• DOLAR 8.853
  • EURO 10.399
  • ALTIN 499.05
  • ...

Kadın ve Demokrasi Derneğinin (KADEM) Başkan yardımcısı Sümeyye Erdoğan, bir gazeteye kadın konusundaki mücadeleleriyle alakalı çeşitli açıklamalarda bulunmuş. İstanbul Sözleşmesinin önemine vurgu yaptıktan sonra, sözleşmeden faydalanılarak hazırlanan '6284 sayılı kanunla ve mevcut tüm düzenlemelerle' yol alıp kadına karşı şiddetle mücadelelerini sürdüreceklerini beyan etmiş. Evden atılan erkek rakamları ve boşanma oranları yeterli gelmemiş galiba. Sıkı sıkıya yapışmış, yakasını bırakmıyorlar bu kanunların. Kanun ellerinden kaçsa onlar kovalayacak kadar içselleştirmişler. Olmazsa olmaz bir tabu haline getirmişler. Batı karşısında çaresizlik, yetersizlik sendromunun, aşağılık kompleksinin bu kadarı da fazla değil mi? Bu bakış açısıyla bu zihniyetle nereye varılacağını şimdiden kestirmek mümkün...

Yaklaşık 10 yıldır aileye uygulanan 6284 sayılı kanunun oluşturduğu acı tablolara, zulümlere, haksızlıklara, genç evlilerin yaşadığı dramlara, boşanma ve şiddet vakalarına bakıp da hakikati görememek ne büyük bir acı... Bu kanunun bu topluma ne kadar ağır bir bedel ödettiğini görüp de idrak edememek ne büyük bir facia... Görüntüyü bulanıklaştıran, manipüle eden kavramların mahkumu olmak ne kadar ağır bir manevi hastalık... Üstelik kendi toplumuna yabancılaşacak kadar uzak düşmenin belki de en kestirme yolu.

Sümeyye Hanım '6284 sayılı kanun ve mevcut düzenlemeler' temelinde yaptıkları çalışmalara karşı çıkanların iki kesim olduğunu iddia etmiş. Birinci kesimin siyasi ve ideolojik nedenlerle karşı çıktığını, 'Batılı, seküler ve LGBT ideolojisi' temelinde kadın sorununa eğilmenin doğru olmadığını belirtmiş... Halbuki 6284 sayılı kanununu bu kesimle ortaklaşa hazırladılar. Bu yasanın Batılı, seküler kodlarla taban tabana zıt olduğunu ve sonuçları değerlendirildiğinde LGBT ideolojisine hizmet etmediğini kim ispatlayabilir ki? Hangi maddesinde bizim değerlerimize, inancımıza dair bir dayanak mevcut? O ağzı köpürerek konuşan, kavgacı, meymenetsiz aile ve ahlak düşmanları ne istediyse bu yasayla verdiler. Ama onların doymak bilmeyen hırslarını ne verirlerse versinler tatmin edemeyeceklerini kestiremediler, halen kestiremiyorlar. Onlar ailenin de erkek cinsiyetinin de tamamen kendi ideolojik putlarına kurban edilmesini istiyorlar. Çünkü onlar için 'İnsanlık tarihi bir kadın düşmanlığı tarihi, aile ise şiddetin üretildiği yer'... Masada her ne kadar insancıl maske takmış olsalar da sahada kanla beslenen vampirler gibi şiddet ve cinayete kurban giden kadınlar üzerinden ideolojilerine kan pompalıyorlar.

Sümeyye Hanım '6284 sayılı kanun ve mevcut düzenlemeler' temelinde yaptıkları çalışmalara karşı çıkan ikinci kesimin de geleneğin yanlış uygulamalarını savunan kesim olduğunu söylüyor. Ve diyor ki 'Örneğin erkeklerin ev ve aile işlerine destek olmasının aşağılanması, dul kadınların tekrar evlenmesinin onaylanmaması, zina/aldatma kadınlar için öldürülme sebebi iken erkeklere adeta hak görülmesi gibi durumlarda kendini gösteren zihniyet, sadece dindarlar arasında değil, diğer kesimlerde de fazlasıyla yaygın'. Ben mevcut düzenlemelere ve KADEM'in anlayışına itiraz eden dindar kesimlerin böyle sakat anlayışları savunduğuna rastlamadım. Sümeyye Hanım, belli ki dindar kesimleri suçlamak için uydurma hikayeler üreten Laik/feminist kesimlerin asılsız iddialarını sahiplenme kolaycılığına kaçmış. Geri kafalı, yobaz, cahil kategorisine mahkum ettiği kesimin geneli hukukçu, aile danışmanı, sosyolog, ilahiyatçı ve dahi birçok meslek grubunda yer alan, akademik kariyere sahip kimseler. Mevcut yasa ve uygulamaların bu topluma uyup uymadığını bilgi, tecrübe, gözlem ve sonuçlarıyla iyi bir şekilde analiz edebilecek, kendi değerleri ölçeğinde tartabilecek bir birikime sahipler. Üstelik düşünce ve kendini ifade etme özgürlüğünü yakmadan, yıkmadan, kimseye hakaret etmeden kullanan insanların Sümeyye Hanım başta olmak üzere KADEM tarafından sürekli bu şekilde suçlanması tasvip edilebilecek bir durum değil.

Sümeyye Hanım, kadına saygının genetik kodlarımızda mevcut olduğunu ifade etmiş, Anadolu irfanına vurgu yapmış. Genetik kodlarımızla taban tabana zıt olan feminist argümanlarla çıkılan yolun sonunun Anadolu irfanına çıkmayacağı kesin. Eğer aile ve kadın konusunda halen değerlerimize uygun, adilane bir düzenleme yapılamamışsa bunda KADEM başta olmak üzere muhafazakar kesimin payı azımsanamaz. Onlar her ne kadar kendi değerlerimizi aşağılamasalar, düşmanlık beslemeseler de açıkça ifade etmek gerekirse referans olarak da kabul etmiyor ve yeterli görmüyorlar. Göreve gelir gelmez her kesimden tepki gören Yeni Aile Bakanımız da aynı zihniyetten gelme. Bu gidişattan hayırlı bir sonuç çıkar mı bilinmez ama ne diyelim, Allah sonumuzu hayretsin. Tüm İslam alemiyle birlikte bizleri de felaha çıkartsın...