• DOLAR 13.719
  • EURO 15.539
  • ALTIN 786.53
  • ...

Afganistan İslam Emirliği’nin basın sözcüsü Zebihullah Mücahid ile görüşmek için bize sıra gelinceye kadar beş saat geçti. Önümüzde beş kişilik bir gazeteci grubu kalmıştı. Bir yandan içeridekilerin çıkmasını beklerken, diğer yandan bu gruptan bazıları kameralarını kuruyor, ışıklarını ve makinalarını ayarlıyor ve son hazırlıklarını yapıyorlardı. Sağ yanıma oturan gazeteci ile aramızda şu kısa sohbet geçti:

Ben- Nereden geliyorsunuz, hangi haber ajansındansınız?

O- Lübnan'dan geliyoruz, Arap menşeli bir kanal-haber ajansıyız.

Ben- Hangi ülkeden Afganistan'a girdiniz ve Kabil'e nasıl geldiniz?

O- Uçakla direkt Kabil'e geldik.

Ben- Aaa, havaalanı uluslararası uçuşlara açıldı mı? Ne güzel!

O- Hayır, açılmadı. Özel uçakla geldik... "

Özel uçakla geldik" derken o kadar rahattı ki, sanki Kabil'de kaldığı otelden taksiye atlayıp buraya gelmiş gibi. Haber toplamak ve olayların kaynağına ve arka planına ulaşmak bakımından eminim ki, biz ilk olmasak bile ilk sıralardayız.

Gazetecilerin çoğu da zaten gerçeğin peşinde değil, ısmarlanan haberleri yapmakla yükümlüdür. Ama imkan ve araç bakımından bizimle onlar arasında kıyaslanamayacak kadar büyük bir fark var. Haliyle insanın aklına gelmiyor değil; bizim milyarderlerimizden de haberin önemini ve etkisini kavrayan böylesi duyarlı şahsiyetler var mı, diye...

Ve bu esnada Mücahid'in kapısının tekrar açılmasıyla sıradaki bu ekip de hemen alet edevatını alıp içeriye daldılar. Kapı kapandığında gözlerim elimdeki cep telefonuna kaydı ve zihnim de bundan 30 küsur yıl önceki Afganistan hatıralarıma götürdü beni. Düşündüm de, sahip olduğum imkanlar bakımından arada pek fark yoktu.

O zaman küçük bir ses kaydını üniversitede okuduğumuz sevgili Mustafa Aydın hediye etmiş ve küçük ama işini gören bir fotoğraf makinasını da o zamanlar Pakistan'da okuyan sevgili Ömer Faruk Korkmaz ödünç vermişti.

Mustafa'nın teybi hala duruyor. Küçük şeylerdi, ama faydaları ölçülemeyecek kadar büyüktü...

Şimdi ise elimde resim, video ve sesi alan, yani üçü bir yerde cep telefonum var. Gerçi, onu da gelmeden önce birkaç dosttan aldığım borç paranın bir kısmı ile aldım. Ama sonuçta benim sayılır.

Doğruhaber de bir türlü ekonomik krizini atlatamadı ki, bizleri de görsün. :-) Anlayacağınız, yazdıkları için para almayan kişi sadece ben değilim. Kimse yanlış anlamasın, bu ne bir sitemdir ve ne de bir şikayet, aksine hepimizin de ibadet aşkıyla yaptığımız bir eylem...

Gerçi Rehber TV ve Doğruhaber'in uhdemize verdiği bir kamera ve bir de fotoğraf makinası var, ama onları genelde yoldaşım sevgili Mehmet Sait Özcan kullanıyor. Tabii ki, bu seferimizin harcamaları Rehber TV ve Doğruhaber'dendir...

İçimdekini söylemem gerekirse, hep iyi bir fotoğraf makinamın ve dahi iyi bir kameramın olmasını istedim. Ama yokluğunu da hiçbir zaman dünyanın sonu gibi görmedim. Çünkü sonuçta kişinin yükümlülüğü de sahip olduğu şeylerle ve onları hakkıyla değerlendirip değerlendiremediğinden ibaret değil mi? Kabil, 22 Eylül 2021.