• DOLAR 6.861
  • EURO 7.752
  • ALTIN 392.135
  • ...

Müslümanlar, önceki yüzyılda içinde oldukları süreci çok yönlü değerlendirdiler. Neticede;

öncelikle, hazırdaki durumlarını tasvir ve tahlil ettiler. Sıkıntılarının cehalet, ihtilaf ve yoksulluk kavramları etrafında buluştuğunu gördüler.

İkincisi, Asr-ı Saadet’ten, bu sorunlar yumağı sürecine kadar, yaşadıklarına karşı bir tenkid geliştirdiler.

Başlıkta “eleştiri” kavramını kullanıp burada “tenkid” kavramını özellikle tercih ettim. Zira yaşanan; Batılı protestocu bir “eleştiri” değil, İslamî anlamda bir tenkid idi, altını sahte paradan ayırma işlemiydi, özünü doğru tarif hareketiydi.

Önceki yüzyılda İslamî tenkid, Batı’nın Hıristiyanlıktan modern sürece; modern süreçte, klasik kapitalizmden sosyalizm veya sosyal liberalizm sürecine geçerken veya Çin’in geleneksel yapısından Mao sosyalizmine geçerken asla başaramadığı kadar mutedildi, ılımlıyı; yıkmaya, ötekileştirmeye, dağıtmaya değil; inşa, birliktelik, mümkün olan en üst değerlerde buluşma, bunun için şamil bir şemsiye oluşturma hedefine hizmet edecek nitelikteydi.  

Üçüncüsü, Müslümanlar, yüz yüze kaldıkları sorunlara karşı, bu tenkidde ulaştıkları sonuçları da dikkate alarak, ilim, ittihat ve kalkınma başlıkları etrafında toplanabilecek bir çözüm geliştirdiler.

Bu üç ayaklı çözüm;

-Bilgisizlik, efsane, sihir, kulları aşırı kutsama gibi cahiliyeye özgü kavramların karşısına ilmi;

-Rahmet olan ihtilafa karşı yayılan ve yaydırılan; meşrepçilik, mezhepçilik, ırkçılık odaklı yıkıcı ihtilafa karşı zaruretler etrafında ittihadı;

-Bir kültür hâline gelen ve pek çok sorun için zemin hazırlayan yoksulluğa karşı, sosyal yardımlaşma ve kalkınmayı yerleştiriyordu.

Bütünleşmeyi sağlayacak ve çözüme anlam katacak şekilde bunlara bir de adalet eklendi.

Böylece ortaya seçkinlerin de kitlelerin de ilgisini çekecek bir bütüncül program çıktı. Bu program, İslam aleminde kısa sürede öylesine ilgi gördü ki İslam dünyasına ekilen Sağ ve Sol ideolojileri birdenbire atıl duruma getirdi, arkalarındaki desteğe rağmen onları ikinci plana attı, onların mensuplarını “yabancılar adına çalışan, şuursuz veya hain adamlar” noktasına düşürdü.

Bu büyük dalga, İslam alemindeki kimi geleneksel çevreleri, kimi küçük insanları, Sağ -Sol yapıları ve uluslararası güçleri dehşete düşürdü.

Geleneksel çevreler, vakanın özellikle tenkid kısmına takılmışlardı, bu tenkidi abartarak odağa alıp programın mimarlarına hücum ettiler. Ancak sorunlara vakıf değildiler, etkisizdiler ve aynı zamanda samimi idiler. Bunun için bir kısmı etkili olamadı diğer kısmı hakikati anladığında teslim oldu.

Geleneksel çevrelerin en büyük sorunu, ifade etmeseler de aslında çözümü; bidat, gereksiz ve tehlikeli bulmalarıydı. Onlar, Hıristiyan dünyadaki “kıyametçi”lerle aynı yapı içinde dünyanın Asr-ı Saadet’ten sonra bir daha asla düzelmeyeceğine inanıyorlar, bunun için bu tür çabaları yanlış, gereksiz, kuşkulu ve tehlikeli buluyorlardı. Çözüm getirmeyi yoldan sapma olarak görüyorlardı. Dolayısıyla, çözüme karşı bir çözüm de önermiyorlardı, sadece çözümü eleştiriyorlardı.

Tam bu noktada büyük bir ihtimalle Bernard Lewis’in öncülüğünü yaptığı uluslar arası güçler devreye girdi ve onlar, bu kurtuluş/ihya programına karşı, Sağ ve Solu desteklemekle birlikte geleneksel çevrelerin programın tenkid kısmına odaklı duruşuna yöneldiler. İslam dünyası içi ve dışında pek çok enstitü kurdular, bu enstitüler üzerinden mahalle hocalarına bile ulaşarak programa karşı “ihtilafa süreklilik kazandırma” yönünde devasa bir “anti program” geliştirdiler. Bir yandan programın tenkid kısmını “yıkıcı eleştiri” boyutuna götüren fraksiyonları desteklediler; tenkidi uç bir eleştiri gibi yansıttılar, geleneksel çevrelere malzeme verdiler, diğer yandan geleneksel çevrelerin sesini duyuracak yeni ortamlar oluşturdular.

Bugün ne yazık ki hâlâ bu anti program revize edilmiş haliyle işliyor. Bunun için bir yapı çekildiğinde yerini bir başkası alıp programın yine tenkid kısmına karşı vuruşlar yapıyor; çözüm kısmını unutturuyor!  

Bunlara cevap verilecekse sormak gerek: Bırakın “eleştiri”yi, diyelim ki o programı “eleştirmek”te haklısınız. Onun yanında siz İslam alemini emperyalizmin elinden kurtarmak ve dünyada yeniden öncü kılmak için, nasıl güncel bir program öneriyorsunuz?

Ancak mesele, bu tür küçük dünyaların insanları da değildir. Eleştiriye karşı eleştiri de ayrıca ihtilaf getirir.

Bugün hep birlikte artık yapılmış bir tenkidle uğraşmayı bırakıp çözüme odaklanmak gerek. Biz, kendi açımızdan eleştiri çağında değil, çözüm çağındayız.

Çözümü olmayanların eleştirisi işlevsizdir ya da düşman lehine işler. Ümit kırar, ihtilafa düşürür, rüzgârı keser, esir eder, esir bırakır.