• DOLAR 8.646
  • EURO 10.326
  • ALTIN 495.83
  • ...

İslam’ın tesettürü, bu tesettürün sınırlarının, ölçülerinin nasıl olması gerektiği, tesettürlünün nasıl bir ahlakı kuşanması gerektiği konusunda söz söylenmesi gerekiyorsa, bu konudaki tek merci İslam'dır. Hele hele bir markanın veya bir tekvandocunun bu konuda konuşma yetkisi yoktur. Konuşan ancak İslam’a danışarak, O'nun kaynaklarını referans alarak konuşabilir. Kendi hevasına ve çıkarlarına göre tesettürü yorumlamak kimsenin haddi değildir.

İslam’ın tesettürü, dışarıda mahrem olmayana karşı giyilen bir kıyafettir. Yani çizilen bir sınırdır, katılan maddi ve manevi ölçüdür. Bir mesafe belirlemedir. Bu mesafenin belirleyicisi ise insanı Yaradan Allah’tır. Yüce Allah kadına tesettürü farz kılarak onu toplumda yüksek bir statüye oturtmuştur. Müslüman bir kadının tesettüre bürünmekle kazandığı statüyü şu yeryüzünde hiçbir kadın elde edememiştir. Bakmayın siz birçok Ülkede Kadın Statüsü Genel Müdürlüklerinin kurulduğuna, bu müdürlüklere, kadının statüsünün yükselmesi için BM tarafından oluşturulan bilimsel (!) kalıpların, standartların dayatıldığına... Bunların hepsi oyun, hepsi ayak... Onlar asla kadının doğru ve fıtratına uygun bir şekilde konumlandırılmasını istemezler. Onu sadece kendi çıkarlarına bir basamak olarak görürler.

İslam tesettürü emrederek, kadının cinsel kimliği ile toplum arasına mesafe katar. Cinselliğini kirli duyguları, ticaretleri, sanatları, müzikleri, şehvetleri için kullanmaya çalışanlara karşı bir kale eyler. Kadın ancak o kale içerisinde kadınlık onurunu korur, aile içindeki ve toplumdaki statüsünü yükseltir. Kimsenin bakışlarına hitap etme, beğenisini kazanma, ilgi çekme gibi bir derdi, kaygısı, mücadelesi olmaz. İslam’ın tesettürüne sahip olan kadın, vücut hatlarını gizlemekle cinsel yönünü gizler, namahremle arasına perde çekmiş olur. Bu perde sayesinde onunla muhatap olan ancak kişiliğiyle, insani yönüyle muhatap olur. Elde ettiği bu konum aslında onurlu bir yaşamın ta kendisidir. Kadının bedeni üzerinden kazanç elde etmeye çalışanların oyunlarına karşı onun sığınağı tesettürüdür.

Yüce Allah, tesettürün hudutlarını belirleme işini kullarının inisiyatifine bırakmamış, Yüce kitabında bizzat belirtmiştir;

"Mümin kadınlara söyle gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar. İffetlerini korusunlar. Başörtülerini yakalarının üzerine örtsünler, kendiliğinden görünenler müstesna süslerini göstermesinler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, Müslüman kadınlar, yaşlanmış erkekler, kadınların cinselliklerinin farkında olmayan erkek çocuklarının dışındakilere süslerini göstermesinler. Ziynetleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar" Nur:31

İki aşamada emredilen tesettürün ilk aşaması Nur suresi 31. Ayettir. Bu ayetle Müslüman kadına başını, omuzlarından sarkacak şekilde örtmesi, bakışlarını karşı cinsten kaçırması, başını örttüğü halde süslenmemesi, yürürken dikkat çekme amaçlı davranışlar sergilememesi emrolunmuştur. Ancak giyimiyle, davranışlarıyla, bakışlarıyla kimlerle arasına mesafe katacağının hudutları da bu ayetle sabit olmuştur.

"Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına, müminlerin kadınlarına söyle, dışarıya çıkarken cilbablarını (kendilerini baştan ayağa kadar örten örtülerini) üzerlerine alsınlar". Ahzap:59

Bu ayetle tesettür kemale ermiştir. Artık sadece başın örtülmesi, ağırbaşlı olunması, bakışların sakındırılması, süslerin saklanması yeterli değildir. Tamamen dışarıya has, kadının her tarafını kapatacak bir kıyafetin giyilmesi farz kılınmıştır. Bu kıyafet ister tek parça, ister iki parça olsun, önemli olan tesettür özelliği taşımasıdır. Bunun için dikkat çekmemesi, bol, sade ve süslü olmaması gereklidir.

"Peygamber hanımlarından bir şey istediğinizde perde arkasından isteyin. Bu hem onların hem de sizin kalpleriniz açısından daha hayırlıdır" Ahzap:53

Bu ayetle kadınlarla erkeklerin her zaman aralarında maddi, manevi sınırlar olması gerektiği vurgulanıyor. Yani aynı ortamı paylaşmamak, haremlik selamlık uygulamak, eğer meşru bir nedenle aynı ortam paylaşılmak durumunda kalınırsa arada manevi sınırları muhafaza etmek gerekiyor. Yani iffet ve vakarı korumak, basit hal ve davranışların içine girmemek, gereksiz muhabbetlerden kaçınmak gerekiyor.

"Erkeklerle konuşurken sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin ki kalplerinde hastalık bulunanlar ümide kapılmasınlar"Ahzap:32

Bu ayetle Müslüman kadın sözü söyleme şekli ve ses tonuyla dahi karşı cinsle arasına sınır katması isteniyor. İşte bu sınır sayesinde kalbinde hastalık bulunan kimselere kapı açılmış olunmayacak, üstelik kadının onuru karşı cinse karşı korunmuş olunacaktır.

Şimdi kim İslam’ın Müslüman kadınla erkek arasına çizdiği bu sınırları göz önünde bulundurmadan tesettürü sadece başörtüsüne indirgeyebilir ki? Üstelik vakar, hayâ ve edepten yoksun, dikkat çekmeye uyarlanmış bir giyim tarzının İslam’ın tesettürü olması mümkün mü?