• DOLAR 5,7445
  • EURO 6,4830
  • ALTIN 239,938
  • ...

Birey ile toplum arasında sıkı bir ilişki vardır. Bireylerin ıslahı toplumun ıslahıdır. Toplum bireylerden oluşur ve sağlam bireylerin oluşturduğu toplum da sağlam olur.

İslam sosyolojisi oluşturmanın ve toplumu ıslah etmenin yollarını ve işaretlerini Hz. Peygamberin hayatında bütün boyutlarıyla görebiliyoruz.

Kanun ve kurallar adalet bahçesinden toplanmalıdır. Dünyayı ayakta tutan adalet, yıkan ise zulümdür. Zulüm her şeyi yerli yerinde oluşturulmuş bir sistemi bozma, ait olunanı yerinden oynatma, olması gerekeni yok etme ve olmaması gerekeni insanların albenisine sunmadır. Hakkı olanı yapmadığından dolayıdır ki hiçbir zulüm abat olmamış er veya geç yok olmuştur.

Kanunlar bazen mahiyetine göre bütünü görme açımızı sınırlandırabiliyor. Bu noktada de facto olan yani gerçek hayatta olması gereken unsurlar imdadımıza yetişir.

İnsan fıtratı gereği iyiye, doğruya, güzele meyyal ve yatkın özellikleriyle yaratılmış olmasına rağmen, aynı zamanda kötüye, yanlışa ve çirkin olana da meyyal bir yapıda yaratılmıştır. Yani insanı tek bir boyutu ile değil, birkaç boyutuyla inceleyen ve bu doğrultuda kanunlar hazırlayan hukuk ve hukuk kurallarına ihtiyaç vardır. Bu hukuk kuralları çerçevesinde İslam sosyolojisi oluşturmalıyız.

Dünya kanun ve kurallar ile yönetilir. Allah dünyayı belli bir kanun ve kurarlar bütünüyle yaratmıştır. Allah`ın kanun ve kurallarında ne bir eksiklik ne de bir fazlalık vardır. Bunda bir eksiklik arayan aradığı eksikliği bulamayacaktır. Yüce Allah Kur`an-ı Kerimde mealen şöyle buyuruyor:

`O ki, birbiri ile ahenktar yedi göğü yaratmıştır. Rahman olan Allah'ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun?``(Mülk:3)

Allah, insanın yaratılışına tek bir boyuttan bakarak kanunlar yapmamızı istemiyor. İnsanın farklı yapısını bizlere ayeti kerimede bildirerek insanları tek bir kanunun ve hükmün boyunduruğu altına alınmasına karşı insanları uyarıyor.

En güzel şekilde yaratılan ve hayatı yaratılışın amacı doğrultusunda yaşayan insanlar, insana ve insanlığa huzurlu bir dünya sunma ve oluşturma gayretiyle yaşamış ve bu dünyadan ebedi hayata gitmeden, dünyaya hoş bir seda bırakmanın mücadelesini vermişlerdir. Dünya üzerinde adalet ve medeniyetin oluşmasında kattı sunmuşlardır.

Yaratılış amacından sapmış, dünya tarlasına kötülük ekmek, huzursuz bir ortam bırakmak isteyen, fıtratının üstünü örten insanlar ise; önleyici kanun ve kurallarla menfi bir ortam oluşturarak bu hayatı yaşanılmaz hale getirmek istemişlerdir. İnsanlık tarihi bize göstermektedir ki insanın toplumu bozan hal ve hareketlerini düzeltmenin ve engellemenin yolu, kanunlardan daha çok, örnek ve model olmaktır. Onların fıtratlarına seslenerek düzeltme ve ıslah yapa bilir ve İslam sosyolojisi oluştura biliriz.

Rol model olunmamış veya İslam`ın ahlakıyla ahlaklanmamış insanlarının insana ve insanlığa vereceği bir şey yoktur.

Muhammedi rol ve model alma, yeniden İslam`ın kadim değerlerine dönülerek İslam sosyolojisi  yani  İslam toplumu oluşturulmalıdır.