• DOLAR 5.759
  • EURO 6.337
  • ALTIN 271.35
  • ...

‘’Zaman sana uymazsa, sen zamana uy!’’ kavlince seyru- sefer eden yığınlar arasında, hassasiyetleri noktasında sanki çok uç yaşayan, bir şeyleri gereğinden fazla kurcalayan, uyumsuz, bağnaz ve yobazmış gibi hissettirilen/ötekileştirilen Müslümanların sayısı gün geçtikçe artıyor.

Suçları nedir peki?

Daha doğrusu ne yapmışlardır da, bu sıfatlara namzet bireylermiş gibi toplumun büyük çoğunluğu tarafından yaftalanmışlardır?

Hatta toplum içinde İslami yaşantılarıyla bir tık iki tık daha örnek yaşayan, ‘şuurlu' diyebileceğimiz Müslümanlar arasında da dışlanmışlardır...

Suçlarından (!) en büyük ve göze çarpanı, kadın- erkek ihtilatı konusunda ihtiyatlı olmaları kuşkusuz.  İhtiyatı taban olmaktan kurtarıp, tavan yapmaya azmetmeleri.

Gerçi bu, ne zaman -nerede-nasıl- kimler tarafından suç gibi kabul edildi, önce bunu ve buna iten sebepleri irdelemek gerekir. Yani inandığımız dinin, Kur’an-Sünnet-İcma-Kıyas ışığında güneş gibi aşikâr olan, hükümlerinin/uygulamalarının, modernizmin popülist kıvamındaki balçığıyla sıvazlanmaya başlandığı zamana gidip, başlangıç noktasını incelemek gerekir.

28 Şubat süreci ve öncesinde mütedeyyin insanların çizgileri çok netti. Öyle yanar-döner değildi yani. Siyah siyahtı, beyaz beyaz...

Sonrasında bilhassa 2000’li yılların başlarında gelişen olaylar ve sonraki yıllarda yasakların yavaş yavaş kalkmasıyla farklı bir sürece girildi. Zira bir çok yasak kalkmıştı ancak, modern İslam-muhafazakâr Müslüman modeli de artık vitrinlerde görücüye çıkmıştı.

Mütedeyyin Müslümanlar, henüz karma eğitim sistemini ve sonuçlarını sorgularken ve buna tüm samimiyetleriyle çözümler ararlarken, kendilerini karma yaşam sisteminin içinde buldular. ‘’Gözün gördüğüne gönül alışıyor'' kavlince yavaş yavaş kanıksadılar. Artık sorgulanmıyor bile.

Yaşam tarzını İslami ilkelerle belirlemeyen, seküler bir yaşam tarzını benimseyen, modern kültürün libasına bürünen insanlara diyecek bir sözümüz yok!

Zaten tercihlerini yapmışlar ve tercihleri ile yaşantıları arasında bir tezat yok. Ancak bizim uyarımız; İslam dininin ahkâmına teslim olduğunu iddia eden Müslimleredir!

Kadın-erkek ihtilatı konusunda ölçüyü kaçırmak, ihtiyatı elden bırakıp fütursuzca haşır-neşir olmak, Allah' ın koruması ve terbiyesi altındaki Peygamberin (s.a.v) uygulamaları ve yaşantısını görmezden gelip, kendince üsluplarla farklı yollara tevessül etmek, tehlikelidir- zararlıdır- fitnedir!

Karışık oturmak, karışık yemek- içmek, karışık düğün-nişan-söz, karışık ve maksadını aşan muhabbetler, nihayetinde karma(n)- çorma (n) ortamlar zarar ve ziyana götürecektir. İhtiyatlı davranmak her zaman hayrımıza olacaktır. Bildiğimiz ve bilmediğimiz fitne ve kirlerden bizleri uzak tutacaktır.

Üstadın bu yorumu ne kadar da manidardır; ‘Bir meclis-i ihvana ( dost meclisine) güzel kadın girdikçe, riya ile rekabet, hased ile hodgamlık debretir damarları...’(sözler)

Kadın ve erkeğin bir arada bulunmasını gerektirecek durumlar ve ortamlar elbette vardır ve olacaktır da. Ama bu konuda da Rabbimizin Kitabı ve Resulü’ nün (s.a.v) sünneti bizler için kıstas olmalıdır.

Allah Resulü ’nün (s.a.v) biricik hayat şahidi Hz.Aişe (r.a) Emeviler döneminde cami önünde, kadınlarla, erkeklerin karıştığını görünce şöyle demişti: "Resulullah (s.a.v), kadınların böyle yaptığını görseydi, tıpkı İsrail Oğulları kadınlarının camiden men edildiği gibi, onları camiden alıkoyardı" (Buhârî, ezân, 163).

Yine bu konuda Ümmü Seleme ’nin (r.a) naklettiği İbni Mektum hadisesi de oldukça belirleyicidir.

Gerçi çoğu kez sanki sakınması ve sakındırılması gereken sadece kadınlarmış gibi bir algı oluşuyor. Bu oldukça yanlıştır. Kadın da erkekte aynı şekilde ihtiyatlı olmak zorundadır ve bunda ihtilaf yoktur. Şunu da belirtmek lazım Rabbimiz, mümin erkek ve kadınlara bakışlarını bile kontrol altında tutmayı emrediyorsa, beraber şakalaşmalar, gülüşmeler, yediği içtiği ayrı gitmemeler, gezmeler tozmalar elbette kontrolden çıkmışlığın habercisi olmalıdır.

Bu mevzu anlatılırken sosyal medyada da sanal bir kadın-erkek ihtilatının söz konusu olduğu gerçeğinin de altını çizmek gerekir. Sanki sosyal medya da olunca farklı bir hüküm geçerliymiş gibi yanlış bir algı daha var. Emojilerle gülüşmeler, sınırı aşan gereksiz muhabbetler vs.

Oysa Rabbimiz, muhatapları Ashabı Kiram olmasına rağmen bizlerin her daim model alması gereken kıymetli annelerimizi/ Peygamber eşlerini bile uyarıyor:

‘’Ey Peygamber hanımları! Siz herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Eğer sakınırsanız. Sözü çekici bir şekilde söylemeyin ki sonra kalbinde bir hastalık bulunan tamaha kapılır. Uygun (ve ağırbaşlı bir şekilde) söz söyleyin.’’(Ahzab 32)

Aslında ihtilat ve ihtiyat mevzusundaki tutarsızlığın en büyük nedeni; inandığı dinin hükümlerine hakkıyla teslim olmamaktır. Beğenmemek, güvenmemek ve farklı sistemlerin hayat tarzına özenmekte peşi sıra gelmektedir.

Rabbimiz yozlaşmış kültürlerden ithâl -ihtilatı, öz benliğimizde müslim olmaya karşı sinsice pusu kurmuş nefsani ihtilafı, ihsanla-ihlasla ve ihtiyatla savanlardan kılsın bizleri...