• DOLAR 6.616
  • EURO 7.294
  • ALTIN 335.37
  • ...

Bu sıralar böyle bir konuyu gündem etmek, birçoğu için pek de ilgi çekici olmayabilir. Zira kimine göre en öne çıkan başlıklar üzerine yazmak/ konuşmak daha isabetli gelebilir.

ABD'nin son yaptığı şımarıkça zulmü anlatmak, ya da İran'ın kaç tane füze attığını, kaçını isabet ettirdiğini konuşmak daha elzemdir, diyen de olabilir.

Doğrudur, elbette bunların konuşulması- perde arkalarının, işin erbabı ve bilenleri tarafından açıklanması/ aralanması gerekmektedir.

 Ancak şu da bir hakikattir ki, son yaşananlar Müslümanlar olarak içinde bulunduğumuz vahdetten uzak halimizi tekrar yüzümüze/ yüreğimize çarpmıştır.

Büyük dünya düzenini konuşmak ve ilgilenmek kadar, kendi aramızdaki özel ve genel/ küçük ve büyük tüm ilişkileri de gözden- gönülden geçirmek gerekir. İçinde bulunduğumuz halin büyük tablosunu görmek, anlayabilmek ve idrak edebilmek için, önce küçük resimlere bakıp kareleri birleştirmek oldukça doğru bir adım olacaktır.

Dağınıklığımız- bölünmüşlüğümüz diyoruz. Her birimiz üzerine bilge tavırlarla, kelli felli kelamlar ediyoruz. Şurası muhakkak ki eğer ortada, ümmet adına bu kadar acı bir  durum var ise, tüm ilişkileri bozan en öne çıkan sebeplerin başında; nefsilik- keyfilik -ben/ bencilik- had bilmezlik- hak/hukuk tanımazlık- bozgunculuk- merhametsizlik ve muhabbetsizlik gelir. Bunlar ve türevleri olan ahlaki zaafiyetlerle  bu liste uzayıp gider.

Bunları küçümsemeyelim. Dünya üzerinde çıkan tüm savaşlar, bu gibi nedenlerle çıkmıştır.

Sonuçta en büyük yangınlar küçük kıvılcımlarla çıkmıyor mu?

Yangın başladıktan sonra kıvılcımı görebilmek asla mümkün değildir. Ama asla inkar edilmeyecek olan şey ise, kıvılcımsız yangın yoktur! O halde kıvılcımları ortadan kaldırmak, çıkmayan/ çıkamayan yangınlara da engel olmak demektir.

Tüm kıvılcımların ana etkeni ise kötü ahlâktır. Ahlâkî zaafiyetlerdir. Dünya üzerinde yanıp küle dönen coğrafyalar için de böyledir, en ufak insani ilişkilerde de böyledir.

Ahlâk; hem mikro- hem makro alemin biricik dengesidir.

Hele müslim ve mümin olan için şunu hep hatırda tutmak lazım gelir; bizler, ilmi ya da bilgiyi kemâle erdirmek/ tamamlamak üzere gönderilen bir Resulün değil, güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderilen bir Resul’ün (s.a.v) ümmetiyiz.

Bu gün çağımız Müslümanının bilgi sorunundan çok ahlâk sorunu var. Bilgiyi hayatlaştıramama tutarsızlığı var çünkü.

Hâl böyle olunca birçok sorun meydana geliyor. Dünyanın sorununu gören Müslüman, kendi evinin huzurunun- arkadaşlık ilişkilerinin-kardeşlik hukukunun neden yolunda gitmediğini göremiyor.

ABD'nin başka bir ülke sınırı içine haksızca girip, hadsizce yaptığı tahribatı görüyor, bir müminin kalbine girip haksızca yaptığı yıkımı göremiyor!

İran'ın attığı füze sayısını- nerelere isabet ettirdiğini merak ediyor, ama mümin kardeşinin kalbine atıp ve kesinkes isabet ettirdiği füzeleri (!) görmüyor- merakta etmiyor!

Sonuçta İran attığı füzelerle ABD'yi bölgeden çıkarır mı- sınır dışı eder mi bilinmez..

Teşbihte hata olmaz; bir insanın kalbine girip, tahrip etmek, kalpler arası savaşı başlatmak ve başlatan taraf olmak demektir. Bunun vebalini kelimelere dökmek imkânsızdır. Bu fitne icraatının fütursuz ve cüretkâr failinin şımarık ve tutarsız Trump’ tan ne farkı vardır? Bir insanın kalbine, ahlâkî zaafiyet fabrikalarınızda (!) ürettiğiniz fitne füzelerini atarsanız, sonucu o kalpten sınır dışı edilmeniz olacaktır. Fuad bölgesinden çıkarılmak olacaktır.

Ne acı bir sondur bu. Ya da daha filizlenmeden solan muhabbetlerin hazin hali.

Kalplerde yer etmenin- tutunmanın, kalplerde her an sınır dışı edilecek bir mülteci gibi değil, o kalbin savaş çıkarmayan sakini olabilmek için Rabbimiz Allah Resulü' ne (s.a.v) reçeteyi veriyor:

 ‘’Sen onlara sırf Allah’ın lütfu sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onların bağışlanmasını dile, iş hakkında onlara danış, karar verince de Allah’a güven, doğrusu Allah kendisine güvenenleri sever.’’ (Al'i İmran 159)

Bu reçete iman eden herkesin ihtiyacıdır. Reçete ihtiyacı olmadığını sanan, aslında en hasta olandır. Reçeteyi alıp, baş üstü edene ise şifa olsun, güzel ahlâk olsun....