• DOLAR 16.381
  • EURO 17.468
  • ALTIN 970.715
  • ...

Bir dinin mensuplarının çocuklarına dinlerini öğretmeleri, kimi rahatsız eder? Bir dinle ilgili en önemli kurum, çocuklara yönelik programlar yapmaz da ne yapar? Çocuklara dini bilgilerin verilmesine yaş sınırlaması getirmek, nasıl bir anlayışın ürünü olabilir?

Ne yazık ki hafta içinde malum bir siyasi partinin temsilcisi, üstelik “Ortaçağ zihniyeti” beylik ifadesiyle, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın çocuklara yönelik eğitim programlarından duyduğu nefreti dile getirdi.

Bunların “Ortaçağ” dedikleri, Hıristiyanlığın Batı aydınlanması öncesinde;

-Yaklaşımda tepeden inmeciliğini,  

-Bilgide kusurlu ve kıt olmasını,

-Farklılıklara karşı tahammülde hoşgörüsüzlüğünü anlatmak için kullanılan bir kavram…

İslam’ın öyle bir çağının olmadığını tarihten az çok haberdar olanlar bilir. Hıristiyanlık o çağı yaşarken İslam’ın sadece Müslümanlar adına değil, bütün dünya için de altın bir çağ yaşadığını yine o çağlardan az çok haberdar olanlar ifade ederler.

Hıristiyanlıkla ilgili “Ortaçağ’a ait” nitelemesini, Batılı Marksistler dahi İslam için şık bulmaz. Bunu ancak, İslam dünyasındaki “ulusalcı sol zihniyet” dillendirir ki onların da Fransız Mason Locası’nın sömürge beslemeleri olduğunu, kendilerine ait, bağımsız bir siyasi söylemden uzak olduklarını, başkalarının ısmarlama söylemleriyle yaşadıklarını ideolojik gelişmelerden haberdar olanlar bilir.

İslam dünyasında belli bir siyasi noktaya çıkmış çoğu kişi bile ne yazık ki bu zihniyetle ilgili adlandırmadan bile habersiz. Yüzyıldır İslam dünyasını kasıp kavuran bu habis uru doğru tarif etmemenin, tarif etmekten bir tür imtina etmenin bin bir sıkıntısını çekiyoruz. Bir de onun hep geride kalmış olmasını, tohumunun dahi kurumuş olmasını ümit ediyoruz.

Bazen adına “1950 öncesi Türkiye’si” diyoruz, bazen 27 Mayıs 1960 İhtilali zihniyeti diye tanıtıyoruz, çoğu zaman ise 28 Şubat zulmüyle ilişkilendiriyoruz. Tamamı hem doğru hem yanlış…

Söz konusu dönemlerin bu zihniyetle ilişkisi inkâr edilemez. Ancak bu zihniyet, ne o dönemler ne de Türkiye ile sınırlı… Pek çok makalemde üzerinde ısrarla durduğum üzere, İslam dünyasına sömürge amaçlı ihraç edilmiş, en yaygın zihniyettir bu. İslam âleminin 20. yüzyıldaki bütün diktatörlerinin zihniyeti…

Bugün asıl ilgilenmemiz gereken husus, bu zihniyeti en üst yöneticilerinin diliyle dillendirmekten çekinmeyen bir partinin nasıl olur da büyük şehirlerin belediyesini aldığı? İkincisi, aynı partinin iktidarın eşiğinde olma iddiasında iken neden bu zihniyeti dillendirdiğidir?

Her iki sorunun cevabı da saklı değildir?

Birincisi, ne yazık ki sürekli din ile siyaset arasında mesafe koymaktan söz eden ve dindarlık iddiasındaki kimi çevreler, İslam’a en düşman kesimlere oy vermekteler. Üstelik bunu dini bir hüviyeti olan cemiyetleri adına duyurarak yapmakta hiçbir sakınca görmüyorlar.

“Dini siyasete alet etme”nin en çirkin biçimine sarılmış olan ve çoğu farklı yönlerden kirlenmiş bu çevreler, açıkça söz konusu zihniyetin siyasette hâlâ yer almasının en büyük sebepleri arasındadırlar.

İkinci sorunun cevabına gelince… Bu zihniyet, bütün varlığını dış güçlere bağlıdır ve o dış güçler, artık “sosyal medya” gibi etkili bir kamu yönlendiricisi gücüne de sahiptirler. İçeride sarsıldıkları an, “kodlu dış destek çağrısı” yapıyorlar. Bu kodlu dış destek çağrısının özü ise İslam’a yönelik herhangi bir hakarette bulunmak ya da İslam karşıtı bir tutum içinde olduklarını bir kez daha duyurmaktır.

Başka bir ifadeyle bunlar, siyasi bir konum elde etmeye karşılık İslam’a saldırıyorlar. İslam karşıtlığı yaparak siyasi makam dilenme gibi aşağılık bir tutum içinde bulunuyorlar.  

Anlaşıldığı kadarıyla söz konusu şahsın partisi, ülke içinde son gelişmeler karşısında iktidar olma ihtimalinden bir miktar uzaklaştığına inanıyor. Bunun için bir kez daha uluslar arası güçler nezdinde dilenerek yeni bir atak çağrısında bulunuyor.   

Galiba bu çağrı pek de karşılıksız kalmayacak.