• DOLAR 16.783
  • EURO 17.497
  • ALTIN 976.05
  • ...

Bazen binlerce yetişkinin koca cüsseleriyle başaramadığını, bir çocuk minicik elleriyle başarabilir. Bazen ise sayfalarca dolu yazılara denk gelir bir çocuğun tek cümlesi..

Mescid-i Aksa ve Kudüs davasını anlatırken de bu böyle oldu yıllarca.. Kudüs’ün koca yürekli, minik cüsseli çocukları biz yetişkinlerin anlatmak istediği ve fakat  anlatmakta aciz kaldığı birçok yaşanmışlığı hep daha güzel anlattılar hiç kuşkusuz...

Bu ulvi davayı unutanları, bu konuda umarsızca kayıtsız kalanları, kendilerine has masumane dilleri ve anlatımlarıyla daima uyardılar..

O halde Mescid- i Aksa ve Kudüs davasına dair farkındalığımızı, hissiyatımızı, hassasiyetimizi besleyecek bu minvaldeki birkaç anekdotu paylaşmak yerinde olacaktır..

Örneğin, 2000’ li yıllardan önce küçük bir kızın dilinden yazılan ibretlik satırlar şu şekilde:

Benim adım Semura Yasin, 12yaşındayım.

Ben Filistin’li bir çocuğum. Babamı Ramazan’da El Halil Camiinde namaz kılarken, 61 kişi ile birlikte şehid ettiler. Suçu Müslüman olmaktı.

Bu mektubu sizlere ben yazmıyorum çünkü, kollarım yok.. Mektubu size, ablam aracılığı ile yazdırıyorum. Arkadaşımı, suçsuz yere tüfeğinin dipçiği ile döven bir Yahudi askerine taş attığım için, kollarımı kırdılar. Ama ben kollarıma taşla vurulurken acıdığı için değil, Yahudi’nin Peygamberime ettiği küfürlere ağladım..

“Nerede Müslümanlar? İşte yalnız kaldınız!” demesine ağladım.

Davasını dünyasına satıp, bizi yalnız bırakan Müslümanlar için ağladım.

Kollarımı tedavi ettiremediğim için kollarım kesildi. Bizim oyuncağımız burada sapan ve taş. Biz açlığı biliriz, biz Allah’ı sevmeyi biliriz. O’nun yolunda ölmeyi de.

Bizler Müslümanları severiz. Bize yardımları olmasa da...”

Takvimler 2010’lu yıllara yaklaştığında, Mizer Cibrin adındaki bir çocuğun kâğıda döktükleri ise şöyle:

“Yaşım 15.. Unutulmayacak resimler! İsrailli askerler bizim mutfağa ya da banyoya gitmemizi engellediler. Yaşadıklarımız inanılmaz şeyler. Banyo evimizden çok uzak olduğu için küçük kız kardeşim boş bir çöp tenekesini kullandı. Ben kabul etmedim ve banyoya gitmekte ısrar ettim. Askerlerin önüne gitmek istedim annem ve babam beni engellemeye çalıştı. Ama ısrarlarıma dayanamayıp dikkat etmemi söyleyip izin verdiler. Banyoda işim bittiğinde askerler çevremi sarmışlardı ve ellerimi kaldırmamı istediler. Bir tanesi beni itti ve sorular sormaya başladı. “Ne yapıyorsun, adın ne, yaşın kaç?” Hepsine cevap verdim. Babam “Durun! Durun! O banyoya giden küçük bir çocuk o kadar!” diye bağırdığında beni dövmek üzereydiler. Beni bıraktılar ve evimize daldılar. Beni, kardeşlerimi küçük mutfağa kapattılar. Babamı tutuklayıp diğer adamlarla beraber dövdüler. Kafalarına plastik poşetler geçirerek onları bilmediğimiz bir yere götürdüler. Ben kuşatmayı yaşadım ve bunu asla asla unutmayacağım. Ben işgali durdurun demek istiyorum. Zulmü durdurun ve ölümleri durdurun, durdurun!”

Aslında, 2020’li yıllara gelindiğinde de değişen pek bir şey olmadı Kudüs' ün çocukları için. Zaman rakamsal olarak değişse de şartlar hep aynıydı onlar için. İşte, her an bombalanma korkusuyla sarsılan o küçük çocuklardan birinin annesine yazdığı acı dolu not:

“Anneciğim ben çok korkuyorum! Eğer şehit olursak hepimizi aynı mezara koysunlar.. Böylece kucağında kalmış olurum. Ve bana bayram kıyafetlerimi giydirsinler. Çünkü onlarla sevinemedim...”

Öyle sanıyoruz ki, bu kutsal davayı ve bu uğurda çekilen çileleri, ödenen bedelleri anlamaya yetecektir bu masumane ifadeler.

Bu kadar acının üstüne bu davayı unutursak, gündem yapmazsak, destek vermezsek kalbimiz kurusun!

Veya bu uğurda üzerimize düşeni yapmıyorsak, zaten kalbimiz kurumuştur...