• DOLAR 9.594
  • EURO 11.144
  • ALTIN 557.475
  • ...

Her insanın kendi hayat gerekçelerinden mütevellit kendine has  gerçekleri vardır. Ancak gerçek birden fazla olsa da, doğru bir tanedir.

Bu nedenle insanların kendi gerçeklerini yarıştırıp, doğruyu bulma çabası hem gereksiz hem de sonuçsuz bir uğraştır.

Zira doğru, hak olandır. Hakk’ın belirlediği mutlak gerçek, hakikat, kural, kaide ve kıstaslardır. Hakk’a tabi olan ve bu doğrultuda hayatını tanzim etme gayretinde olan için, hak olanın-doğru olanın, daima onun, bunun veya bizatihi kendinin gerçeklerine karşı tartışılmaz bir üstünlüğü mevcuttur.

Bu sebepledir ki, Hakk’a tabi olanın herhangi bir konuda karar alırken veya tercih/ seçim yaparken hep bu doğrultuda hareket etmesi beklenir.

Hakk’a iman ve teslimiyet noktasında sıkıntısı olanlar için, durum farklı bir boyuta taşınsa da, inandım, teslim oldum diyenler için durum böyledir.

Ne buyuruyor Hak olan, hakikat membaı olan yüce Kur’an'da:

“Allah ve Resulü herhangi bir konuda hüküm verdiklerinde artık mümin bir erkek veya kadın için işlerinde tercih hakları yoktur.” ( Ahzab,36)

Bu buyruk nefislere çok ağır gelebilir elbette. Hatta asrın samimiyetten uzak, hümanist, feminist, ‘özgürlükçü', hak ve adalet dağıtıcıları (!) için asla kabul edilemez bir ölçü olabilir. Amma velakin tam ve gönülden iman eden, teslim olan için bu hususta asla bir çelişki, huzursuzluk yoktur. Olmamalıdır da...

En net tabirle, haşa Allah' tan (c.c) daha mı iyi bilecekler, bileceğiz!?

Eğer bizler için herhangi bir konuda uygun görülmüş hak bir hüküm varsa, bilelim ki bu bizim için en doğru, en hayırlı, en bereketli, en erdemli, en güzel, en uygun olandır.

Şimdi tüm bunları neden zikrettik oraya gelelim..

Eğer La İlahe İllallah demişsek, iman ederek Hakk'a teslim olmuşsak, tesettür yaşına gelen kızlarımızın tesettüre bürünmesinden neden imtina ediyoruz o halde!?

Hatta kendimiz büründüğümüz halde!

Acaba İslamî kıstaslarla  belirlenen  tesettür yaşını mı  erken buluyoruz!?

Ya da tesettürün kızlarımızın psikolojisini bozacağını, kimlik ve kişisel gelişimlerini sekteye uğratacağını mı düşünüyoruz!?

Belki de boyumuza gelen kızlarımızın  büyüdüğünü hâlâ göremiyoruzdur...

Yok böyle değilse, Cennet' e götürecek bir libas olan tesettürü bencilce neden sadece kendimize  layık görüyoruz o halde?

Çocuklarımızın tatmadığı leziz bir yiyeceği boğazımızdan geçirirken bile  içimiz cız ediyor da, tesettürden mahrum bıraktığımız kızlarımızın Cennet nimetlerinden mahrum kalma olasılığı içimizi ürpertmiyor mu?

Ama bir ihtimal daha var;  Rabbimizin hükümleri dururken biz, suni gerçeklerle konan, adaletten ve haktan uzak bazı pedagojik(!) kılıflı cahiliye hükümlerine  ve giyim/ kuşam konusunda içimizi, dışımızı Allah'a rağmen şekillendirmeye çalışan moda ikonlarının tercihlerine gönül kaptırmış olabilir miyiz acaba?

Şayet bunların hiçbiri değilse, tesettürün Allah'ın (c.c) emri olduğuna iman ediyorsak, tesettür nedir/ ne değildir konusunda yeterli bilgimizde varsa, o halde nedir kızlarımızı tesettürle buluşturmamıza engel olan ‘şey'!?

Samimice muhasebe edelim;  bilinçaltlarımızda tesettüre dair bir problem varsa öncelikle onu aşmak gerekir elbette.

Önce biz yeniden teslim olmalı, hikmetine ve faydasına inanmalıyız. Bizim için mihnet değil, nimet olan bu İlahi hükme.

Şunu bilelim ki, içimizde bir yerlerde en ufak, ‘ben yapamadım kızım yapsın', ‘hevesini alsın', ‘içinde kalmasın' şeklinde tesettürsüzlüğe karşı bir istek varsa, aşmamız gereken büyük bir teslimiyet sorunu vardır demektir.

Biz alemlerin rabbinden daha iyi bilemeyiz ve O’ ndan daha merhametli olamayız!!!

Hangi kuluna neyi hangi vakitte uygun görüyorsa, o kul için en doğru ve en uygun olan odur...

 Bize düşen  Rabbimizin tesettür emrini sorgulamak, yargılamak, çaktırmadan format çekip reformize etmek değil,  bu hükme ‘Ey iman edenler, iman edin!’ düsturunca yeniden iman etmek,  ‘İşittik ve itaat ettik' diyerek hoşnutluk, teslimiyet  göstererek, canı gönülden, evlâd u ayalimizle icabet etmektir.