• DOLAR 8.411
  • EURO 10.003
  • ALTIN 488.769
  • ...

Sol gençliğin yaşadığı çürüme, “liberal dünya” tarafından bir laboratuvar tecrübesi gibi kullanılıp Müslüman gençliğe uygulanıyor.  

Sol gençlik, 20. yüzyılın ikinci çeyreğinde 1960’lı yıllar ve 1970’li yıllar olmak üzere iki büyük dalga yaşadı. Ardından Sol’un küresel ölçekte yaşadığı krizle bunalıma girdi. Daha doğrusu Solun bunalımı gençliğe yansıdı, ortaya yeni tür bir “bunalım gençliği” çıktı.    

1980’li yıllardan itibaren Sol gençlik, daha önce kısmen içinde olduğu ancak hayatın sadece bir kesiti olarak gördüğü zevk u sefaya yöneldi, zevk u sefayı hayatın merkezine yerleştirdi.

Ya da “görünmeyen güçler”, bunalıma giren Sol gençliğin yeni bir ideolojik arayışa girmemesi için zevk u sefayı bir tuzak olarak kullandı. Daha doğrusu zevk u sefayı bir ara süreç olarak değerlendirdi. Onun üzerinden zaman kazandı. Sonra o gençliği alıp “ideolojisiz ideolojik hâl”  diyebileceğimiz, bir zamanlar Türkiye’de bazı gazetelerin “ideolojisi” olarak değerlendirilen var ile yok arasındaki bir ideolojik görünüme sürükledi.

Sol gençlik, bu yeni “ideolojik hâli”yle, dünyadaki Sol kültürel zeminden beslenmeye devam etti. Ama tüketim kültürü, eğlence biçimi ve bohemliğiyle aslında liberal dünyanın bir parçası hatta özbeöz hizmetkârı, militanı oldu.

Bu “yeni Sol gençlik” de diyebileceğimiz gençlik, bir yandan mevcut dünya düzenine “ABD düzeni, emperyalist düzen!” diyerek şiddetli eleştiriler getiriyor, hakaretler yağdırıyor. Ama Batı’ya karşı “proje/ideoloji/medeniyet” denebilecek hiçbir proje/ideoloji/medeniyet alternatifine de tahammül etmiyor. O yöndeki her arayışı, bir tür kandırma/aldatma/yanlış yöne sevk etme, gericilik/yobazlık olarak görüyor.

Bu “yeni Sol gençlik”, son hâliyle aslında her şeye karşı çıkan “kültürlü görünümlü” bir “yeni anarşist” türü olarak beliriyor. Ancak tüketimi ve yaşam tarzı ile aslında “kapitalist/emperyalist/zalim” dediği dünya düzenine hizmet ediyor, bila noksan ona militanlık yapıyor. Attığı Marksist sloganları, taşıdığı sosyalist afişleri “Yaşasan neo-liberal dünya!” diye adeta otomatik çeviriye uğruyor.   

Bu “Sol bunalım gençliği”, bugün Batı’nın istemediği bir değişime karşı, Gezi ve Boğaziçi olaylarında olduğu gibi yeni bir “meydan militanı” olarak kullanılıyor.

Bu “bunalım gençliği” aynı zamanda, farklı kanallarla beslenilerek neo-liberal ortama uygun, finanse edilecek “yeni bir gençlik potası” olarak değerlendiriliyor. İdeallere yatkın gençler, bu potaya aktarılarak eritiliyor, dava emellerinden yoksun hâle getiriliyor. 

Sol gençliğin düştüğü bu nokta, dehşet verici bir tuzaktır. Zira gençlik, yapısı gereği dava ister, arayışını anlamlı kılacak bir ideal/fikriyat/ideoloji arar. Sol gençliğin düştüğü hâl, davalı görünüp davasız kalma, ideoloji sahibi görünüp ideolojisiz olma, idealleri var görünüp aslında idealsiz yaşama hâlidir. Açık bir ifadeyle, tamı tamına bir aldatılma, aldanma vaziyetidir.  

İnsanın karşı durduğunu zannettiği bir dünyaya hizmet etmesi, ona kurulacak en kötü tuzaktır. Sol gençlik bugün, öyle bir tuzağın içindedir. İdealsiz, fikriyatsız, ideolojisiz kalıp bunalım içinde, eğlence sektörünün bir tüketicisi olduğu hâlde kendisini dava sahibi zannediyor ve sair gençliği de sözde dava adına o tüketime çağırıyor. Marks okumaları, geçmişe göre daha belirgin bir şekilde meyhanelerde yapılıyor.

Artık sağlam bir düşünce yapısı kalmadığı için Sol gençlik, “Kahrolsun emperyalizm!” diye slogan attığı hâlde dünyanın en büyük emperyalist şirketlerin neden onu onayladığını, finanse ettiğini, reklam ettiğini anlamıyor. Bunalımı ve içine düştüğü tüketim, onu böyle bir tahlil yapmaktan da uzak tutuyor.

