• DOLAR 5.753
  • EURO 6.347
  • ALTIN 272.06
  • ...

Bu kelimelerle başlayan birçok yazı okumuşuzdur.

Her biri, kendine has orjinal veya basmakalıp diye niteleyebileceğimiz ifadeler içerir çoğu kez. Bazısına katılırız, bazısına dudak büker beğenmeyiz. Ama kendine dışardan bakmanın/görebilmenin bir meziyet olduğunu ve mutlaka gündem edilmesi gerektiğini, kuvvetle muhtemeldir ki, herkes kabul eder. Toplumun hangi kesiminden olursa olsun.

Tabi her meselede olduğu gibi, bu meselede de bakış açısı farkı olacaktır. Herkes kendi bakış açısına göre ölçüp/tartıp bir yargıya bir hükme bağlayacaktır.

Ancak şunu hatırlatmakta fayda var; ‘kendimizi dışardan görebilme ’mevzusunda nebevi ilkelerden faydalanmak bizleri maksadımıza kısa ve emin bir yoldan ulaştıracaktır.

Belki bu minvalde çok farklı örnekler verilebilir ancak şu nebevi öğreti paha biçilemez bir hazine gibi;

‘’Mümin müminin aynasıdır!”

Tekrar okuyoruz!

Dikkatle okuyoruz!

Aynısıdır demiyor, aynasıdır diyor. O halde kendimizi görebilmenin, kendimize bakabilmenin, kendimizi analiz etmenin yolu mümin kardeşimizden geçiyor.

Bu yol kendi içinde de birkaç kola ayrılıyor.

Mesela bir mümin; asla yalancı değildir. Özünün ve sözünün doğruluğuyla, varsa hatanı güzel bir üslupla söyleyerek sana ayna görevi görebilir. Hatanı yüzüne vurmaz, aksine manevi aksini ruhuna yansıtacak nahiv bir üslup kullanarak seni ihya eder. Amacı hatanı bulup, seni eleştiri bombardımanına tutmak değildir. Çünkü mümin ayıbı arayıp, dallandıran- budaklandıran değil, bilakis ayıbı örten ve kardeşini tezkiye etmeye çalışandır.

Mesela; mümin diğer bir mümini olası tehlikelerden korumak ve kollamak için çaba sarf eder. Kardeşinin göremediği kör noktalara basiretle bakmasını sağlar. Önündeki çukuru(!), burnunun ucuna kadar gelen tehlikeyi görmesini sağlar. Sağını-solunu gösterecek yan aynası olur. Arkasını gösterecek dikiz aynası olur. En nihayetinde ışık saçan, yolunu gösteren, ihtiyacını gideren nurlu bir ayna olur.

Tüm buraya kadar güzel. Ancak, bir yol daha var ve bu kendimizi dışardan bakıp hakkıyla görebilmemiz için gerçekten ama gerçekten ihtiyaç duyduğumuz bir yol...

Şöyle bir düşünelim, çevremizde birbirinden farklı mizaç ve karakterde onlarca, yüzlerce ve hatta binlerce mümin kardeşimiz var. Her birinin kendine has zaafları, problemli huyları, kalbi hastalıkları var. Öyle ya, mümin dediğimiz varlık melek değildir.

Tüm bu olumsuzlukları gözlemlerken kardeşimize dikkatlice bakalım, düşünelim, analiz edelim ve şu soruyu soralım kendimize;

Sahi bu hata, bu kusur bende de olabilir mi?

Belki vardır ancak ben göremiyorumdur. Sonra kardeşimize yakışmadığını düşündüğümüz tüm olumsuz hasletlerin bize de yakışmadığını/ yakışamayacağını bu sayede görmüş olacağız. Bu vesileyle mümin kardeşimiz bize kendimizi gösteren bir ayna vazifesi görecektir. Yani; ‘mümin müminin aynası olacaktır’.

Yine bu şekilde çok güzel hasletlere sahip, ahlakıyla, amelleri ve faziletleriyle muazzam müminleri de misafir edelim tefekkür dünyamıza; inceleyelim gönül ölçekleriyle- ölçelim, düşünelim tartalım aklı selim terazileriyle. Muhakkak ki, bu güzel hasletlerin kardeşlerimizi ne kadar güzelleştirdiğini görmekte zorluk çekmeyeceğiz. Sonra bu müminlere bakarak, güzel hasletlerin bize de yakışacağı sonucuna varmış olacağız. Kendimizi bu bakış açısıyla seyredeceğiz doya doya. Mümin kardeşimiz yine aynamız olacak. Yine hakikati hakkıyla yansıtacak.

Mümin kardeşimize her baktığımızda, kendimize bakar gibi bakar ve bakmanın ötesinde görmeyi başarırsak aslında kendimizi de görmüş olacağız.

Tabi buna terbiye edilmemiş egolarımız engel olmazsa!

Kendimizi sürekli farklı ve üstün hatta emsalsiz görme düşüncesi engellemezse!

Bazı hakikatleri anlayabilmenin/ algılayabilmenin yolunun muhakkak ama muhakkak insanlardan geçtiğini unutmazsak!

Arınmanın, erdemlerle anlam bulmanın, öyle inzivaya çekilip mümin kardeşlerinden soyutlanarak sadece okumaktan değil, bilakis El-Kitab ın inşa ettiği biricik insan modeli olan müminleri Yaratan Rabb’in adıyla okumaktan geçtiği hakikatini görebilirsek!

Modern dünyanın, seküler manzaralarına(!) odaklanmış bakışlarımızı, düşünme yetisi kaybettirilmeye mahkûm edilmiş beyinlerimizi esaretten kurtarıp, yeniden basiretli-ferasetli ve hikmetli bakmayı başararak, tefekkür edebilme mertebesine çıkabilir ve o mertebeden âlemi seyran edebilirsek!

İşte o zaman; Kendimize bakabilmeyi, kendimizi görebilmeyi, kendimiz dediğimiz manzarayı tüm incelikleriyle keşfetmeyi, tanış olmayı ve bu sayede kâmil mümin olma yolunda sağlam adımlar atmayı da başarmışızdır.

Rabbimiz bizleri; manevi aynalarına sırtını dönüp bakmayarak, sıratı müstakimden kayanlardan olmaktan muhafaza buyursun.