• DOLAR 13.028
  • EURO 14.817
  • ALTIN 750.064
  • ...

İnsanı suça sevk eden, idrak ve idaresini kontrol altına alıp yöneten etkenler, tarih boyunca hep özel bir araştırma konusu olmuştur.

Örneğin suç etolojisi; suça neyin veya nelerin sebep olduğunu bulmayla ilgilenen daldır. Suça iten sebepleri çok yönlü analiz edip ayrıştırarak makul bir sonuca varmayı planlar.

Psikoloji; suçun faili olan ferdin  hislerine/duygularına, geçmiş hayatına ve bilhassa çocukluğunu analiz ederek iç dünyasına yönelir. Bu metotla ferdi suça götüren etkenleri detaylı olarak inceler ve ışık tutmayı amaçlar.

Sosyoloji; ferdi suça iten toplumsal faktörleri analiz eder. Bu minvalde ferdin aile yaşantısını, özel ve genel yaşam çevresinin ahlâkî kodlarını, mensubu olduğu topluluğun sosyal dokusunu, sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel yaşam koşullarını vb. durumlarını araştırarak aydınlatıcı bir sonuç çıkarmayı hedefler.

Psikiyatri; suçlunun ruh sağlığına odaklanır. Herhangi bir ruh hastalığının olup olmadığını inceler ve var olan marazi durumu bu yolla hem teşhis hem tedavi etmeyi gayeler.

Suç fenolojisi; suçun meydana geliş şeklini, işleniş biçimini ve genel yapısını araştırır. Suç tiplerini ayrıştırarak  suç türü ve tekniklerini bulup, analiz eder.

 Bir taraftan hukuk, hangi suç hangi cezayı hak ederle ilgilenirken, öte yandan krimonoloji, suçun nedenini ve ana kaynağını bulmaya çalışır.

Tüm bu dallar hatta daha fazlası insanoğlu ve suç ilişkisiyle yüzyıllardır yakından ilgilenmişlerdir. Fakat ne gariptir ki yıllarca, bunca tahlil, analiz, teşhis, tedavi, kanun ve araştırmaya rağmen, suça iten etkenler sıfırlanmamış, suç oranları azalmamış ve suçlu sayısında da bir düşüş meydana gelmemiştir.

Bunca çalışma boşuna olmadığına göre, hakeza yapılan bu çalışmalardan suça ve suçluya dair sayısız çıkarımlar, bulgular, tecrübeler de elde edildiğine göre, o halde nedir kendine çokça güvenen çok bilmiş, modern ve müstağni insanın kaçırdığı hakikat!?

“El- Halık olan Hakk'ın vahyinin nuruyla, insan ve insanla ilişkili her şeyin hakikatine varmak” dersek, yanılmayız herhalde?

El-Halık’a rağmen mahluku anlamaya, Hakk’a rağmen hakikati bulmaya, Hak ve hakikat olmadan hukuku tesis etmeye çalışanların çabası ne büyük bir çelişkidir oysa...

Tekrar konumuz olan insan ve suç ilişkisine dönecek olursak, vahyin nurunda, yeryüzünde işlenen ilk suç ve suçlu mevzusuna muhakkak bakmamız icap eder.

İşte bu mevzuda, şeytanın, telkinlerinin, nefs ve zaafları üzerinden insanoğlunu itaati altına almasının en büyük ve ana etken olduğunu görürüz...

“Sonunda (Kâbil’in) nefsi (Şeytanın telkinleriyle) ona kardeşini (Hâbil’i) öldürmeye (tahrik ve teşvik edip) kasten (günaha) itti; böylece onu öldürüverdi.”( Maide,30)

İnsanoğlunu yaratan, en güzel biçimde tanzim eden Rabbimizden daha güzel kulunu kim tanıyabilir?

Gizli ve aşikâr hallerini daha iyi kim bilebilir?

 Hayra da şerre de meyyal yaratılan insanın neye niye yöneldiğine O'ndan daha doğru kim vakıf olabilir!?

Madem öyle, o halde Rahman’ın yüce Kitabında bu minvaldeki hakikatleri görmemek körlük ve nankörlük değil de nedir?

Körlük Hakk'a ise, o körlüğü ne bilimin, ne ilimin ışığı aydınlatabilir.

Kalkıp insanı vahyin ışığından uzak analiz etmek cahilliğin dibidir!

Ve.. Söz konusu suç ve suçlu analizi olunca şeytanı, şeytani faktörleri görmemek en büyük gaflettir.

Şeytan vardır ve tüm askerleriyle daima mesai halindedir. Ne için? Âdemoğlunu suça, günaha çekmek, itmek için...

Bu nedenle Rahman’ı bilmeyen, şeytanı tanımayan, içindeki Rahmani ve şeytani telkinleri hikmetle ayırt etmeyi öğrenemeyen, buna çabalamayan nesillerin-insanların hüsrana, ziyana, kaosa, travmalara, buhranlara, suçlara, günahlara düşmesi kaçınılmazdır.

Başa dönecek olursak, insanı suça, günaha, hataya iten en büyük etkeni/sebebi en kısa ve net  şekilde Rabbimiz açıklıyor:

“Kim Rahman'ın zikrinden (Kur’an’ından)yüz çevirirse, ona bir şeytanı musallat ederiz de artık o onun yanından ayrılmaz ve devamlı kötülükleri telkin eden bir arkadaşı olur.”( Zuhruf, 36)

Yüzünü Rahman’dan çeviren, omuzuna şeytanı oturtup komutlarına itaat eden, şeytanı koluna takıp dost edinenin suçtan, günahtan uzak kalması mümkün mü?