MÜSLÜMAN GENÇLİK 28 ŞUBAT VE BÜROKRATLAŞMA

Müslüman gençlik, 28 Şubat’ta zannedilenden çok daha büyük bir darbe yedi. Darbe, iki ayaklıydı: Siyasi ayak ve sosyal ayak. Siyasi ayağın hedefi malum. Sosyal ayakta ise İslâmî ilerleyişin öncü iki kuvveti kadınlar ve gençlerin etkisizleştirilmesi hedeflendi. Özellikle genç Müslüman kadın hem kadın hem genç olmakla iki kez darbenin hedefi oldu.

Türkiye’de genel İslâmî ortam, daha çok siyasi darbeyi odaklandı, onunla ilgili çok yönlü tahliller yapıp ona karşı da yine çok yönlü tavırlar geliştirdi. Ama aynı genel İslâmî ortam, darbenin sosyal yanını iyi tahlil etmedi, onun hedefi olan söz konusu kesim için, siyasette olduğu kadar önlem geliştiremedi. Müslüman gençlik, peş peşe darbelerle yaralı bir hâl üzere boşluğa düştü. Bazı gençlik önderleri, irtifa kaybedip yolunu sürdüremedi.

Bunu 2002’den sonra bürokratlaşma izledi. Oluşan yeni siyasi ortamın ihtiyaç duyduğu bürokratik kadrolar, gençlik önderlerinin gruplar hâlinde konumlarını terk edip oralara yönelmelerine yol açtı. Gençlik önderleri, oralardaki işlerine odaklanıp siyasal yapı içinde sosyal zeminlerinden ayrıştılar, gelecekte yerlerini alacak bir gençlik yetiştirme programlarından koptular.

Bu bürokratlaşma akımı; gençlik tarafından sadece dünyevileşme olarak görülmüyor, aynı zamanda aslında inançta samimi olmama, inanca sadece dünyevi hedefler için sarılma gibi yorumlanıyor. Gençlik, bu konuda tatmin edici cevaplar da almayınca açığa vurduğu veya vurmadığı bazı hâller yaşıyor. Bu hâller yoğunlaşınca “gençliğin bunalımı” olarak değerlendirilebilecek kadar kaygı verici bir görünüm oluşuyor.   

Müslüman gençliğe kurulan tuzak da burada başlıyor. Müslüman gençliğin, İslam medeniyeti içinde mevcut dünya düzenine karşı yeni bir imkân oluşturmaması için çalışan liberal güçler devreye giriyor. O liberal güçler, gençliğin bunalımını yaşayan Müslüman gençleri, zevk u sefa kanalını kullanarak malzemesi sol “bunalımın gençliği” olan potaya atmak için projeler geliştiriyor.  

Bunalım, ya çıkış ya kaçışa yöneltir. Çıkış yapamayan kaçışa yönelir. Bunun farkında olan güçler, Müslüman gençliğin çıkış noktalarıyla ilgili umutları sürekli tahrip ediyor, buna karşı onu sürekli kaçış yollarına teşvik ediyor. O kaçış yolları, Sol gençliğin oluşturduğu tüketim potasına çıkıyor.

Sol gençliği, küresel Sol bunalımdan yararlanarak kendilerine hizmetkâr hatta militan yapan liberal küresel güçler, Müslüman gençliği de zevk u sefa üzerinden kendileri için hizmetkâr hatta militan yapmaya çalışıyor.

Bu tuzağa düşen Müslüman genç, aslında yaşananlara eleştiri getirdiğini, özgürlük hakkını kullanarak bir çıkış yaptığını zannediyor. Hakikatte ebediyen köleleşeceği ve kendisinden sonra kurtuluş umudu taşıyanların köle kalmasına yol açacağı bir yola kaçıyor. Özgürlükten yana kafasını kullandığını zannederken küresel çapta oluşturulan tüketim potasına insan kazandıran bir aldanan olarak eratlaşıyor.  

Okumaları çok ama siyasi tecrübeleri zayıf gençler, liberal güçlerce kurulan bu düzeneğin en çalışkan militanları olarak sair Müslüman gençlerin zihinlerini iğfal etme konumunda duruyorlar.

MÜSLÜMAN GENÇLİK BUNALIM POTASINDA ERİR Mİ?

Müslüman gençlik açısından üzerinde durulmamış, zor iki yan vardır: Biri bizdeki rüşt kavramının yenilenmemesinin gençlik aleyhine dönüşmesidir. Diğeri genel İslâmî hâlden habersiz olmaktır.

