• DOLAR 16.581
  • EURO 17.587
  • ALTIN 972.739
  • ...

Kur’an’da, İslam’a karşı batıl ehlinin birliğinin ne manaya geldiğini anlamaya çalışacağız. İslam’ın evrensel ilkeleri, önerdiği hayat anlayışı ve dünyayı imar etmede muhatap aldığı varlık insandır. Bu manada kainatın tasarrufunun yanı sıra onu yükümlü de tutmuştur. Konuyu Kur’an-insan ilişkisi açısından Kur’an’ın, rahman ve rahimle başlayıp nas ile bitmesi, bu ilişkinin acıma üzere olduğunu göstermektedir.

Hayatta adalet gibi merhamete de ilkelerden bir ilke olarak bakmak yeterli değildir. Kainatın dengesi için adalet, sevgisi için merhamet prensibi bir ontolojik yapı gibidir. Yine, birey ve toplum bakımından bunu, güzel huylardan bir huy ve sıradan gelen bir ahlaki meziyet olarak değerlendirmek yetersiz kalır. Merhameti elde etmekten çok muhafaza etmek çok daha önemlidir. Merhamet acıma manasınadır.

Ancak bunun sağlanabilmesi için her zaman acınarak elde edilmesi mümkün olmayabiliyor. Kur’an’daki araştırmama göre merhamet, bir yönüyle mazluma acımak iken diğer yönüyle mazlumlar adına zalimden hesap sormaktır. Merhameti sağlamanın en önemli ayağı zalimden hesap sormaktır.

Haşır/14. Ayeti kerimede, ehli dalalete basma kalıp bakma uygun görülmemiştir. Onların güç paradigmasının bir korkudan kaynaklandığını zikreder. Onların içe dönük nasıl bir ahlaki çöküş yaşadıklarını beyan eder. Bu manada onları bazen olduğundan fazla bir aklama kompleksine girmeyi uygun görmemektedir. Onların içine düştükleri tahalluki tezellül durumunun, tevhidi açıdan akılsızca bir iş olduğunu beyan eder. Bir Müslümanın olaylara totalcı mantıkla bakmasının sağlıklı bir tasavvur olmadığını da bildirmektedir.

Ayeti kerimenin ruhunu oluşturan bölümü, onun teolojik farklılığıdır. Ehli dalaleti cem’i sığasıyla zikrederken, onları derli toplu zanneden ehli imana tekil olarak hitap edilmesi kafirlerin Müminlere açtıkları savaşlarda arkasına sığındıkları güç odakları sebebiyle toplanmış güçlerinin görünenden farklı olduğunu zikreder. Ama onların birliği, güçlü, akıllı ve yenilmez olduğunu “sanma” kelimesini tekil zikrederek “sen onları böyle sanırsın” denilerek bu zannın ümmetin görüşü değil kişisel bir görüş olduğuna vurgu yapılır. Bu ümmetin görüşü olsaydı “sizler” demeliydi. Maddi ve iktisadi açıdan ümmet düşse de topluca taakkulde bir tezellüle hiçbir zaman düşmemiştir. Her bir kelimesi ve irabı stratejik olan bu ayetin en hassas noktasının burası olduğu kanaatindeyim. Ümmetin değer sistemleri yerine, batı ve doğunun batıl kültürünü öven bir kısım entelektüel yazarların bireysel çıkışları tam da bu manada değerlendirilmeli. Bu görüşler ümmeti temsil etmeyen münferid çıkışlardır. Hamd olsun, ümmet en zayıf olduğu zamanda bile bunları ayıklayacak güçte olduğunu göstermektedir.


Bu manada, tezekkür, tedebbür, tefekkür ve taakkül mefhumlarının birbiriyle olan alakalarını biraz izah etmek istiyorum. Bu değerler arasında akıl kelimesini kısaca izah etmeye çalışalım. Ta ki bu entelektüel kesimin görüşlerinin ümmetin değil bireysel görüşleri olduğunu, bunun için müfred olarak zikredildiğini anlayalım.

Tezekkür daha önce var olan bir hakikati hatırlamaktır. Tedebbür, daha olmamış bir olaya karşı temkin ve tedbir almaktır. Tefekkür, kişinin içinde bulunduğu anda bir düşünce üretip inşa etmektir. Akıl, bir şeyi bağlamak demektir. Teakkül de, tezekkür, tefekkür ve tedebbür arasında sağlıklı bir bağlantıyı sağlayabilmek demektir. Bu bağlantıyı kuramayanlara “Onlar bu manada aklını kullanmayan bir kavimdir” Haşr/14.

Akıl kelimesinin isim yerine fiil olarak gelmesiyle, onlara akılsız demiyor. Akılları oldukları halde akıllarını kullanamayanlar olduklarını buyurması çok manidar. Demek ki ehli dalaletin ümmete karşı birlikte hareketi bizi şaşırtmamalı. Onlarda kalbi birliktelik yoktur. Onları birlikte gören bir göz ise, ümmetin gözü değildir.

Ehli dalaletin ruhunda birlik yok, onlarınki maddi ve arızi bir güç birlikteliğidir. Bizim birlikteliğimiz ruhi, ayrılıklarımız arızidir. Onları birlik içinde görmeyi ayet onaylamamaktadır. Hulasa; ehli dalaletin birlikleri kalbi değil, menfaate dayalı arızi bir birliktir. Müminlerin birlikteliği ruhi ve aslidir, ayrılığı arızidir. Bu manada ayeti kerime onların akıllarını kullanmayan bir kavim olduğunu beyan etmektedir. Burada ümmete düşen şey, maddi ve manevi güçlerini birleştirmesidir.