Ne mutlu Müslümanım diyene…

1933'ten 2013 yılına kadar ilköğretim öğrencilerine okutulan(dayatılan) “andımız” metni Danıştay'ın tekrar okutulması yönündeki kararıyla yeniden gündem oluşturdu.

Peki, metin nedir ve 80 yıl gibi uzun bir süre körpecik beyinlere neden enjekte edilmeye çalışıldı? Müslüman bir ülkede, Müslüman'ın inanç ve değerleriyle bağdaşmayan, hatta okunması tevhit inancına aykırı olan bu metin kutsallaştırıldı ve kutsal hale getirildi. Bilinçli bir şekilde okunması, kabul edilmesi ve savunulması inanç değerlerini zedeleyen, Müslüman bir bireyin tevhit dairesinden çıkmasına sebep olabilecek bu metin, bu kadar yıl sorgulanmadan okundu, karşı çıkanlar vatan haini ilan edilerek cezalandırıldı. Okutulmasının devamı sağlandı ve korundu.

Geçmişe mazi derler, dün yaşadığımız hayat bugüne göre artık geçmişte kalmıştır ve tarih böyle oluşmuştur.

8 Ekim 2013'de tarihin mazinin hurdalıklarına attığı, bu nerden bakarsan problem olan metin niçin tekrar geri getirilmek isteniyor.

Yoksa on yılda bilmem kaç milyon genç yarattık her yaştan… Diyen zihniyet,  yeniden yaratmak istediği gençliğin kutsalı olarak mı bu metni görüyor.

Ecdat besmeleyle bir medeniyet inşa etmiştir. Ancak besmelenin planlı ve programlı, bir şekilde emperyalist sömürü tarafından müfredattan kaldırılmasıyla bu tür etnik ve şovenist metinlerle tarih ve medeniyet tasavvuru yok edilmeye çalışılmıştır. Tevhit süzgecinden geçmeyen, süzgecin üstünde kalan bu metin, yeniden yaratılmak istenen gençliğin amentüsü haline getirilmek isteniyor.

Sınırların Müslüman'ın gönül coğrafyasında bir anlam ifade etmediği, bu sınırları aşan bir inanç ve değerler sistemi olan İslam inancının, evrensel mesajının içinde ne bir ırkı kutsamak vardır, ne de beşerin oluşturduğu bir düşünceyi “and” haline getirmek vardır.

Kur'an-ı Kerim'de Yüce Allah mealen şöyle buyuruyor: “Müminler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah'a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.” (Hucurat:10)

“Andımız” kavram olarak bir dayatmanın, despotluğun, sorgulamamanın, ben dedim oldu anlayışının, mutlak itaatin, özgür düşünme yetisine suikastın bir göstergesidir.

“Andımız” kimin andı? Senin andın.

Sen kimsin? Sen inancında serbestsin okuyabilirsin…

Kutsayabilirsin, inancında özgürsün, ama senin olan andını bana dayatma,

Benim andım, Müslüman olmam neyi gerektiriyorsa odur.

Sen diyorsun ki Türk'üm, ben diyorum ki Kürd'üm, Çerkez'im, Arab'ım…

Ben benim, sen değilim, her ne isem oyum.

Sen çalışıyorsun, ben de çalışıyorum.

Küçükleri korumak, büyükleri saymak, sadece Türk'ün bir özelliği değildir. İnsanın bir özelliğidir.

Yurdunu ve milletini sen özünden çok sevebilirsin. Senin öze verdiğin anlama bağlı…

Özün nedir? Hangi özden bahsediyorsun?

Öz; bir kimsenin benliği, kendi manevi varlığı, kendi.

Hz. Peygamber Hz. Ömer'e beni ne kadar seviyorsun? Diye sorduğunda söyle cevap vermiştir: “Seni kendim(özüm) hariç her şeyden çok seviyorum.” Allah'ın elçisini bile özünün üstünde tutmayan bir inanca siz ölçü belirleyemezsiniz.

Yükselmek ve ileri gitmek…

Görece bir anlayışla, bu çocukların ruh dünyalarını, tasavvurlarını, bozamazsınız.

Ben Müslüman'ın, ben her gün 5 vakit, 40 kere bizi doğru yola ilet; kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, gazaba uğrayanların ve sapıtmışlarınkine değil.(Fatiha;5-7) diyerek göklerin ve yerin Rabbine and içiyorum. Bu benim dinim… Din budur…

Ben, bir beşerin, senin büyük gördüğün bir insanın açtığı yolda değil…

Allah'ın sıratı müstakim dediği yolda yürümek istiyorum. Benim çocuğuma, sen başka bir yolda yürüyeceğine, onun açtığı yolda, gösterdiği hedefte yürüyeceğine karar veremezsin, zorlayamazsın…

Sen istediğin yolda yürüyebilirsin, istediğin kişinin gösterdiği hedefe koşabilirsin, ancak ben inandığım Resulün yolunda, gösterdiği hedefte yürüyeceğime, Onun gösterdiği hedef doğrultusunda gideceğime beni yaratan Allah'a söz vermişim.

Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”(Araf;172)

Bizler de;

Evet, şahit olduk  (ki Rabbimizsin)”(Araf;172)

Rab, terbiye eden, düzene koyan demektir. İnancımız odur ki; öldüğümüzde bize sorulacak ilk soru şudur?

Rabbin kim?

Bu soruya Allah dememiz için hayatımızı o terbiye etmeli, o düzene koymalıdır. Irk üstünlüğünü ön plana alarak bu düzeni bozamam.

Varlığını Türk varlığına armağan edebilirsin…

Allah bile Kerim kitabında ‘'Dinde zorlama yoktur…''(Bakara; 256) diyor.

Din bir yaşantı şeklidir. Nasıl yaşarsanız öyle inanırsınız. İnandığınız gibi yaşamazsanız,  yaşadığınız gibi inanırsınız.

Ben bir Müslüman olarak varlığımı, Gökleri ve yeri yaratan Allah'a armağan ediyorum.

‘' De ki: ‘'Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.''(Enam;162)

Ne mutlu Müslüman'ım diyene…

 

Görüş ve Önerileriniz için...


Yorumlar Yükleniyor..