Özgür bir dünya özgür bireylerle kurulur

Türkiye'de genelde STK'ların, özelde ise birçok İslami STK'nın çalışma şekli, Albert Camus'un sömürge ve sömürgeleştirilen insan düşüncesi üzerine yazdığı, birçok hususu bünyesinde taşıyor.

Bu STK'lar muhataplarının mankurtlaşması, farklı din algılarıyla ve Ali Şeraiti'nin "dine karşı din" tezini destekler bir anlayış, hikmetten mahrumiyet, pragmatik hesaplar, konjonktürel işler yaparak hayatta varoluş gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Bu varoluş ontolojik bir varoluş değil, sömürgeleştirilmiş bir zihnin varoluşudur. İnsan, beden olarak özgür olsa da zihinsel olarak köleleşmiştir artık… Zihinsel kölelik, modernleşme ve seküler aklın etkisiyle kurumsal bir yapı halini almıştır.

Özellikle eğitim ve öğretim faaliyeti yapan kurum ve kuruluşlar, zihinsel kirlenmenin, algı yönetimlerinin, adam kayırmanın, ehliyetsiz kişileri göreve getirmenin yollarını, kendi alanlarından geçmesine müsaade ederek, bu sosyolojik savaşın devam etmesini sağlıyorlar.

Bugün, birçok eğitim alanında faaliyet gösteren sivil toplum örgütü, mevcut yönetimlerin, yanlış uygulamalarını eleştiremiyor, erdemli ve muhalif bir duruş sergileyemiyorlar. Aksine mevcut iktidarlara ve güce methiyeler düzüyor, âdete çıplak olan kral'a elbisesinin çok güzel olduğunu söyleyerek, yanlışın, haksız uygulamaların ve daha birçok menfi durum ve olumsuzlukların devam etmesine katkı sağlıyorlar.

Oysa muhalif olma özelliği, insana verilmiş en erdemli davranıştır. Bunu toplumda yanlış anlaşıldığı şekli ile değil, kavramın ihtiva ettiği şekliyle söylüyorum…

Farklı düşünme, toplumu ayakta tutan zenginliklerdendir. Toplumun düzelmesi, müreffeh bir hayat yaşaması ve yaşanılır bir dünya oluşması, farlı düşüncelerden ortaya çıkan, hak ve adalet ile sağlanır. Bunu ancak aydın insanlar yetiştirerek sağlayabiliriz.

Günümüzde, sadece okuyan, entelektüel, işi akademik olarak yapan, meslek sahibi olmaya çalışan bireyler yetiştiriliyor. Yani, fikir üreten, düşünen, eleştiren, yanlışa muhalefet eden, aydınlar yetiştirilmiyor. Böyle yetiştirilmek isteyenler, bir ağaç gibi budanıyor, dalları kırılıyor ve hormon verilmiş bir bitki gibi hormonlanıyor.

Bizim ithal fikirlere ihtiyacımız yok, İslam kültür ve medeniyetinden beslenmiş, aydın düşünürlere ihtiyacımız var. Bu noktayı dikkate almayan STK'lar ilgilendikleri gençlerden, ancak entelektüel bir kişilik çıkabilir. Bunlardan peygamberlerin, dava adamlarının varisçileri, aydın kişilikler çıkamaz. Oysa insanlığın muhtaç olduğu, ezilen, sömürülen, ekmeği elinden alınan, başkalaştırılan insanın özgürlüğünü eline vermektir.

Tarih, toplum, tabiat ve kendi zindanında yok olmak üzere olan beşeri, bu bulunduğu yokoluş zindanından özgürlüğüne kavuşturmalıyız. Muhtaç olduğumuz din budur…
Muhtaç olduğumuz din, insanın insana kulluğundan, bir olan yaratıcıya kulluğa, yani özgürlüğe erişmektir.

Varoluşunu anlamlandıramamış, gelecek adına bir plan ve programı olmayan, vatan sevgisini çizgilerle sınırlayan bir nesilden, geleceği ihya ve inşa etmesini bekleyemeyiz.

Gelecek inşası, kişinin kendini inşasıyla ve hayata düzen veren idealleriyle başlar. İnsan, ancak kişilik oluşumunu sağlar, hayatı anlar ve anlamlandırırsa aydın olur ve hayata bir düzen verebilir.

Hayatımızı düzenleyen güç, aynı zamanda bize hayat veren bir güç ise hayat anlam kazanır.
İnsanlık bugün öyle bir hayat yaşıyor ki; farklı hayatlar bir zenginlik olmaktan çıkarılıp birbirine pusu kurduruluyor. Bu pusudan ancak Allah'ın istediği hayatı yaşayarak kurtulabiliriz.

İnsanlığa, Allah'a kul olmuş, özgür bir dünya vadeden, İslam'ı yeniden hayata hâkim kılmak için çalışan, aydın kişiler gelecek vaat edebilirler. İslami STK'ların ve kurumların en öncelikli faaliyet alanları bu aydınları yetiştirmek olmalıdır.

 

 

Görüş ve Önerileriniz için...


Yorumlar Yükleniyor..