• DOLAR 8.384
  • EURO 9.993
  • ALTIN 487.433
  • ...

Küçükten büyük çıkar mı demeyin, Modern kafa çıkartıyor kendince... Çıkarımlarını bize de ezberletiyor. Ezberler arasında boğuluyoruz ve nefesimiz kesiliyor.

Doğruluğu ispatlanamamış olan tezleri dahi seküler hedefler uğruna sahiplenen Modern kafa küçük aklı, Külli akla ölçü tayin ediyor. Yalnızca insan kafasının kavrayıp açıklayabildiklerini bilimsel olarak kabul etmeyi bilgide hakikate ulaşmanın tek ve gerçek yolu olarak görüyor. Modern bilimin yöntemlerinin dışındaki tüm yol ve yöntemleri geçersiz sayıyor. Cüzi aklıyla, Külli aklı deney tahtasına yatırıp, insanı yeryüzü tanrısı ilan etme bedbahtlığını insanı en dibe çekene kadar yapıyor.

Artık her şey eleştirilebiliyor, fakat modern bilimin tarzı eleştirilemiyor, çıkmazları masaya yatırılamıyor, bünyesinde oluşan kara delikler görmezden geliniyor. Halbuki Modern tabiat bilimlerin uygulamalarının sonucunda dünyanın geldiği hale baktığımızda, asıl sorunun bu bilimlerin anlamlandırılması ve yorumlanması olduğu sonucuna ulaşmamak mümkün değil. Teknolojiye, endüstrileşmeye, çarpık kentleşmeye, havanın ve suyun kirlenmesine yönelik sorunlar, savaşlar, katliamlar hep modern bilimin zihin dünyasını yansıtan birer ayna gibi karşımızda duruyor.  

  1. yy’da modern bilimle her şeyin muhtevasına veda edilip; biçimine, derininden yüzeyine, cevherinden arazına, özünden kabuğuna göç eden düşünme tarzının temelleri atıldı. Descartes'in öncülüğünü yaptığı anlayış, bilim ve düşünce insanını Promethus ilan edip göğe kılıç çekme yarışına itti. Çekilen seküler kılıçla bilim ile dinin arası tamamen ayrıldı. Bilim adamlarının ve filozofların çabalarıyla evren profan bir kılıfın içine sıkıştırıldı. Artık tüm varsayımlar, teoriler bu kılıfa uygun olmak suretiyle bilimsel kabul edilebilirdi. İnsanlık tarihinin milyonlarca yıllık bilimsel birikimleri bir çırpıda yok sayıldı. Metafizikle ve vahiyle yol alarak üretilen bilgiler Bilim statüsüne alınmadı. Artık yeni anlayışa göre tüm varlığın anatomisi fiziki ve algılanabilir dünyadan ibaretti. Böylece hakikatin zihinde ete kemiğe bürünmesi olan, varlıkların sonu ve başlangıcının bilgisi olan metafizik öğreti devre dışı bırakıldı.

Böylece tabiatla insan arasındaki manevi ilişki ve bütünlük hissi tamamen kopartıldı. Maneviyatından kopartılan modern bilgiye, iki ayaklı hayvanın yeryüzünü sömürmesine yarayan bir araç olma rolü düştü.

Profanlaşmış bilgiyle evrenin (kosmos) hakikatini yansıtan tablonun en önemli ve can alıcı kısmı silindi. İzleri kalmasın diye üzerine hurafe zifti döküldü. Tablonun tamamının idrak edilmesinin yolu engellendi, kapatıldı. Evrenin gerçekliği ancak bütün boyutlarıyla kavranabilecek iken yalnızca maddi düzlemini ele alan modern bilim tek gerçek bilim olarak kabul edildi.

Halbuki modernizm öncesi tüm dinlerde tabiatın kutsal bir tarafının olduğuna, mutlak bir hakikate dayandığına inanılırdı. Tabiata bir ana, bir bacı gibi muamele edilirdi. Yağmurun yağması, güneşin doğması, rüzgarın esmesi, mevsimlerin değişmesi, denizlerdeki med-cezir, bitkilerin mevsimlere göre ürün vermesi; fizik, kimya ve biyoloji bilimlerinin açıkladığı gibi sadece ölçülebilir, gözlemlenebilir olan kısmına indirgenmezdi.

Bugün ise ilerleme adına atılan her bilimsel adım, insanı biraz daha tabiata karşı zorbaca muameleye itiyor, canileştiriyor, ekini ve nesli katlettiriyor. Tabi tabiat da tepkisiz kalmıyor. Art arda gelen felaketler, hastalıklar, bunalımlar, kaoslar insanın da acı sonunu hazırlıyor. Tek bir kurtuluş yolu kalıyor, o da bilimin yeniden geleneksel anlayışla yorumlanması. Yani Göğe karşı çekilen kılıcın kırılması.

Bunun için insanlığın; İslam’ın alimlerinin, bilim adamlarının ve filozoflarının yakaladığı bütünlüğü yakalamaya ihtiyacı var. Tabiatı ve insanı maddi tarafıyla, tek boyutla ele almayan, varlığı tevhide bağlayan, kesretten vahdete doğru yol alan, tüm ilimleri birbirinden ayrıştırmadan insanlığa sunan anlayışın, putlaştırılmış tüm kalıpları yıkması gerekiyor. Vahyin ve metafiziğin modern bilgiyi denetleyecek, sentezleyecek bir kıstas rolü oynaması gerekiyor.

Yağmura uzattığı hırkasına bakıp "Onun Allah'la olan sözleşmesi bizden daha öncedir" buyuran, Uhud dağını sık sık ziyarete giden ve sahabelere "Uhud bizdendir, biz onu severiz, o bizi sever" diyen Resulullah'ın(s.a.v.) tabiatı bir dost, bir emanet, bir rahmet, Allah'ın esmasının yansıması olarak gören anlayışını yeniden hakim kılmak uğruna yapılacak bir mücadele, insanlığın kurtuluşu adına yapılacak kutlu bir mücadele olacaktır. Bu yol insanı insanla, insanı tabiatla, insanı Yaradan’ıyla dost kılacak tek yoldur.

Artık çocuklarımızı emanet ettiğimiz eğitim sistemine hakim olan modern bilimsel tabuyu yıkıp, kendi inancımızın varlık tasavvuruna dayalı bir bilimi dizayn etmek için, bekleme şansımız yoktur. Bilimde oluşan kara delikleri göğün ışıklarıyla aydınlatmaz isek o kara delikler Batılı insanı yutup helake götürdüğü gibi nesillerimizi de kendi içine çekebilecektir.