• DOLAR 13.292
  • EURO 15.116
  • ALTIN 762.074
  • ...

Sovyetler Birliği’nin çökmesinden sonra bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyetleri bu yıl 30 yaşındadırlar.

İlk adı Türk Konseyi olan bu birlik, ilk olarak 3 Ekim 2009 yılında Nahcivan’da ve Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye’nin katılımıyla kurulur. Ama bunun altyapısını oluşturan şahsiyet merhum Turgut Özal’dır. Hatırlanacağı gibi, o zamanlar Cumhurbaşkanı olan Özal, “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar olan Türkleri aynı duygu ve hedefler etrafında birleştirme düşüncesini dillendiriyordu. Bu amaçla Türk Cumhuriyetlerini kapsayan 12 günlük seyahatinin sonunda ani bir rahatsızlık geçirmiş ve 17 Nisan 1993’te vefat etmişti. Ki ölümünün, daha doğrusu öldürülmesinin nedenlerinden birinin de Türk Cumhuriyetlerini birleştirme çabası olduğu iddialar arasındadır. Dün olduğu gibi bugün de bu gibi girişimlerin kimleri rahatsız ettiği malumdur. Nitekim onlar bu rahatsızlıklarını birliğin önüne çıkardıkları engellerle göstermektedirler.

Türk Konseyi-Türk Keneşi her yıl devlet başkanlarının katıldığı bir zirve de yapmaktadır. Son zirve 12 Kasım 2021'de İstanbul’da gerçekleştirilirken, bu arada birliğin adı da “Türk Devletleri Teşkilatı” olarak değiştirildi. Zirvede bir de 121 maddelik İstanbul Bildirisi yayınlandı.

Teşkilat, zirvenin haricinde de bazen Dışişleri Bakanları ve bazen Ticaret Bakanları gibi bakanlıklar düzeyinde toplanırken, üniversitelerden sivil ve resmi kuruluşlara kadar çok yönlü ortak toplantılar düzenlemektedir.

İlk başta kültürel ilişkilerle başlatılan bu süreç, günümüzde daha çok ticaret ağırlıklı olarak devam etmektedir. Teşkilat üyelerinin ticarette yoğunlaşmaları yerinde ve dahi önemli bir karardır. Çünkü bir ülkenin ne kadar bağımlı veya bağımsız olduğu aynı zamanda onun ekonomik gücü ile de orantılıdır. Ekonomik gücün özünü de üretim oluşturur. Üretemeyen ülkeler doğal kaynaklarından dolayı zengin olabilirler, ama bu zenginlik tıpkı Kuveyt, BAE ve Suudi Arabistan’da olduğu gibi kendilerine bağımsızlık getirmez.

Ancak üye ülkelerin de itiraf ettikleri gibi ticari ilişkilerde arzuladıklarının oldukça gerisindedirler. Bunun biri dışarıdan ve diğeri de kendilerinden kaynaklanan iki önemli nedeni vardır. Türk Cumhuriyetleri arasındaki ticari ilişkilerin gelişmesinin önündeki dış engel Rusya’dır. Rusya, Türk Cumhuriyetlerinin kendi yörüngesinden çıkmaması için başından beri elinden gelen her şeyi yapmıştır ve bundan sonra da yapacaktır. Diğer engel ise Türk Cumhuriyetlerinin kendilerinden kaynaklanmaktadır. Kendi engellerini aştıkları oranda Rusya’ya karşı da elleri güçlenecek ve Rusya engelini zayıflatıp küçültebileceklerdir.

Bu bağlamda Türk Devletlerinin yapmaları gereken şey, küçük ama yoğun anlaşmalar ve buna bağlı olarak küçük çaplı ama yoğun ticari ilişkilerdir.

Mesela “Bavul Ticaretini” alabildiğince teşvik edebilir ve hacmini arttırabilirler.

Bugünlerde konuşulan Türk Para Birimi fikri de önemlidir, ama bundan da daha önemlisi kendi aralarındaki ticarette bürokrasi başta olmak üzere ürünlerin ithalat ve ihracatını hiçbir engele takılmadan gerçekleştirmeleridir.

Geçen aylarda Özbekistan üzerinden Afganistan’a giderken, Bavul Ticareti yapan Özbekler dikkatimizi çekmişti. Yaptığımız kısa bir araştırmada, binlerce kişinin bu yolla ekmeğini kazandığını öğrendik. Hepsinin ortak şikâyeti, uçak şirketlerinin kendilerine tanıdıkları kilogram bazındaki yük hakkının az olmasıdır. Örneğin, bu ülkelerin uçak şirketleri yolcularının yük haklarını en yüksek sınırına kadar arttırabilirler. Bunu yaptıkları takdirde, uçak şirketlerinin de şimdikinden daha fazla kazanacakları kesindir.

Bu birliğin kurulmasında öncü olan Türkiye, neden bu ve benzeri konularda da ilk adımı atan ülke olmasın? Hatta Türk Hava Yolları sadece Türk Cumhuriyetleri yolcularına değil, özellikle Afrika’daki yolcularına da böyle bir kolaylığı sağladığı takdirde, bu bavul ticareti kendisini aşıp konteynerlere ve tırlara kadar taşar.

Her ne kadar üye olmasa da 40 yıllık işgali geride bırakan Afganistan’ı da bu pazarın içinde saymak gerekir. Çünkü bu ülkelerin hepsinin birbirilerine ihtiyaçları vardır. Kendileri arasındaki pazarı-ticareti ne kadar çok güçlendirirlerse, diğer ülkelerin sömürüsüne de o kadar az maruz kalırlar. Bunu başarmadıkları sürece Çin’in veya Rusya’nın ya da hepsinin açık pazarı ve sömürü alanı olmaktan kurtulamazlar.

12 Kasım 2021’deki Başkanlar Zirvesi’nde çizilen tablo ve açıklanan hedefler gerçekten hem ümit verici ve hem de gerçekleştirilebilirdir. “Kendi içinde ve çevresinde barış ve istikrara katkı yapan küresel meselelerin çözümünde öncü rol oynayan, güvenlik ve refah içinde bir Türk dünyası hedefleyen” Türk Devletleri Teşkilatı, bu hedefini pekâlâ gerçekleştirebilir. Yeter ki, o iradeyi koysunlar…

Sonuç olarak Türk Devletleri Teşkilatı’nın yapması gereken ilk iş, her bir devletin kendisinden kaynaklanan engelleri ortadan kaldırmasıdır. Bunu ticaret için söylemek gerekirse, yapması gereken ilk iş, engelsiz ticareti sağlamasıdır! Aksi halde 30 yıl daha geçse de bu ülkeler birilerinin açık pazarı ve sömürü alanı olmaktan kurtulamayacaklardır.