• DOLAR 8.353
  • EURO 9.966
  • ALTIN 487.648
  • ...

Bu haftaki yazımız da Avrupa’daki halimiz üzerinedir.

Avrupa’da uzun bir süreden beridir Müslümanlara yönelik kontrollü bir baskı vardır. Bunu da şiddet içerikli olaylar üzerinden yapıyorlar. Şiddet eylemini gerçekleştiren grup veya kişilerin Yahudi veya Hristiyan olmaları ile Müslüman olmaları arasında köklü bir fark vardır. Örneğin, işlenen suçun faili ister Yahudi olsun, ister Hristiyan, onun eylemi ne anılan dinlerle ve ne de o dinlerin mensuplarıyla asla ilişkilendirilmez. Fakat suçun faili eğer bir Müslüman ise, bildiğiniz gibi kullandıkları dil bambaşka olur.

Hatırlarsanız, 2011 yılında Norveç’te Behring Breivig adında bir şahıs Hristiyan’dı ve 69 masum insanı katletti. Hristiyan’dı. 2019’da Yeni Zelanda’da Brenton Tarrant adında bir şahıs Hristiyan’dı ve 51 masum insanı katletti. Ve Filistin’de neredeyse her gün masum çocukları öldürenler Yahudi’dir. Ama bu eylemler hiçbir zaman “Yahudi Terörü”, “Hristiyan Terörü”, “Yahudi terörist” ve “Hristiyan terörist” olarak haber yapılmaz. Ancak kendisini Müslüman olarak tanımlayan bir kişinin böyle bir eylemi gerçekleştirmesi, İslam’ı da Müslümanları da suçlamak için yeterli görülür. Kimdir bu nefret dilini kullananlar? Tabii ki çoğunlukla medya ve siyasiler! Her ikisi bu konuda mutabık kaldıkları içindir ki, kamuoyu da bu ithamlardan ve bilgi kirliliğinden nasibini almaktadır.

İslam’ın şiddet içeren bir din olduğu ve Müslümanların potansiyel “terörist” oldukları gibi bir algı oluşturulduktan sonra temel iş, onların haklarından bazılarını tırpanlamaya geliyor.

Örneğin, bir caminin müdavimlerinden biri bir şiddet eylemine mi karıştı, cezalandırmak o kişi ile sınırlandırılmıyor. Gittiği camii ile de yetinilmiyor. Devşirilen bazı kişiler de kullanılarak bütün Müslümanları hedef alan adımlar atılabiliyor. Avrupa’daki bu politika genelde İslamfobi, yani İslam korkusu olarak tanımlanıyor olsa dahi, bizce bu korkudan da ötedir.

Avrupa’daki medyanın ve siyasilerin yaptıkları tabii ki yanlıştır, kötüdür ve buna karşı meşru bir duruş sergilemek gerekir. Fakat bize göre Müslümanların sorunu bundan da büyüktür ve kaynağı da kendileridir. Örneğin, Müslümanların birbirileriyle ilişkilerinin ne kadar Müslümanca olduğu tartışmalıdır. Demeye dilimiz varmıyor, ama Müslümanların birbirileriyle ilişkileri birçok konuda Müslümanca değildir. Kur’an’ın buyurduğu gibi tıpkı bir binanın tuğlaları gibi birbirileriyle kenetleneceklerine, enerjilerinin kayda değer bir kısmını birbirilerinin aleyhinde harcamaktan geri durmuyorlar.

Görece bir birlikteliğimiz var. Derneklerimiz, camilerimiz ve işyerlerimiz az değil. Ayrıca hayatın hemen hemen her alanında da bir varlığımızın olduğu bir gerçektir. Fakat diğer bir gerçek de, bu halimizden yarına bir hayır olmayacağıdır. Bizi yarınlara taşıyacak kurumlardan yoksunuz. Çünkü az kısmı hariç, gerisi nitelikten ve şeffaflıktan uzaktırlar.

Bundan da daha büyük sorunumuz, bütün bunları bildiğimiz halde yükümlülüklerimizi yerine getirmeyişimizdir. Dışarıdan bize yapılagelen haksızlıklara en güzel cevabımız Müslümanca görünürlüğümüz olacaktır. İşte evvelemirde edinmemiz gereken de budur.