İslam'ı anlayamamış veya yanlış anlamış Müslümandan ümmete hayır yoktur

Müslüman, İslam'ı kendisine din olarak kabul eden ve bu dinin emir ve nehiyleri doğrultusunda hayatı yaşamaya çalışan insandır.

Ancak İslam'ı din olarak kavrayamamış ya da bu dini yanlış tanımış olan insanlar her ne kadar yaşantılarının İslam'a ait olduğunu söyleseler de eğer hayatları İslam'a ait değerlerle şekillenmiyorsa yeniden İslam'ı anlama yoluna gitmelidirler.

İslam saf ve temiz olan dinin adıdır. Peygamberler Allah'tan aldıkları vahyi eğmeden bükmeden bütün zorluklara rağmen anlatmış, örnek şahsiyetler olarak vazifelerini tamamlamışlardır. Eğer bugün İslam'ın etrafında şek ve şüphe varsa, bu İslam'dan değil, İslam'ı insanlara yanlış tanıtan ve kötü örnek olanlardan kaynaklanıyor.

İslam, sadece ibadetlerden müteşekkil bir din değildir. O ekonomidir, siyasettir, eğitimdir…

Hz. Âdem(a.s) ile başlayan, Hz. Muhammed(s.a.v) ile son bulan peygamberler ve elçiler yaşanılır bir dünya oluşturmak için gelmiş, İnsanlığa dünya ve ahret mutluluğunu vaat, İnsanların bir olan Allaha kul olmaları gerektiği, insanlığın kurtuluşunun da bu olduğunu tebliğ etmişlerdir.

Ancak insanlar bir olan Allah'tan başka tanrılar edinmiş ve huzursuzluğun ve mutsuzluğun sorumlusu olarak kendi yaptıklarını görmemiş, kendi elleriyle oluşturdukları putlara tapmış, kendilerine yeni yeni kutsallar üreterek, beşerin kulu ve kölesi olmuşlardır. Rezil ve sefil bir hayatın kıskacına düşmüşlerdir.

Bugün bu rezil ve oluşturulan gayri İslami hayat, modernizm ve çağdaşlık maskesi altında insanlara emperyalizm tarafından empoze edilmektedir.

İslam'a inancın zayıflaması ve İslam'ı birçok iç ve dış saldırılarla bozmaya çalışma ve çabası maalesef sonuç vermiştir. İslam coğrafyası parça parça olmuştur. İslam her gurubun, her stk'nın, her tarikatın, her cemaatin kendi anlayış ve maslahatları doğrultusunda şekillenmiştir. Bunun yanında resmi bir din anlayışı İslam'a hizmeti meslekleştirmiştir.

Tebliğ ve davet çizgisinden çıkan, meslek haline gelen ve insanların geçim kaynağı olan din, ticaret halini almıştır.

İslam'ın devlet gibi bir talebinin olmadığını söyleyenlerden tutun, dinin bir vicdan işi olduğunu söyleyenlere kadar, İslam'ın demokrasi ve laikliğe uygun bir din olduğunu söyleyenlerden tutun, İslam hukukunun içtimai hayatta yer alamayacağını söyleyenlere kadar, bir algı ve proje, İslam gibi evrensel bir dinin etrafını kuşatmıştır.

Müslümanlar mezkûr kuşatmadan bir an önce kurtulmalıdırlar.

Seküler hayatın bütün baskı ve saldırılarından İslami bir hayatla korunmalı, İslami düzen ve hayat bireysel hayattan toplumsal hayata kadar her alanda yaşanmalıdır.

Aile hayatından başlayan bir İslam sosyolojisi oluşturulmalı, ben Müslümanım diyen herkesin ana gündemi olmalıdır. Batıl ve şeytani gündemlerin algı ve algı yönetimlerinin oluşturmaya çalıştığı akıldan kurtulmalıyız. Müslüman bir aklın inşasını oluşturmalıyız.

İslam, tarihi süreç içerisinde kendine dost bulduğu gibi hep düşmanı da olagelmiştir. İnsanlığa huzur ve mutluluk için gönderilen dinin adı olan İslam, tarihi süreç içinde gönderiliş amacından sapmış ve saptırılmıştır. Bunda bu dinin düşmanlarının büyük etkisi olmasına rağmen, kendine inanan müntesipleri tarafından da bozulmuş, yanlış anlaşılmış ve nefsi arzuların kullanım alanı olmuştur.

Ali Şeriati'nin ifadesiyle tarih ‘'dine karşı din'' savaşlarından süre gelen bir arenadır. Tarih bize göstermiştir ki; dinler tarihinde her şey zıddı ile kaim devam etmiştir. Savaşın karşısında barış, iyinin karşısında kötü, güzelin karşısında çirkin ve bu böyle uzayıp gider…

Dostun karşısında düşmanın olduğunu da unutmayalım.

Hz. Peygambere soruluyor “İman kimdedir? Ey Allah'ın Resulü?”

Cevap veriyor peygamber:

-İman dininin düşmanını bilendedir?

Necip Fazıl bu espriyi anlamış ve dizelerinde şöyle demiştir.

‘'Düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın…

Gündüz geceye muhtaç bana da sen lazımsın…''

İç ve dış düşmanları tanımadan ne İslam'ı tanımış olacağız, ne de  İslam ümmetinin derdine derman olacağız. Ümmet bizi beklerken biz yerimizde çakılıp kalacağız.

En çok da bizden olan dost görünen düşmanlardan korunmalıyız.

Balta ağacı keserken ağaç şöyle sızlanırmış:

Kes bakalım, vur bakalım senin sapın benden ya ben ona yanarım.

Bilmem anlatabildim mi?

Selam ve dua ile…

 

Görüş ve Önerileriniz için...


Yorumlar Yükleniyor..