Fıtrat'a dönük kanunlar bütün kötülükleri frenler...

Öncelikle sosyolojik iki kavramı açıklayarak konuya giriş yapmak istiyorum.

De jure: Bir konuda kanunların ne söylediğini dikkate alırken, De facto ise; gerçek hayattaki uygulamayı ve nasıl olduğunu baz alır.

Bazı uygulamalar kanunlarla gerçekleşemez. Realite ve bu realiteyi potasında eriten fıtri yapı göz önünde bulundurulmalıdır.

Bunu İslam tarihindeki bir örnekle somutlaştıracak olursak; bir gün gencin birisi Hz. Peygambere şöyle bir istekle gelir.

-Ey Allah'ın Resulü ben senin getirmiş olduğun kanun ve kuralları kabul ediyorum. Ancak! Beni bir konuda serbest bırakmanı istiyorum, ben kadınlar konusunda kendime hâkim olamıyorum...

Hz. Peygamber gence, sen nasıl kanunlara uymazsın, seni cezalandırırım demiyor. Onun fıtratına sesleniyor.

-Ey genç, senin beraber olmak istediğin kadın, birinin annesi olabilir. Senin annenle birisinin olmasını ister misin?

-Genç; hayır asla...

- Senin beraber olmak istediğin kadın, birisinin kız kardeşi olabilir. Senin kız kardeşinle birisinin beraber olmasını ister misin?

-Hayır asla…

Hz. Peygamber gencin halasını, teyzesini saydı… Genç her seferinde ‘'hayır asla'' cevabını verdi. Öyle bir noktaya geldi ki! O genç Hz. Peygambere şöyle dedi:

-Ey Allah'ın resulü; şu anda benim gözümde zinadan daha kötü bir şey yoktur.

Hz. Peygamber bu gence herhangi bir kanun ve kural uygulamadan, kötülük yapmaya meyyal olan yapısında değişim sağlıyor onu karanlıktan aydınlığa, kötülükten iyiliğe, zulümden adalete çevirebiliyordu.

Bireylerin ıslahı, toplumun huzurunun temelidir.

İşte bir toplumu ıslah etmenin yolları ve işaretleri…

Toplumda anarşinin, terörün kaynağını insanların fıtratını görmemezlikten gelen kanunlar, kurallar ve baskıcı unsurlar oluşturur. İnsan fıtratına uygun olan, kanun ve kurallara uymada zorlanmaz.

 

Fıtrata uygun olan kanunlar gerçek hayata yüzünü dönerek olması gerekenleri kabullenirken, olmaması gerekenlere arkasını döner onu kabullenmez ve dışlar…

Gerçekler ve kanunlar örtüştükleri yerde huzur, güven ve mutluluk ortama hâkim olurken, kanun ve gerçeklerin örtüşmediği, uzlaşmadığı yerde ise anarşi ve terör topluma ve bireylerin hayatına hâkim olabilir.

İnsanlık tarihine ve yönetimlere baktığımızda, birçok farklı kanun ve kuralla bütünüyle karşı karşıya kalmaktayız. Bazı yönetimler, insanın fıtratını göz önüne alarak yapmış oldukları kanunlarla ve yönetim ilkeleriyle insanlara huzur ve güven ortamını tesis ederken, insanın fıtratını göz önüne almayan yönetimler insanlara huzur yerine huzursuzluk, güven yerine anarşi ve terör üretmişlerdir.

İslam insanlığa huzur ve güven veren düzenin ve sistemin adıdır. Kendi kanun ve kurallarıyla rol ve model olan bireyler yetiştirmiştir. Ancak günümüzde İslam'ın kanun ve kurallarını uygulamadan İslam'ın yeryüzüne veya yaşanılan coğrafyaya huzur, barış ve güven getirilmesi istenmektedir. Bu bir tezattır. Kanunu ve kuralları uygulanmayan bir sistemden nasıl sonuç beklenebilir.

Müslümanlar olarak insanlığın kaosa sürüklendiği bir dünyada terörün, anarşinin, huzursuzluğun ve güvensizliğin adalete, merhamete, sevgi ve barış yoluna çevrilmesi, insanın yaratılış amacını içinde saklayan, kodlarında İslam medeniyetinin kadim değerlerini saklayan fıtrata dönülmelidir.

Toplumun sekülerleşen ve kapitalistleşen fikir ve düşünce yapısı, hayatın hesabının verileceği bir dünyanın varlığı inancıyla yeniden fıtratın kadim değerlerine dönülerek huzur toplumu yani İslam sosyolojisi oluşturulmalıdır.

Bir sonraki yazım İslam sosyolojisini nasıl oluşturabiliriz hakkında olacaktır.

 

Görüş ve Önerileriniz için...


Yorumlar Yükleniyor..