• DOLAR 5.778
  • EURO 6.363
  • ALTIN 270.58
  • ...

Kurulduğundan bugüne kadar Birleşmiş Milletler’in Genel Kurul kürsüsünde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan gibi ve onun kadar hakkı ve adaleti dile getiren ve özellikle Birleşmiş Milletler’i kendi emellerine alet eden 5’li çeteyi eleştirip onları adil olmaya çağıran ikinci bir lider oldu mu, bilmiyorum. Bu yazıyı kaleme almadan önce Erdoğan’ın geçen yıllardaki BM Genel Kurullarında yaptığı konuşmaların bazılarına da göz attım. Her konuşması gerçekten birer hak, adalet ve vicdan manifestosudur.

Tabii ki, işgalci rejimden ABD’ye Batıdan Doğuya ve Kuzeyden Güneye adeta zulmün sembolleri olanlara karşı hakkı haykırmanın bir bedeli var ve bu da Türkiye’ye ödetiliyor. Ama unutmayalım ki, onurlu bir hayat her bedeli göğüslemeye değer! 

Tarihin her döneminde zulümler olmuştur, ama zulmün bütün dünyayı bu şiddette sardığı bir dönem olmamıştır. Nedense bu küresel zulmün adına da “Küresel Dünya Düzeni” diyorlar. Hak, adalet ve barıştan yana olan dünya kamuoyunun bu düzeni sorgulaması ve bu bağlamda siyonizmi de yakın takibe alması gerekmektedir. Çünkü hangi zulmün failini araştırırsanız, sürdüğünüz izler sizi oraya götürüyor. Ancak yukarıda da dediğimiz gibi, bunun da bir bedeli var. Örneğin, yıllar önce Avrupa Birliği ülkelerinde hatırladığım kadarıyla içinde “sizce dünya barışını tehdit eden ülke hangisidir?” gibi bir sorunun da olduğu bir anket yapılmıştı. Cevapların %60’ı dünya barışını tehdit eden ülkenin işgalci rejim olduğunu söylüyordu. O dönemin egemenleri bu gerçeği görüp üzerine düşüneceklerine, kamuoyunu antisemit olmakla itham etmişlerdi.

Tıpkı işgalci rejim’in sınırlarını soran Erdoğan’a diktatör denmesi gibi. Oysa Erdoğan sadece işgalci rejim’in bütün zulümlerinin suç ortağı da olan BM’nin beş daimi temsilcisinin ve dahi BM’nin kendisinin ikiyüzlülüklerini ortaya koyuyor.

Şu bir gerçektir ki, Müslümanların, yani İslam’ın söz sahibi olmadığı bir dünya vahşettir, şiddettir, elemdir, acıdır ve gözyaşıdır. Bu gerçeği görmek için bundan 150 yıl öncesi ile bugünü dünyadaki güçler ve güç dengeleri ile karşılaştırmamız yeterlidir. Örneğin, bütün eksiklik ve aksaklıklarına rağmen Osmanlı Devleti’nin var olduğu dünya ve hüküm sürdüğü coğrafya ile onun olmadığı bugünkü dünya aynı mı? Bu da İslam’ın insanı hayatın merkezine alan düzeninden kaynaklanmaktadır. Bu düzen nerede hüküm sürmüşse orada insanlar barış ve güven içinde yaşamışlardır. Örneğin, Yahudilerin kendi tarihleri boyunca zulme uğramadıkları ve zulüm de etmedikleri en uzun dönem Müslümanların hakimiyetinde yaşadıkları yüzyıllardır. Hatta Hristiyanların dahi kendi tarihleri boyunca zulme uğramadıkları ve zulmetmedikleri zamanlar, Müslümanların hakimiyetinde yaşadıkları dönemlerdir. Müslümanların tarihinde İslam’ın bu evrensel değerlerini, yani hakkı ve adaleti en uzun süre yaşatanlar da Türklerdir. Yanlış anlaşılmasın, burada kastettiğimiz yüzde yüzlük bir mükemmellik değildir. Bugüne kadar hüküm sürmüş devletleri birbirileriyle karşılaştırdığımızda vardığımız sonuçtur.

Birinci Dünya Savaşı’nda yenildiğimizden beridir dünya kan ağlıyor. Dünyaya hükmedenler vahşette sınır tanımıyorlar. İnançları ve milliyetleri farklı olsa da ortak çıkarlarının gerektirdiği ölçüde birlikte hareket ediyorlar. Birlikte vuruyorlar veya birinin vurduğuna diğeri destek oluyor yahut ses çıkarmıyor. Bu emperyalist güçler demokrasi, adalet ve insan hakları gibi maskelerle doğrudan veya dolaylı olarak işgal etmedik ve sömürmedik ülke bırakmadılar. Şimdi bu küresel işgal ve sömürü düzenlerini sürekli kılacak ittifaklar gerçekleştiriyorlar. Buna tanrıların ittifakı adını verebiliriz. Çünkü gerçekten her biri kendi büyüklüğünde bir tanrılık iddiasındadır ve bütün çabaları bu tanrılıklarını kabul ettirmektir.

İşte Erdoğan’ın 74. BM Genel Kurul toplantısında yaptığı konuşma bu tanrılara isyandır ve bu tanrılara isyana bir çağrıdır. Onuruyla, şerefiyle ve haklarıyla yaşamak isteyen herkes bütün imkanlarıyla Erdoğan gibi, bu tanrılara isyan etmeli ve Erdoğan ile omuz omuza vermelidir. Erdoğan’ın içerideki adil olmayan söylem, eylem ve uygulamalarını onun bu tanrılara karşı başlattığı bu isyanı desteklemenin önünde bir engel olarak görmemeliyiz. Yani hem bugüne kadar yaptığımız gibi bundan sonra da Erdoğan’ın yanlış gördüğümüz icraatlarını eleştirmeliyiz ve hem de yerküreyi fesada, kine, kana, vahşete ve gözyaşına boğanlara karşı başlattığı bu isyanda yanında olmalıyız. Çünkü bu zilletten kurtulmanın ve dünyayı bu zilletten kurtarmanın yolu bu tanrılara karşı koymaktan ve onların düzenine başkaldırmaktan geçmektedir. İnancımızın da bize yüklediği yükümlülük bu değil mi zaten?

Bu yükümlülüğün adı bildiğiniz gibi, insanlığın onurunun garantisi ve insanların canlarının, inançlarının, mallarının, akıllarının ve soylarının güvencesi olan İslam’ı hayatımızda ve ülkemizde yaşamak ve yaşatmaktır. Bunu başarabildiğimiz oranda ülkemizde ve dünyada hak, adalet, barış, esenlik, refah ve kısaca bütün güzellikler var olabilecektir.

Hep birlikte haykıralım dünyamızı ifsat eden ve kana bulayan katillerin yüzüne: Adalet, Ahlak ve Vicdan!