• DOLAR 6.96
  • EURO 8.223
  • ALTIN 441.599
  • ...

İslam’ın insanı sarhoş eden içecekleri yasaklamasından sonra da Müslümanlar arasında bu tür içecekleri tüketenler bulundu.

Bu tür içecekler için bir had cezasının belirlenmesi de bu içeceklerin kullanılmasının devam ettiğine işaret kabul edilmelidir.

Cahiliye alışkanlıklarını terk edememe,

Bireysel bunalım hâli,

Gayri Müslim kişilerle temas,

Devletlerin vergi aç gözlülüğü gibi bir dizi neden, sarhoşluk verici içecekleri Müslümanların hep gündeminde tuttu.

Zaman zaman bu haram içecekler kamusal yaygınlık da kazandı.

Nitekim Nûreddin Zengî Hazretleri gibi muktedir bir lider dahi sarhoşluk verici içecekleri yasaklamakta zorluklar yaşamıştır.

Nûreddin 1174’te vefat ettiğinde ise yeğeni ve Musul Atabegi II. Seyfeddin Gazi bayram ilan etmiş, tellallar çıkartarak içkinin Musul vilayetinde serbest olduğunu ilan etmiştir.  

Osmanlı Dönemi’nde de padişahların zaman zaman yayımladıkları fermanlar, devletin vergilerinin azalacağı gerekçesiyle bürokrasinin itirazlarıyla karşılaşmıştır.

Cumhuriyet Dönemi’nde Türkiye’de alkollü içeceklerin yayılması ise çok farklı bir durum:

Henüz Tanzimat günlerinden itibaren Batıcı aydınlar, alkol tüketimini bir modernleşme/çağdaşlaşma şiarı olarak gördüler.

Cumhuriyet’e geçildiğinde içki yasak olmasına rağmen, bir kısım yöneticinin müptelalık noktasında içkiyle haşir neşir olduğu bilinmektedir.

Ancak bu müptelalık hâli, nasıl bir halk sevgisi barındırıyorsa bizzat halka dayatıldı. Bir halk, göz göre göre alkol belasına müptela kılındı.

Henüz 1925’te Ankara’da bir bira fabrikası kuruldu. Sonraki yıllarda da çocuklar dahil, halkın bira içmeye alışması için bir dizi programlar yapıldı.

Küçük ilçelerde dahi her akşam “devlet sofrası” kurulurdu. Memurlar bir yana eşraflar bile içkiden uzak durduklarında kınanır, dışlanır ve devlet işlerine yaklaştırılmazdı.

İçkili balo düzenlemenin yakın bir döneme kadar bir devlet töreni hâline geldiği yıllar boyu, Türk sineması da adeta bir içki tanıtım sektörü olarak işledi.

1990’lı yıllarda ise İslamî kesimin iktidar olmaya yaklaşması üzerine bazı sol çevreler, içkiyi bir tür “ideolojik simge” hâline getirdiler. Çocuklarını dahi İslamî kesimlere sempati duymasınlar diye alkole alıştırdılar. İçkiye yönelik her tür önlemi bir tür mukaddesatlarına dokunma olarak gördüler. Kendilerine karşı hoşgörüyü içkiye karşı hoşgörü ile ölçtüler.  

Bu hâl içinde içkiye karşı geniş bir müsamaha oluştu. Sigaraya karşı yürütülen kampanyalar dahi, içkiye karşı yürütülemedi.

Parklar gibi bütün halka açık alanlarda bile içki tüketildi ve içki tüketimine yönelik her tür müdahale, toplumsal barışa karşı bir provokasyon gibi değerlendirildi. Dolayısıyla içki tüketiminin azalmasına yönelik umutlar, istenen sonuçları vermedi.

Bugün zararı ittifakla kabul edilen, haram oluşuna da büyük çoğunluk tarafından inanılan bu baş belası içecekler her saat musibetlere yol açmaktadır.

Ne var ki çağdaşlığın bir tür kutsalı gibi görülen bu içeceklerin engellenmesine dönük yeterli önlemler alınmamaktadır.