Hapsedilen özgürlüğün sesi…

Sen zindanda özgür, biz dışarıda tutsak... Görünmez prangalar sarmış etrafımızı…

Masanın, kasanın, menfaat ve dünyanın tutsağı olmuş gönüllerimiz...
Bize gereken zihinsel kölelikten kurtulmak... Sana gereken özgür zihin dünyanda şahlanan kır atını, hedefine doğru doludizgin sürmendir. Bizim demir kafes içinde büyüttüğümüz özgürlük güvercinini, sana zindan duvarlarından açılan pencereden salıvermendir. Medine'ye medeniyete…

Sevgiliye, en sevgiliye doğru…
Müslümanlarda sana uzanacak, zulmün kollarından çekip alacak ne bir el var, ne de senin Allah ile birlikteliğine Ebubekirce ortak olmak gibi bir takat var. Gönüller senle, ama Yezid'in katliamına ve idam fermanına ses çıkarmıyor Müslümanlar… Müminler Hüseyin ve yarenleri gibi Kerbela çöllerinde kuşatıldı. Dün bir yerin adıydı Kerbela, bugün her yer Kerbela…

Müslüman'a yakışan, sana yapılan haksızlık ve zulmü, bütün iman eden mümin ve muvahhitlere yapılmış addederek haykırmaktır. Ama ne sesimiz çıkıyor, ne de bir gayretin içindeyiz. Sadece miş gibi davranıyoruz. Seni unutmamış gibi… Sana yardım ediyormuş gibi… Seni darağacına götürmek isteyen müstekbirlere karşıymış gibi…

Sözün gücünü elinde bulunduran söz ustalarımız, susuyorlar ve susturuluyorlar.

Senin ve şehadet yolunun kutlu yolcusu arkadaşların, darağacına çekilme teşebbüsü, Müslümanlarda kemiyetin hiçbir işe yaramadığının en net göstergesidir. Bize keyfiyet gerekli, hem nur, hem de kuvvet olan iman donanımlı, dünyaya meydan okuyan…

Biz Yusuftan tanırız zindanları... Zindan bize yabancı değil, ancak kuyu çok derin, düştüğümüz kuyunun çevresinden ne kervanlar geçiyor, ne de ip atıp yusufileri kuyudan kurtarmak için insanlar…

Köle olduğumuzun farkında olsaydık. Ayaklar prangalı olsa da gam yemezdik. Prangalar elbet bir gün kırılırdı. Maddi kuyulara düşse de insanlık, çıkarırlar bir el yardımıyla düzlüğe, manevi hastalık kuyularına düşmüş olanları hangi el çıkarabilir ki bu kuyudan. Bu gün düştüğümüz kuyu sekülerizmin, kapitalizmin, insanı ve İslami değerleri yok eden sömürü kuyusudur. Nefsini ilah edinenlerin, doymak bilmeyen ihtirasların, fitnenin, fücurun, entrikaların, hasetliklerin, fesatlıkların, Müslümanların gönüllerinde açtığı kuyudur. Yani kuyu bizim dışımızda değil, kuyu bizim içimizde. Düştüğümüz kuyuda mahsur kaldık. Kendi düştüğümüz kuyudan kurtulamıyoruz. İpek böceği gibi kendi kozamızdan çıkışın yollarını aramıyoruz.

Örümcek kadar zayıf değiliz, ama onun kadar bile seni küfrün öldürücü girişimlerinden koruyamadık. İki adama dar gelecek mekânda, mekândan münezzeh dost ile uçsuz bucaksız bir dünyanın kapılarını açma bahtiyarlığını gösteremedik. Yüz dostu koruyacak mekânlar inşa ettik kat kat, ancak bir gönlü yaralı dostu sığdıramadık evlerimize, saraylarımıza, yurtlarımıza…

Mağaraya sığan dostluklar şimdi artık ne villalara sığıyor, ne sitelere sığıyor, ne de rezidanslara sığıyor.
Devesine aldığı dostuyla perçinleşerek hedefe yürünen dostluk ve kardeşlikten, yaya yürüyen kardeşinin yanından 80 km hızla geçen vefasızlıklar kaldı bize…

Sen orda özgür... Biz burada tutsak...
Senin zincirlerin görünür... Biz görünmez zincirlerin esiri. Sen dostun çağrısına hasret, gözlerin seni cennete çağıracak bir işaret beklerken, biz dünyanın ve dünyalıkların peşinde koşuyoruz, biz dünyaya koştukça dünya bizden uzaklaşıyor, uzaklaştıkça cazibesi artıyor…

Konforun albenisi alıyor mücahitleri birer birer, müteahhit yapıyor, Salebe yapıyor, bahçe veriyor, modern bahçe sahipleri yapıyor.

Sen zindanda Yusuf, biz dışarıda kardeşlerin… Utandıracaksın bizi bir gün, o gün gelmeden Hz. Yusuf'un kardeşlerine gösterdiği merhametine mukabil bir anlayış gönder bize.
Biz sana ve senin gibi yüzlerce kardeşimize Yusufsun kardeşlerinin yaptığının çok daha büyüğünü yaptık.
Onlar kardeşlerini kuyuya atıp kurt yedi dediler. Biz kardeşlerimizi dünyevileşerek, kariyer adına, makam adına, kadın, ev, para adına, kapitalizmin ve emperyalizmin yok eden ve sömüren dişleri arasına attık.

Yusuf'un Züleyha'sı Yusuf'un aşkıyla Mevla'sının aşkını buldu, biz Mevla'ya götüren aşkın yollarını kaybettik. Kimimizin yolu mala, kimimizin yolu makama, kimimizin yolu ise başka başka dünyalıklara düştü.

Yol yakınken dönemedik, az gittik, uz gittik, dere tepe yol gittik. Gittiğimiz yol bizi düze çıkarmadı, yollarımızı şaşırdık,

'Bizi doğru yola ilet Allah'ım. Kendine nimet verdiklerinin yoluna, sapıtmışların ve gazaba uğramışların yoluna değil.''(Fatiha;6-7)

Sen affet bizi Allah'ım.
Kusurumuz çok günahımız büyük
Sen affet bizi Allah'ım.
Affet…

Görüş ve Önerileriniz için...


Yorumlar Yükleniyor..