• DOLAR 5,6835
  • EURO 6,2756
  • ALTIN 273,744
  • ...

Hayatın tamamı anlamını yitirdiğinde geriye kalan sadece âli hedeflere varmak olur ki, bu idealler de herkes için bambaşka şeyler ifade eder.  Var olan sistemlere alternatif kurtarıcı bir düzen benimseyen ve insanlığın kurtuluşu adına elinin erişebildiği her kişiyi bu yönde şekillendirmek isteyen için, eğer hedefe kilitlenmişse, gözü ondan başka her şeye kör olur.

Çalışır, çabalar, okur, konuşur ve kendine göre bir yöntem belirler. Bu, sonuç verir ise amenna, yok vermez ise dehşet salma ve yok etme güdüsü öyle bir harekete geçer ki, kendine dönüp bakma ve nerede yanlış yaptığını görmeye çalışma hiç hatıra gelmeyen bir gereklilik olarak kenara itilir kalır.

Bahse konu bu gözü karalığın menfi şekliyle neler icra ettiğini genelde bütün dünyada, özelde kendi ülkemizde yıllardır, hassaten son zamanlarda yeniden başa sarmasıyla –esefle- müşahede ediyoruz. Toplumu terbiye etmede başarısızlığın kendini terbiye edememe gibi bir yanlış başlangıcın nihayeti olduğunu idrak edemeyenler gani…

Muvaffak olabilmiş, uzun yıllar tesirini sürdürebilmiş ve birçok harekete kılavuzluk edebilmiş İslami hareketlere bakıldığında ise bunun sırrının sıkı teşkilatçılık, yüksek zekâyla beraber, manevi disiplini önce kendi içinde sağlayabilmiş öncülerin, liderlerin rehberliğinde yola çıkmış hareketler olduğu görülecektir. Kur-an`da en sık tekrarlanan konulardan biri olan takvayı yol azığı edinerek yola çıkanlar bugün önümüze ışık tutanlar ve ‘bir toplum yeni baştan nasıl şekillendirilir `in reçetesini önümüze serenlerdir.

Bir süre önce Hasan El- Benna`nın risalelerini okumaya başlayan bir genç kızımız şaşkınlıkla ‘ama hep ahlaktan ve ibadetten bahsediyor` demişti. Siyaset ve kıyama dair nutuklar bekleyerek başladığı kitabı onu başka alanlara götürmüş, ilk etapta bu kadar vurgu ona galiba anlamsız gelmişti.

Oysa El-Benna, ilk zamanlar aktif şekilde bir takım öğrenci teşkilatları içerisinde yer almakla beraber, zikir ve irfan sohbetlerinin yapıldığı meclislerden ayrılmadığı ve Allah`a yakın olmak hedefine odaklandığını hem onun anlatımlarından hem de vaazlarında kullandığı dilden anlayabiliyoruz. Önce içindeki orduları tanzim etmiş, ondan sonra bunları tecrübî olarak dışa yansıtmıştı.

Toplum olarak yakinen tanıdığımız asrın büyük öncülerinden Bediüzzaman hazretlerinin ihlas risalesindeki ‘Amelinizde rıza-yı ilahi olmalı, o sizi sevse halklara da sevdirir` mealindeki sözlerinin okuyana tesir etmemesi mümkün mü? Van`da horhor medresesinden abdest almak için aşağı ineceği esnada, o dik kayalardan ayağı kaydığında ‘eyvah davam` diye inlemesi ancak züht ve takva ile dünyadan kopmuşluğun bir göstergesi olabilir.  Onunki, Allah`ı tanıma, bilme, sevme ve onunla irtibat halinde olmaktan zevk alma, vecde gelme noktasından başlayıp, dalga dalga genişleyerek, önce sinelerde gerçekleştireceği devrimlerle belirecek ila`yı kelimetullah projesiydi.

Bunun en belirgin örneğini, türünün ilk örneği sayılan İslam devriminin rehberi İmam Humeyni`de müşahede edebiliriz. Zalim toprak ağalarına karşı verdiği adalet mücadelesiyle ve bu uğurda ölümüyle bilinen babasının oğlu olarak, hâkim gayr-ı İslami düzene hep mesafeli olan ve şahın icraatlarının altındaki sinsi gayeyi faş etmekten çekinmeyen İmam, ilk olarak çevresindekilere hikmet ve irfan dersleri vermeye başlamıştı. Önce seçme talebelerine vermeye başladığı derslerin öncelikli ve büyük bir bölümü nefisle ilgili kısımlardı.

Daha sonra inkılâbın öncüleri arasında olacak bu talebelerinin arasında, mesela imanı tekâmül noktasında Türkçeye de çevrilmiş olan kitaplarıyla birçok kişinin manevi âleminin değişimine vesile olan Şehit Mutahhari ve birçok büyük şahsiyet vardı. Tabii ki siyaset ve ilahi olmayan kanunların hükümranlığının kabul edilemezliği de sürekli üzerinde çalışılan meselelerdendi, ama Allah`a yakın olmayan bir kulun İnsanlığı Allah`a yakınlaştırmasını beklemenin boş bir uğraş olduğunu çok iyi biliyorlardı. Hatta İmam`a İslam devriminin başarısından sorulduğunda; ‘devrime vesile olan insanların kendilerini âlemlerin ilahına yönelttikleri ve böylece ilahi var oluşun sorumluluğunu üstlerine almış olmalarıyla` açıklıyordu.

Hâlâ, yoğun çalışmalar içerisinde olmakla beraber halka hitap esnasında yerli yersiz, farklı yönlere çekilebilecek konuşmalar yapmaktansa, Allah`a kulluktan bahisle onun rızasını talep eden konuşmaları/yazıları vizyon eksikliğine bağlayanlar, günümüzde İslami hareketin ilerlemesi hususunda belki engel teşkil edebilecek yanlış zihniyetin sahipleridirler. İslam öncülerini ve faaliyetlerini iyi okumalı ve özümsemelidirler.

Bilhassa gençlerin şeriat ile maneviyatı bir arada tutmayı ilke edinmeleri elzemdir. Kendi manevi disiplinini sağlayamayanlar, toplumu disiplinime edemez, değişimin ana hatlarını kendi içlerinde, zihinlerinde ve kalplerinde keşfedemeyenler, kendi kazanımlarını ellerinde bir veri olarak biriktiremeyenler başkalarından araklanmış usullerle kâmil şahsiyetler peyda edemezler.

Dini mezarlıktan çıkarıp yönetim merkezlerine çıkarmayı hedeflerken, nefislerimizi saltanat tahtına oturtma çelişkisine düşmemek duasıyla…

 

Yazarın Diğer Yazıları