• DOLAR 13.518
  • EURO 15.334
  • ALTIN 767.902
  • ...

Ünlü CIA Şefi Graham Fuller, İslâmî hareketlerin iktidar adayı oldukları, yaklaşık çeyrek asır önce İslâmî iktidarların asla etnik sorunları aşamayacaklarını yazmıştı.

Bir muktedire ait olunca o sözün anlamı şuydu: ABD ve müttefikleri İslâmî iktidarların etnik sorunları aşmalarına asla izin vermeyecekler.

Hakikaten de ABD, o günden bu yana etnik sorunları dindar kesime dayanan ya da İslâmî olma iddiasındaki bütün iktidarlar için en etkili kartlardan biri olarak kullanıyor.

Daha önce sönmeye yüz tutan ırkçı milliyetçilik İslam dünyasında yeniden canlandırıldı, ona karşı etnik hareketler Batı’nın yeni müttefikleri olarak desteklendi, palazlandırıldı ve sahaya sürüldü.

ABD, etnik hareketlere az şey-büyük umutlar verip onlar üzerinden büyük operasyonları yönetiyor. Etnik hareketlerin böyle potansiyeli ne yazık ki var!

Fransız İhtilali zihniyetiyle kurulan ulus devletler, etnik azınlıkların hak ve hukukuna saygı duyma zihniyetinden fersah fersah uzaktalar. Her tür hakkı, bölünme yolunda bir taviz gibi düşünüyorlar. ABD, etnik azınlıkları hak talebi konusunda cesaretlendirdikçe ulus devletleri ürkütüp kendisine yaklaştırıyor, onları hak ihlalleri konusunda uca gidecek eylemlere sürüklüyor. Ulus devletler, hak ihlalleri konusunda uca yaklaştıkça etnik azınlıkların öfkesi artıyor ve ayrılma yönündeki talepleri, kendi zihin dünyalarında meşruiyet kazanıyor.

Bu kör denklem, İslam dünyasının elini kolunu bağlamış durumda. Bu denklem içinde ne etnik azınlıklar, mutlu olacakları koşullara kavuşuyor ne hakim ulus devletler diken üstünde durma hâlinden bir an olsun uzaklaşıyor. Neticede İslam âleminde etnik azınlık unsuru bulunan bütün devletlerde, toplum bir bütün olarak huzursuzluk için yaşıyor. Üstelik dışarıda örgütlenmiş bu huzursuzluktan sürekli karşı kesimi itham edip nefret söylemlerine yöneliyor.

Afganistan’da bu etnik sorunun yanında bir de mezhep sorunu var ve Taliban bağlamında kadın sorunu var.

Taliban, Taciklerin ağırlıkta olduğu İhvan-ı Müslimin ve Cemaat-i İslâmî menşeli, İttihad-ı İslâm (İslam Birliği) fikriyatıyla donanmış İslâmî hareketin karşısında bir Peştun hareketi olarak organize oldu.

Harekette Genelkurmay Başkanı olarak görevlendirilen Kari Fasihuddin gibi Tacik isimler olmakla birlikte Peştun ağırlığı fazlasıyla ön planda.

Hareket, Taciklerin dil ve kültürleri konusunda nerede duracak? Bir seçmeli ders verelim, seslerini çıkarmasınlar, noktasındaki Fransız İhtilali ırkçı milliyetçiliğinde mi duracak yoksa Hz. Ömer radiyallahü anh zamanında pratiği netleşen, geniş İslâmî haklar noktasında mı duracak?

Taliban, aynı zamanda Selefi bir Hanefi hareket olarak örgütlenmiş. Daha doğrusu Hanefi mezhebinin Selefi bir yapısı olarak boy atmış. Bu klasik Hanefi yaklaşımdan oldukça farklı bir yaklaşım. Mezhep meselesine bakışı da oradan besleniyor. Bu duruşundan maslahat gereği ödün verdiğine dair bazı işaretler var. Bu işaretler, nüfusları yüzde on civarında olan Hazaraları ne kadar tatmin edecek? Hazaralar tatmin olsalar da onları destekleyen dış yapı, bunu ne kadar kabullenecek?

İslâmî hareketlerin en önemli niteliklerinden biri, kadın hakları konusunda duyarlılıkları ile kadınların büyük desteğini almış olmalarıdır. Öyle ki 20. Yüzyıldaki bütün İslâmî hareketlerde kadınlar, adeta hareketlerin görünmeyen kanatları konumundalar. Nitekim Refah Partisi’nin iktidar olmasında kadının rolü bugüne kadar önemseniyor. İhvan-ı Müslimin ve Cemaat-i İslâmî’nin etkin olduğu bütün sahalarda da kadının önemli bir yeri var.

Selefîliğin İslâmî harekete vurduğu en ağır darbe, kadın unsurunu hiçlemesidir ve ne yazık ki Taliban, kadın noktasında Hanefi değil, Selefi bir çizgide duruyor. Taliban, kendisini bu konuda İttihad-ı İslâm duruşuna doğru ne kadar ıslah edecek? Henüz belli değil.

Taliban’ın ABD’ye karşı zaferi çok çok önemli. Ancak Taliban, bu üç noktayı aşmadan Müslümanların yüz yüze oldukları çıkmazı aşmış sayılmaz.

İşin esasında ise Taliban’ın geleneği yenilenmeye karşı bir set olarak kullanıp kullanmayacağı var. Taliban, bugüne kadar yaşananı öz ile karıştırıp özün özü sayarsa bir süper gücün güdümünden çıkarken başka bir süper gücün güdümüne girmekten kurtulamayacak.