• DOLAR 13.453
  • EURO 15.293
  • ALTIN 790.926
  • ...

Geçenlerde PKK’lı Duran Kalkan, itiraf ve aynı zamanda efendilerine sitem dolu bir açıklama yaptı. Özetle dedi ki, "Avrupa’nın kendilerine, 'Ateşkes ilan etmeyecek, savaşı sürdüreceksiniz' diye defalarca dayatmalarda bulundu.”

Kalkan devam ediyor: "Bu dayatma açık oldu-gizli oldu, sözle oldu-fiiliyatla oldu ama bize dayatılan çatışmaydı, çözümsüzlüktü. Eğer niyetimiz çözümden yanaysa, ateşkesten yanaysa onu boşa çıkartmak için saldırılarda bulundular… Dış ortam Kürt sorununun çözümüne fırsat ve imkân vermedi. Tam tersine Kürt sorunu için çözümsüzlüğü, Türkiye'de de çatışmayı dayattı."

Kalkan’ın bu açıklamaları da gösteriyor ki, PKK, Avrupa’nın Kürtlerin yararına bir şey istemediğini ve sadece kendi çıkarlarını gözettiğini, daha açık bir ifade ile Avrupa’nın kendilerini kiralık katil, maşa ve paralı asker gibi kullandığını bütün çıplaklığıyla görüyor.

Kalkan’ın bu sözleri gerçeğin yarısıdır. Gerçeğin diğer yarısı da Avrupa’nın sadece savaşı ve çözümsüzlüğü dayatmadığı, canına mal olma tehlikesine rağmen çözümde direten ve bu doğrultuda devrimci adımlar atan Sayın Erdoğan’ı de Kürtlerin baş düşmanı olarak göstermelerini dayattığıdır.

Görüldüğü gibi, Garp Cephesinde, namı diğer Avrupa Cephesinde dünden bugüne değişen bir şey yok. Avrupalılar dün nasıl ki, Osmanlıya karşı Hınçak ve Taşnak örgütlerini kullandıysa, bugün de Türkiye’ye karşı PKK ve diğer örgütleri kullanmaktadır.

Önemli olan, Kürtlerin gasp edilen haklarını almak iddiasında olan PKK ve benzeri yapıların tarihten ders alıp almadıklarıdır. Burada şunları da sormak gerekiyor: PKK, Avrupa’yı gerçek yüzüyle tanıdıktan sonra onların karşısına geçip, “siz bize uşak ve paralı asker muamelesi yapamazsınız!” diye haykırabiliyor mu? Hayır! Veya Avrupa ile ilişkilerini kesiyor mu? Hayır! Ya ne yapıyor? Bir kölenin efendisi ile ve bir paralı askerin kendi komutanıyla ilişkisi ne ise, PKK’nın da Avrupa ile ilişkisi odur! Dilinden barış, özgürlük, demokrasi ve insan hakları gibi kavramları düşürmeyen HDP’nin de PKK’dan bir farkı yoktur!

Şu bir gerçektir ki, PKK’nın Kürtlere verdiği zarar, Hınçak ve Taşnak Partilerinin Ermenilere verdikleri zarardan çok daha büyüktür. Fakat son yıllardaki kısmi düzenlemelere rağmen rejimin hak gaspının hala baskın olması bu PKK felaketini gölgede bırakıyor.

Araştırdığınızda göreceksiniz ki, PKK’nın kuruluşu, amacı, yöntemi ve arkasındaki güçler ile Hınçak ve Taşnak partilerininki birbiriyle örtüşüyorlar. Sizce de çok düşündürücü olsa gerekir: Ermeniler Hristiyan ve Gregoryan mezhebindendir, ama Hınçak ve Taşnak Partileri Marksist-Leninist! Hakeza Kürtler Müslümandır, ama PKK Marksist-Leninist!

Emperyalistler nasıl ki, dün Hınçak ve Taşnak üzerinden hem Osmanlıyı vurdular ve hem de Ermenilerin dini bütünlüklerini mezheplere bölüp bozdularsa, son 40 yıldır PKK ve uzantıları üzerinden hem Türkiye’yi vuruyorlar ve hem de Kürtleri İslam’dan koparıyorlar.

Birinci Dünya Savaşı’nın galipleri yeni kurulan devletlerin sadece sınırlarını çizmediler. Aynı zamanda rejimlerini ve hatta yöneticilerini de tayin ettiler. Kurulan birçok parti, dernek ve vakıf bile emperyalistlerin ileri karakolu gibi çalıştılar ve çalışmaktadırlar. Bir partinin, bir derneğin ve bir vakfın emperyalistlerin bir ileri karakolu olup olmadığının göstergesi, onun toplumun değerleriyle barışık olup olmadığıdır.

İsim isim saymadan söyleyelim; Türkiye’de hangi parti, dernek ve vakıf, İslam ile savaş halinde ise, adı ve iddiası ne olursa olsun, doğrudan veya dolaylı olarak emperyalistlerledir ve onların hizmetindedir. Bunların içinde bir de dindar görünümlü yapılar var. Fakat bunlardan kimisinin dindar, kimisinin laik, kimisinin milliyetçi ve kimisinin solcu olması, yeri ve zamanı geldiğinde birlikte hareket etmelerine engel değildir. Bunun en son örneğini 15 Temmuz’da görmedik mi? Örneğin, Kürtlerin haklarını savunduğunu iddia eden HDP neden Kürtlerin sorunlarını çözmek yolunda devrimci adımlar atan Sayın Erdoğan’ı bu konuda destekleyeceğine, onu baş düşman olarak ilan ediyor, ama inkâr politikalarının mimarı olan CHP ile ittifak kuruyor?

Toparlayalım; son yıllardaki olumlu adımlara rağmen Kürtlerin hala çözüm bekleyen sorunları vardır. Ama hiçbir sorunumuz şiddete başvurmayı, emperyalistlere uşak olmayı ve emperyalistlere uşak olanları desteklemeyi gerektirmiyor! Dolayısıyla Türkiye olarak, millet olarak yapmamız gereken belli; “kim olursa olsun zalime karşı ve kim olursa olsun mazlumdan yana” olan bir duruşla sorunlarımızı çözmeye odaklanmak ve Cumhuriyetin yüzüncü yılını emperyalistlerin içimizdeki uzantılarının beslenemeyecekleri adalet eksenli bir anayasa ile taçlandırmak!

Avrupa’nın ve içimizdeki uzantılarının kanlı heveslerini kursaklarında bırakmanın yolu da bu değil mi?