim olmamız gereken inanç ve itikat kavramları bile seküler mantıkla açıklanıyor, onlara yüklenilen anlam ve mana ile yeni bir dünya oluşturuluyor. Bilelim ki, bu yenidünya, bizim dünyamız değil, oluşturulan yenidünya düzeni de Müslümanların yer alacağı, huzurlu ve mutlu yaşayacakları dünya değildir.

Bütün bu zihinsel kuşanılmışlık çemberinden kurtulmanın yolarını aramalı, algı ve algı yönetimlerinden Kur'an'ın bizi muhatap kabul ettiği veya edeceği muhataplığa kendimizi teslim etmeliyiz.

Bu zihinsel ve algısal kuşatılmışlıktan kurtulmamız ancak zihinsel özgürlükle sağlanacaktır.

Zihinleri özgür bireyler ancak özgür toplumlar oluştururlar. Onun için klasik bir Müslüman formatından çıkıp mümin olma vasfına haiz olmalıyız. Peygamberin iki günü bir olan ziyandadır prensibi çerçevesinde ve İslam'ı yeryüzüne hâkim kılma görev ve sorumluluğunun müminlere verdiği mesuliyet duygusuyla İslam'ı kendine dert ve dava edinmeli, dava edindiği İslam'a insanları davet etmeli yani davamızın dertlisi hatta delisi olmalıyız.

Modern çağda seküler/kapitalist/liberal bir dünyada biz şunu görüyoruz ki, derdi ve davası olanlar dertsiz ve davasız insanlar tarafından deli olarak görülüyorlar.

Kapitalizmin tuzaklarına direnen, sekülerizmin kalıplarını kıran, materyalizme meydan okuyan, modernizmin büyüsüne kapılmayan, dini putlaştıran dindarlardan uzak duran, kalabalıklar arasında Ebu Zer, Necaşi'nin karşısında Caferi Tayyarlar olmak bizim temel vasfımız olmalıdır.

Bu vasıflara sahip bireyler ve bu bireylerin oluşturduğu toplumları oluşturduğumuz gün kurtuluş gerçekleşecektir inşallah.

Selam ve dua ile…

 

Görüş ve Önerileriniz için...


Yorumlar Yükleniyor..