Annesinden özgür doğanları ne zamandan beri köleleştirdiniz…

Toplumlar var oldukça çeşitli yönetimlerde sosyolojik olarak var olacaktır.

Bu yönetim şekilleri tarihi süreç içerisinde insanların yaşantıları üzerinde müspet veya menfi tesir oluşturmuşlardır. Yönetilenler yönetim tarzı doğrultusunda hayatlarını ya özgür bir şekilde ya da yönetim tarzına muhalif bir şekilde yaşamışlardır.

 Tarihteki yönetim şekillerine baktığımızda üç ana unsurun çok önemli olduğunu görüyoruz.

Bunlardan birincisi yöneticiler, ikincisi yönetilenler(halk) ve üçüncüsü ise yönetim şeklidir. İnsanlık tarihi bu üç unsurun birbiriyle uyumu ve çatışmasına göre şekillenmiştir.

İslam tarihi Peygamberimiz(s.a.v) önderliğinde yöneticilerin, halkın ve yönetim tarzının bir bütün içinde ve uyumlu bir şekilde uygulanabileceğini bizlere göstermiştir. Bu örnek uygulamayı kendi toplumuna da uygulamak isteyen yöneticiler halkı ile sürekli barışık yaşamamış, yaşanılır bir dünya oluşturmanın mücadelesini vermişlerdir.

Yaşanılır bir dünya ancak İslami bir yönetimin örnekliğinde ve uygulamasında gerçekleşecektir.

İslam yönetim tarzını ve felsefesini iyice analiz ettiğimizde göreceğiz ki; İslami yönetim şu beş kavram üzerine bina edilmiştir.

Bunlardan birincisi adalettir. İkincisi emanettir. Üçüncüsü ehliyet, dördüncüsü maslahat, beşincisi ise meşverettir.

Bu beş unsur olmadan zaten İslam da olmaz. İslam'ın olmadığı yerde huzur da olmaz.

Şimdi şöyle bir soru sorabilirsiniz.

İslam'ın olduğu yerlerde de huzur yok, hatta İslam olmayan topraklarda yaşayanlar daha huzurlu…

El cevap: Zaten mesele burada, İslam isimden müteşekkil bir anlayış değildir. Ben Müslüman'ım demekle İslam olunmayacağını bilmemiz lazım.

Kerbela'da İmam Hüseyn'i şehit edenlerin, onu ve ehli beytini acımasızca Kerbela çölüne gömenlerin İslam anlayışı tarihi süreç içinde devam etmiştir. Belki zihinsel olarak sürekli devam edecektir. Şunu bilelim ki o gün Kerbela'da İmam Hüseyn'i Kerbela çölüne gömenler, sadece imamın cesedini değil İslam'ın mezkûr saydığım beş temel unsurunu da Kerbela çölüne gömmüşlerdir. Bunu da İslam şemsiyesi altında yapmışlardır. Bu şemsiye maalesef bugüne kadar hiçbir zaman kapanmamıştır.

Adaletin olmadığı yerde zulüm başat rol oynamış, emanet ehlinden alınınca hak darbe yemiş, ehliyetsiz insanların elinde hak parça parça olmuştur. Maslahatlar hakkı ayakta tutan sütunlar olma vasfını kaybetmiş, İslam binasının akıbeti meşveretin terk edilmesiyle birlikte şeytan ve şeytani güçlerin inisiyatifine bırakılmıştır.

 

 

 

İslami yönetim şeklinin kendi özgün yapısından çıkarılarak bir kalıba konulması, evrensel boyutunun, yerel, bölgesel veya kültürel bir şekil alması artık insanlığa huzur veremez, vermeyen bir hal almıştır.

Toplumun organize edilmiş ve örgütlenmiş devlet yapıları hangi yönetim şeklini benimsemişse benimsesin, yukarda saydığımız beş unsuru uygulamadıkları veya eksik uyguladıklarında toplum huzursuz, anarşi, terör ve kargaşanın arenası olmuştur. Bugün Ortadoğu ve diğer bölgelerde gelişen olaylar bunun en büyük delilidir.

Allah Kuran'da insanın başıboş yaratılmadığını, bir mesuliyet ve sorumlulukla mükellef kılındığını bize bildirmektedir.

'İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder.''(Kıyame:36)

Birçok ayette başıboş ve kendi haline bırakılmayacağı beyan edilen insan, yaratıcı tarafından yönetim gibi önemli bir konuda nasıl serbest bırakılır ve beşer kanunlarıyla şekillendirilen bir yönetim şeklini benimser…

Onu nasıl İslam'la eşdeğer tutar, ortak yönlerini arar bulmaya çalışır…

Hz. Ömer''Annesinden özgür doğanları ne zamandan beri köleleştirdiniz.'' diyerek kölelik ve sömürülmeye karşı insanları devrimci bir ruhla ancak Allah'a kul olmaya davet ediyor.

Bugün dünyanın yeniden şekillendirilmesinde hedeflerine ulaşmak isteyen emperyalist güçler, kapitalizm gibi, sekülerizm gibi, insanlığın manevi değerlerini yok sayan, inançsız bir hayat insanlığa sunan, dini, toplumların afyonu gören ve dünyayı sadece görünenle sınırlandıran hayat şekillerini yönetim ilkeleri ile bize kabul ettirmeye çalışıyorlar.

Müslümanlar bu oyunu ve sosyolojik savaşı görüp yeniden diriliş muştusu olan Kuran'ın sesine kulak vermeli, yetmez anlamalı ve hayata aktarmalıdırlar.

Selam ve dua ile…

 

Görüş ve Önerileriniz için...


Yorumlar Yükleniyor..