• DOLAR 5,7445
  • EURO 6,4830
  • ALTIN 239,938
  • ...

İslam kültür ve medeniyet tasavvurumuza seküler düşünceler sirayet ettiği günden beri Müslümanlar dünyalık olan şeylerin peşinden sürükleniyorlar. İslam`a ait değerler ya değersiz kılınarak terk ediliyor, ya da seküler ve kapitalizmin aldatan ve albenili arenasında yer alıyor.

Batı, Müslümanların diğer âlemde yaptıkları iyi işler neticesinde elde edecekleri cenneti, bu dünyada sunma ve elde ettirme aldatmacasıyla bir hayat sunuyor onlara...

Müslümanlar sorgulamadıkları bu hayatın albenisine kapılarak suni ve hayali cennet arayışına girmişlerdir.

Allah Kur`an-ı Kerim`de şöyle buyuruyor. “Şüphesiz Allah müminlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır”(Tevbe;111)

Canlarını ve mallarını Allah`a(CC) vererek alınacak cennet, dünya piyasasında suni üretimle ve hayali anlatımlarla hayatlar oluşturuyor. Kapitalizmin bu dünyadan ibaret olan anlayışı, Müslümanlara bu dünyada sunuluyor ve insanlığa tek dünyalı hayat, seküler akıl tarafından empoze ediliyor.

Tek dünyalı olan insanlara siz adaletten, haktan ve hukuktan bahsedemezsiniz. Bütün kötülüklerin ana kaynağı tek dünya tasavvurundan kaynaklanıyor. Öteki dünyada yaptıklarının hesabını vereceğini düşünen ve bu doğrultuda hayat yaşayan bir insan hiç kötülük yapar mı?

İki dünyası olanlar, bu dünyada yaşadıkları hayatın, öteki dünyada hesabını verme sorumluluk ve bilinciyle karıncayı dahi incitmezler.

Nakledilir ki: Kanunî Sultan Süleyman Han, meyve ağaçlarını karıncaların sarması üzerine, karıncaları kırmak için meseleyi Zembilli Ali Efendi`ye güzel bir beytle sorar ve şöyle der;

“Dırahtı (ağacı) sarmış olsa eğer karınca,
Zarar var mı karıncayı kırınca.”

Zembilli Ali Efendi zarif bir ifade ile sorulan bu sualin altına şu beyti yazarak cevap vermiştir:

“Yarın divanına Hakk`ın varınca
Süleyman`dan alır hakkın karınca.”

Tek dünyası olanların çift yüzü, iki dünyası olanların ise tek yüzü vardır. Tek dünyaya inananların birçok hayat şekli, iki dünyaya inananların tek bir hayat şekli vardır.

Bu hayattan Müslümanlar çeşitli plan ve programlarla uzaklaştırılıp, batının batıl hayatını, müreffeh hayat yaşama adına kabul etmişlerdir.

Batının, müreffeh hayat projesiyle Müslümanlara suni ve yalancı cennet vaat etmesi, birçok Müslüman`ı cezp etmiş, kendinden geçirmiştir. Birçok meselede proje bekleyen ve çözüm bekleyen meselelerimiz, bu rahatlık içinde unutulmuş veya umursanmaz bir hal almıştır. Çözüm bekleyen meselelerde proje üretmesi gereken Müslümanlar, çizilen plan ve projelerin bir parçası olmuştur. Tarihte yüklendiği misyonu bırakarak tarihin öznesi olmaktan çıkmış ve tarihin nesnesi olmuştur.

Bugün Ortadoğu`dan balkanlara, Afrika`dan Asya`ya, İslam kültür atlasını projesinin baş kaynağı olarak kullanması gereken Müslümanlar, kendilerini bir STK`nın çalışma alanı içine hapsetmiş, deniz aşırı yerlere taşıması gereken bayrağı, küçük olsun benim olsun, ben olayım başkası olmasın noktasında dünyasını daraltarak cennetini burada oluşturmanın peşine düşmüştür.

İslam medeniyet atlasından ve medeniyet tasavvurundan taviz vererek, İslam kültürünü daraltarak siyasi güçlerin homojenleştirme çalışmalarına katkı sunar hale gelmiştir. İslam davasını, harekete geçirmeyen sohbet ve harekete geçirmeyen faaliyetlerle sürdürür olmuştur.

Ümmetin derdine derman olacak çalışmalar yapan kişiler, cenneti bu dünyada değil, öteki dünyada oluşturanlardır.

Bunlar ''Ey deniz eğer karşıma çıkmasaydın İslam bayrağını ta ötelere taşırdım" ve

 "yeryüzünde iman etmemiş bir kişi kalmayıncaya kadar bu davayı anlatmakla sorumluyum" diyen dava şuurunda olan

 Ve…

 "Düşmanlarım bana ne yapabilir ki, ben cenneti yüreğimde taşıyorum.
Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem seyahat, öldürülmem şahadettir`` diyenlerdir.

Cenneti yüreğinde taşıyanlara bin selam

Selam ve dua ile…