• DOLAR 6.865
  • EURO 7.759
  • ALTIN 397.26
  • ...

Sol’un propagandası, ülke siyasetini izleyen herkesi hayrete düşürüyor. Ama herhâlde bu propagandanın sınır tanımazlığından en çok muhafazakâr kesimler hayrete düşüyor.

Özellikle “İslamcılık” geçmişi olan dindâr simaların sıklıkla “Bu kadar da olur mu?”, “Bunlar insanlığı ne zaman terk ettiler?” dediklerine şahitlik edersiniz.

Türkiye’nin muhafazakâr kesimleri, Sol konusunda farklı bir algıya sahip. Sol’u olduğundan çok farklı biliyor.

Öyle ki merhum İzzetbegoviç’in “Dünyanın en kötüleri Sosyalistler ve faşistlerdir. Düşmanımız hem Sosyalist hem faşist!” sözü bile Türkiye’de anlaşılmadı.

Bundaki etken Batı Avrupa Sol’unun hümanist mirası devralması ve takdir edilir insan hakları duyarlığı değildir. Hatta hiç değildir. Zira İslam dünyası Solu ile Batı Avrupa Solu’nu karıştırmak ilgisiz iki dini karıştırmak gibi bir şeydir.

O hâlde nedir, dindâr kesimi Sol’un sosyal propagandası konusunda bu kadar hayrette bırakan?

12 Eylül 1980’den önce “Muhafazakâr” kesimle Sol, uzlaşmaz karşıtlar idi. Sonra Sol etkisizleşti. Turgut Özal da etkisizleşen Sol’un uzlaşılır görünen kesimini “Dört Eğilim”e aldı.

1990’lı yıllarda ise başka güçlerin de devreye girmesiyle durum, farklı boyuta taşındı. 

Bazı güçler, ülkenin geleceğinde etkisiz ve liberalleşmiş bir Sol’u, İslamî kesimin kazanımlarını bertaraf etmede kullanılacak bir proje olarak geliştirdiler ve o dönemde Sol’un önü, memleketin farklı noktalarında İslamî kesimin gücüyle orantılı olarak açıldı.

Proje sahipleri tutumlarında öyle kararlıydılar ki PKK’nin siyasi kanadını dahi Sol’un sair kesimleri gibi İslamî kesimin önünü tutacak bir imkân olarak değerlendirdiler. Onu İslam’a karşı kontra bir güç olarak kullandılar.

İslamî kesim, o sahada Sosyalist deneyimin sosyal propagandası ile öyle bir yüz yüze kaldı ki en akıllı insan bile yüksek bir dava disiplinine sahip değilse “Olamaz mı?” diyecek hâle düştü.

Bu sosyal propagandada elinden tespihi düşmeyen 80’lik nene ve dedeler, sefihliğin ötesinde “deli”ler, ömründe yalan söylememiş taş duvar ustaları, saflığın simgesi çobanlar bile kullanıldı ve bugün sosyal medya gücü ile neredeyse eşdeğer bir sosyal propaganda gücü elde edildi.

Dışarıdan ve içeriden mühendislerin danışmanlığında, sosyalizm ve faşizmin bütün deneyimi, kullanılarak üretilen bu propagandaya zavallı kişiler önce inandırıldı, sonra birer propaganda malzemesi hâline getirildi ve onlar üzerinden yayılan sosyal propaganda ile İslamî kesime dönük korkunç bir sosyal algı oluşturuldu.

Öte yandan İngiltere’de daha çok eski Sol’a, İslam dünyası acenteleri ise tamamen Sol’a verilmiş BBC’nin kaptan gemiliğinde, uzun planlamalara hizmet etmek üzere bir medya propagandası da geliştirildi. Sosyal propaganda ile bu medya propagandası bütünleştirildi, stratejik bir bütünlük için yönlendirildi.

Ne yazık ki İslamcılık yönü olan pek çok isim dahi bu medya propagandasına kapıldı. Kendilerine “vicdan kaygısı” ve “Allah korkusu” hatırlatıldığında omuzlarını silkip “Gazetelerden okuduk!” dediler.

Bugün bütün ülkede yapılan sadece bu stratejik propagandanın “sosyal medya” zeminine taşınmışından başka bir şey değildir.

Geçmişte bu propaganda ile yüz yüze kalanlar, çok yönlü olarak çaresizdi. Bugün ülke imkânlarını elinde bulunduranların durumu çok farklı ve bu propagandanın hafife alınır bir tarafı yok!

Sadece akıllarını yarı yarıya tatil edenler, hayatı yaşayarak öğrenirler. Tecrübe ile sabittir: Bu propaganda, güç dengesi değiştirir.

Bu propagandaya muhafazakâr duyarsızlıkla da kibirli, küçük ideolojik yaklaşımlarla da karşı konulamaz.

Yarın elinden tespihi düşmeyen 80’lik nenelerin hakkınızda söylenen her şeyi doğru gibi aktardığını ve elindeki tespihle alay edeni kaygısızca desteklediğini görürsünüz. Sonra size sadece “Ne oldu?” deyip hayret etmek kalır.