• DOLAR 6.863
  • EURO 7.774
  • ALTIN 396.959
  • ...

Korona virüs salgınının yol açtığı sorunlardan dolayı 20 Mart’tan bu yana camiler ibadete kapalı, Cuma namazı kılınamıyor.

İlgili haberlere göre, ilk Cuma namazının Ramazan Bayramı’ndan yaklaşık üç hafta sonra 12 Haziran’da kılınması planlanıyor. Dolayısıyla mevcut planlanmaya göre, Ramazan Bayramı namazı da camilerde kılınamayacak.

Bayram namazının hükmü bir yana Anadolu İslamî yaşamında çok önemli bir yeri vardır. Cuma namazlarını dahi kılmayan kimi kişiler, mutlaka bayram namazında hazır bulunurlar. Onların İslamî ibadetlerle bir yıl boyunca buluşması ancak iki bayram namazı kadardır.

Bir yıl boyunca namaz kılmayanlar, o gün de kılmasın diye kestirip atabiliriz. Öyle değil. Yılda iki kez bile olsa kişilerin namazda hazır bulunmaları kişilerin aidiyet hissi için çok önemlidir. Kişilerin İslam toplumuna aidiyetine yönelik son dönemdeki saldırılar düşünüldüğünde de bayram namazı ayrıca önem kazanıyor.  

Virüse karşı tedbirlerde en çok sosyal mesafe vurgusu yapılıyor. Camide bunu sağlamak, sorunlu olabilir. Fakat bayram namazı için illa camilerde hazır olmak durumunda değiliz.

Nasıl, diye sormakta haklısınız. Zira bizim bayram namazını musalla/namazgâhda kılma sünnetimiz çoktan unutulmuş.

Hz. Peygamber zamanında bayram namazları Mescid-i Nebevî’de değil, musallâda kılınırdı.  

Musalla, yerleşim merkezinin dışında, bayram, cenaze namazlarının kılındığı, yağmur duasının yapıldığı yerdir. Musallayı camiden ayıran, üstünün açık olmasıdır. Farsça ve Türkçede namazgâh denen musallanın varlık işareti etrafına konan taşlar veya onu çevreleyen yüksek olmayan bir duvardır.

Medine’nin bayram musallâsı, Mescid-i Nebevî’ye yaklaşık 500 metre mesafedeki Buthân vadisindeydi.

Hz. Peygamber, bayram günü sabah namazını cemaatle eda ettikten sonra, Ashabıyla birlikte tekbirler getirerek Mescid-i Nebevî’den musallâya kadar gider, bayram namazını orada eda eder, hutbesini orada irad ederdi.

Hz. Peygamberin bu musallâ sünneti, daha sonra da ümmet tarafından sürdürülmüştür. Onun mübarek devrinden sonra musallâlara mihrap ve minber de konmuş; Osmanlı, buna kimi yerlerde küçük bir minare de eklemiştir.

Zengîler Devri’nde, Musul’da mihrap ve minberi sabit bir şehir musallâsı vardı. Mardin Emînüddin Külliyesi Namazgâhı da Miladi 12. yüzyılın başında Artuklulardan kalmadır.

Osmanlı’da ise artık hep namazgâh olarak adlandırılan musallâ, şehirlerin bilinen alanlarındandır.

İstanbul’da Okmeydanı Namazgâhı, Rumelihisarı Toplarönü Namazgâhı, Eyüp Mehmed Paşa Namazgâh, Üsküdar Ali Ağa Namazgâhı, Üsküdar Ahmed Ağa Namazgâhı, Piyâle Paşa Kadınlar Çeşmesi Namazgâhı, Esmâ Sultan Namazgâhı…

İstanbul dışında Konya Musallâ Namazgâhı… Tokat Turhal Gümüştop Namazgâhı… Ta Kosova’da Prizren Fâtih Sultan Mehmed Namazgâhı…

Namazgâh yeri tayini Osmanlı’nın son günlerine kadar devam etmiş. Diyarbakır Şeyh Muhammed (Mehmed) Namazgâhı, 1859-1860 yıllarında yapılmış. Sonradan mihrap ve minberi üzerine yapılan küçük mescidi, iki yıl öncesine kadar duruyordu. Ne yazık ki Şubat 2018’de uyuşturucu bağımlıları tarafından kullanıldığı gerekçesiyle yıktırıldı.

İstanbul’daki namazgâhların en ünlülerinden Okmeydanı Namazgâhı da tamamen yapı işgali altında…

Eski namazgâhların çoğu elbette bir daha kullanılamaz. Ama en azından camilerin kullanılamayacağı bu bayramda semtlerin uygun caddeleri veya kimi parklar, ilgili uyarıların sıkı sıkı yapılması ve tatbik edilmesiyle, sosyal mesafenin korunmasıyla namazgâh olarak kullanılamaz mı?

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın ilan ettiği “Kontrollü Sosyal Hayat” ile de uyumlu böyle bir uygulama ile namazgâhlarımızı ihya etmiş olmaz mıyız?

Bu sayede hem unutulan namazgâhlarımızı hatırlayıp hem bayram namazını biraz da sosyalleştirmez miyiz?

Ve son söz:

 “Kim ahir zamanda unutulmaya yüz tutmuş bir sünnetimi ihya ederse ona yüz şehit sevabı vardır.”  (Hadis-i Şerif)