• DOLAR 7.819
  • EURO 9.36
  • ALTIN 449.547
  • ...

BİSMİLLAH!

Şu sinir küpü, her ağızlarını açtıklarında erkek cinsine ve aile kavramına nefret kusan feministlerin dertlerinin kadın hakları olmadığını defalarca dile getirdik. Feminist ideolojiyle köşe taşları döşenen 'kadın hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, kadına şiddet' gibi kavramlarının hangi kirli kapıları açmak için kullanıldığını belirttik.

Kezban Hatemi’yi bilirsiniz. Kendisi erkek cinsine ve aileye saldırganlığıyla bilinen bir boşandırma avukatı. Geçenlerde yine Aile Bakanlığının “Kadına Şiddet” konulu programına diğer feminist yapılarla birlikte çağırılmıştı. Aile Bakanlığı üzerinde ciddi bir hegomanya kuran o ve diğer feministler karşıt fikirlere asla tahammül göstermiyorlar. Şiddeti bitirmek istiyorlarmış. Şiddetin alasını daha konuşurken yapıyorlar. İçlerinden birini tüm ön yargılarınızı bir kenara bırakıp dinleseniz cinsiyetçi suçlamalardan, yargısız infazdan, yalanla süslenmiş ve manipüle edilmiş olaylardan başka bir şey duymazsınız. Bir kadın cinayetinde işlerine yarayacak, hukuka ve siyasete baskı uygulayabilecekleri bir malzeme bulurlarsa günlerce onun üzerinden kirli bir algı yürütürler. Kadınla alakalı meselelerde işlerine yaramayacak bir olayı ya da laik, sol kesimden birinin kadına yönelik şiddet, istismar ve cinayetini asla gündem etmez, aksine örtbas ederler. Medyayı kullanarak tüm dindarlara ve İslami değerlere saldırır, erkek cinsini yerden yere vurular.

Peki ya bizim 28 Şubat mağduriyetinden gelip bugün iktidarın ekmeğini yiyen kadınlar ne yaparlar? Sadece bir avuç marjinal, sinir hastası kadına yaranma adına dindarlara yöneltilen suçlamalardan kendilerini aklamaya çalışır, bahsi geçen dindarları yobazlıkla suçlayıp, onlara benzemediklerini ispat etme çabasına düşerler. Hani bazen 'nerden nereyee' diyor ya CB Erdoğan... İşte o başörtüsüyle kamusal alanda bulunmak için gözyaşı dökülen günlerden, kamusal alanda, siyasette refahın tadını kaçırmama adına inanç ve değerlerini artık referans kabul etmeme günlerine gelindi. Artık dindar olarak kalan, değerlerinden taviz vermeyen kesimleri eleştiriyor, 'yobaz dindar' olarak suçluyor, caz söyleyen bir tesettürlüyü eleştirenleri sekülerizm kılıcıyla kesiyor, biçiyorlar. Ne diyelim Allah daha hayırlı kapılar açsın Müslümanlara... Ama iktidarın ekmeğini yiyen bu kadınlar bizi temsil etmiyor, bu bir gerçek...

Gelelim Kezban Hatemiye!

Kendisi bir tv programında bütün kötülüklerin kaynağının, savaşları çıkartanların erkekler olduğunu söylemişti. Şiddeti erkek cinsiyetiyle tanımlamıştı. Kendi hayatı ise tamamen bunun aksini gösteriyor. Tek oğlu olan Ali Hatemi evde iktidar olan annesinin elinden çektiklerini bir bir anlatmış gazetenin birine... Tabi gereksiz bir habermiş gibi ne gündem oldu, ne değer gördü. Sonuçta zulüm yapılan, hayatı zindana çevrilen bir erkekti. Zulmeden ise ülkenin ünlü kadın hakları savunucusuydu. Yandaş medya onun aleyhinde söz söyleyemez, yazıp çizemezdi. Ali Hatemi annesinin kendisine meslek seçiminden tutun da hangi Ülkelerde okuyacağına kadar nasıl bir baskı uyguladığını, zorla farklı Ülkelere gönderildiğini, evlilik seçimini annesinin kriterlerine göre yapmak zorunda kaldığını, bir kızla görüştüğünde annesinin, o kızın ailesine ulaşıp her türlü hakaret ve tehdidi yaptığını anlatmış. Her fırsatta geleneklerimizi küçümseyen, aşağılayan annesi onu görücü usulüyle evlendirmek istiyormuş. Annesinin kriterlerine uygun bir evlilikten sonra aile hayatında yine annesinin kuralları geçerli olmuş. Çocuklarını onun baskısı altında, onun istediği gibi yetiştirmek zorunda kalmış. Baskı altında bir hayat yaşayan, kendi seçimlerine göre bir hayat kuramayan Ali Hatemi kansere yakalanmış. Annesinin hegomanyasından kurtulmak için hastalığını kullanmak istemiş ve hayatını değiştirmeye karar vermiş. Mutlu olmadığı, bir türlü bir eş, bir koca gibi olamadığı evlilik hayatını bitirmek ve annesinin seçtiği avukatlığı bırakmak istemiş. Onu cezalandırmak isteyen annesi mafyavari bir usulle, zor kullanarak onu akıl hastanesine yatırmış, tehdit etmiş, sahte raporlar çıkartmış. Büyük bir mücadelenin ardından hastaneden zorla kurtulmuş. Annesi torunsuz yaşayamazmış, onlarla bağını kesmek istemiyormuş. Boşanan ailelerde çocuğun velayeti anneye verildiği için icra yoluyla kiralık mal gibi evladını teslim alan babaların durumuna hiç acımayan bu vicdansız kadın bir babaanne olarak ayrılık acısına dayanamıyor. Şiddet bahanesiyle kadınları fitleyen, aile kurumunu yerden yere vuran, sorun yaşayan kadınlara mahkeme kapılarını gösterenler, bakın kendi evlatları söz konusu olunca boşanmayı engellemek için her türlü baskıyı uyguluyor. Mafya usulü ile çözmeye çalışıyor. Peki, bu baskıları bir koca karısına, bir baba kızına bu ülkede uygulasaydı neler olurdu? Kezban hanımın tüm yaptıkları bir yana, erkek sözlü şiddet bile uygulasa hemen ceza alıyor. Ama iş kadın olunca her yol serbest, her suç masum, her haksızlık hak sayılıyor... Çünkü yasalar Kezban Hatemi’nin zihniyetiyle şekillenmiş. Ne de olsa Mecliste Aile ve Kadınla alakalı konularda o ve kafadarları söz sahibi. Üstelik Ali Hatemi haklarını yasal yollarla aramaya çalışmış, fakat her taraftan engelle karşılaşmış. Bu eli güçlü kadın, kendi kurduğu kölelik sistemine başkaldıran tek oğlunu tüm mal varlığından mahrum etmiş.

İşte kadına şiddet diyenlerin ailelerine ve çevrelerine uyguladığı şiddet gün geçtikçe gün yüzüne çıkıyor. Ama konu onlar olunca ortalığı bir sessizlik kaplıyor. Şimdi bu zihniyetin eliyle hazırlanmış olan 6284 sayılı kanununun karşısında ne aile, ne huzur, ne hayır kalır. Yüce Rabbimiz bu zihniyetin şerrinden bizleri muhafaza etsin...