Bizdeki rüşt kavramıyla kesinlikle ilgili olarak İslâmî yapılar, öğrencilik yıllarında gençliğe sahip çıkarlar; İslam’ın irşad ve infak sistemi içinde gençliğe çok yönlü olarak katkıda bulunurlar. Ancak öğrencilik dönemi biten gençliği, bir tür rüşdüne erdiği yaklaşımıyla artık katkı sağlanacak, sahip çıkılacak bir kesim olarak değil, yararlanılacak ve bizzat kendilerine de sahip çıkacak bir kesim olarak görürler. Bunu görmediklerinde ise gençliği dışlar, ötekileştirir ve kimi zaman bunalıma sürüklerler.

Oysa bilindiği üzere, büluğ, fiziksel ve açıktır; rüşt ise zihinsel ve görecelidir. Kişinin büluğu bellidir; rüştü ise duruma göre tespit gerektirir. Dolayısıyla dünkü rüşt hâli ve yaşıyla bugünkü rüşt hâl ve yaşı değişebilir.

Geçmişte kişiler, on sekiz-on dokuz yaşlarında işlerini yürütebilecek noktaya ulaşır, rüşte ererlerdi; modern dönemde ise okulunu bitiren hemen iş hayatına başladığı için rüştüne de ermiş görünürdü. Halbuki üniversiteleşmenin yaygınlaşması ve postmodern karmaşa içinde gençler, okulu bitirerek rüştüne ermiş olmuyorlar. Aksine hayatlarının en zorlu bir fetret dönemine giriyorlar. Pek çok genç, bu fetret döneminde umutlarını yitiriyor, bunalımlara sürükleniyor.

Öte yandan İslâmî hâl, zannedilenin aksine bir an için edinilip hep korunan bir hâl değildir. İmtihan yaşam boyudur. Bunun için Müslüman büyükler, sürekli “Allah’ım akıbetimizi (sonumuzu) hayr kıl!” diye dua ederler.

Çocukluk ve gençliğinde pek çok farklı etkenle, kendini namaza, dindarlığa veren kişi, dünya hayatına bulaştıktan sonra o hâllerini ihmal eder. Bu tür kişiler için büyükler “Genç iken Allah Allah, büyüyünce yallah yallah!” demişlerdir.

Sağlam bir dindarlık kültürü olmayan, farklı yapıların etkisiyle bireysel olarak dindarlığa yönelen kişiler, bu örnekleri gördükçe bir hayal kırıklığı yaşar ve “eskiler bozuluyor”, diye yakınırlar. Bu tabii hâli, olağanüstü bir anormallik zannederler.

Meselenin asıl saptırıcı yorumu ise, bu hâlleri, doğrudan siyasal hâlle ilişkilendirmek, siyasete dahil olmuşların gençliğe doğrudan olumsuz bir yansıması olarak değerlendirmek ve bir adım ötesine de geçip İslam adına siyaset yapmanın imkânsız, merdut ve hatta İslam için korkunç zararlı olduğu tespitine varmaktır.

Bu, düşüncesizliğin ürünü değilse, şeytani bir yorumdur. Daha doğrusu, bu, enli boylu düşünmeksizin yorum yapanların sözlerinin, İslam’ın geleceğine kast edenlerin yorumlarıyla buluşmasıdır. Düşünmeksizin hareket edenlerin sözleri, amansız düşmanların sözleriyle buluştuğunda ise elbette bir sorun hasıl olur. Üzerine varılması gereken bir hâl söz konusu olur.

Buna rağmen, Müslüman gençliğin yaşadığı sorunlardan, Sol dünyanın bunalımından elde ettikleri kârı elde edeceğini zannedenler fena bir hayal kırıklığı yaşayacaklar.

İslam, sosyalizm değildir. İslam, bir ideolojinin sığlığından çok ötede, “ed-Din” olmakla devasa bir okyanustur ve İslam, aynı zamanda büyük bir tarihsel tecrübeye sahiptir.

Çağı sarsan zevk u sefa/zevkperizm, hep olduğu üzere pek çok kişiyi alıp götürür. Sol gençlik üzerinden kurulan pota, dindarlar arasından da elbette kendisine personel bulur. Ancak Müslüman gençlik, kitlesel olarak hiç şüphesiz, kaçışı değil, çıkışı tercih eder, yakın gelecekte kimsenin ummadığı çıkışlar yapar.

İslam’ın böyle bir potansiyeli vardır. İslam, her zaman gençliği motive edecek enerjiye sahiptir. Öte yandan istisna bazı hâller üzerinden bazı kıyaslamalar yapmak mümkün ise de Solun içinde bulunduğu mevcut hâl ile Müslüman dünyanın içinde bulunduğu hâl arasında büyük farklar vardır. O hâllerin benzeştiği ile ilgili iddialar çürüktür.

Biraz gayretle, bu anlaşıldığında Müslüman gençliği, “özgürleşme” aldatmasıyla köleleşme potasına çekmek isteyenler daha da büyük bir hayal kırıklığı yaşayacaklardır.