• DOLAR 7.97
  • EURO 9.463
  • ALTIN 487.38
  • ...

Her kadın cinayetinde hükümetin muhafazakar zihniyetini suçlayan, sanki cinayetlere onlar zemin hazırlıyormuş gibi bir algı yürüten, hükümeti katilden daha katil gösterip asıl katili unutturan, “Asla yalnız yürümeyeceksin” diyerek kadınları eyleme çağıranlar…

Genç evliliğin suç sayılması için yıllarca medyayla kol kola çocuk istismarı algısı yürütenler, sonunda 8 bin ailenin cezalandırılmasını sağlayanlar…

Medyaya bir kadına şiddet olayı yansıdığı gibi aileye, namusa, ahlaka, dine, babaya, kocaya saldıranlar, yürürlükteki AB dayatması olan İstanbul Sözleşmesi’nin şiddetinin daha da arttırılması yönünde talimatlar verenler… Dünya kadınlar günü sokaklara dökülüp aileniz batsın, namus neymiş diyenler, ezanı ıslık çalarak protesto edenler, görmeye tahammül edemediğimiz iğrenç pankartları ve sapkınların bayraklarını sallayanlar… Yani feministler… Teröristten daha teröristler…

Yıllardır Hükümeti, bu feminist ve onlardan güç alan sapkınlık teşkilatları hakkında, duyarlı kesimler uyarıyor, onlara karşı temkinli olmaya davet ediyor. Asıl amaçlarının kadın hakları filan olmadığını izah etmek için duyarlı kalemler yazıyor, çiziyor. Ama nafile…

Feministler kurulmak istenen ailesiz, cinsiyetsiz, ahlaksız yeni Küresel Dünya Düzeninin maşaları… Siyonizmin hayal ettiği bu dünya düzeni kadın mağduriyeti üzerinden kurulmak isteniyor. Kullanılan kavramlar “Şiddeti önleme,  toplumsal cinsiyet eşitliği”. AK Parti Hükümeti, aile ve kadınla alakalı her hususta kimi laik, kimi sosyalist, kimi liberal, kimi varoluşçu olan bu feminist yapılardan çıkan ortak sese kulak veriyor da, toplumun iyiliğini düşünen duyarlı kesimlere kör sağır kesiliyor. Soros’un, Rockefeller’in, Ford’un beslemeleri olan bu kadın örgütlerinin istekleri üzerine genç evli erkekler cezaevine atılırken, gencecik kadınlar çocuklarıyla ortalarda kaldı. Bu tablo bile bunların derdinin kadın hakları olmadığını gözler önüne sermeye yetmiyor mu?

Bugünlerde sosyal medya İsmail Küçükkaya’nın eski eşi Eda Demircinin beyanıyla çalkalanıyor. Kendisi kadın yanlısı tavırlarıyla dikkat çeken, erkeği haksız gören ve yeri geldi mi kendi cinsine hakaret yağdırabilen bir haber spikeri. Eski karısı Eda Demirci, kendisinden evlilik süreci içerisinde psikolojik ve fiziksel şiddet gördüğünü beyan ediyor. Yardım istemek için Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanından yardım istemiş. Sürekli Hükümete ve Cumhurbaşkanına talimatlar veren, baskı uygulayan, düğmeye bastığında tüm feminist dernekleri sokağa, sosyal medya eylemine döken ve her fırsatta kadınlara ‘Yalnız değilsiniz, biz varız” diyen Federasyon Başkanı, kendisine sahip çıkmamış, telefonlarına bakmamış. Sosyal medyada Eda Demirci’ye farklı kesimlerden destek yağdı. Fakat feministlerin sosyal medya hesaplarında bu konuda bir kımıldama olmadı. Sadece tepkiler sonucunda bir hesaplarından cılız bir ses çıktı. Bu ne ikiyüzlülük… Kadınlara bangır bangır “Eğer kocanız size karşı hoşunuza gitmeyecek en ufak bir hareket, söylem ve bakışta dahi bulunursa şiddet mağdurusunuz, hemen polisi ya da şiddet hattını arayın” dersi verenler neredeler?  Bir şiddet veya taciz mahkemesi olduğunda mahkeme önünde pankart açanlar, “Asla yalnız yürümeyeceksin, yaşasın kadın dayanışması” diyen kadın dernekleri temsilcileri nerede? Neden Eda Demirci’nin mahkeme salonunun önünde de canlı yayın yapmadılar? Ortalığı inletmediler? Çünkü asıl meseleleri kadın hakları değil, Hükümet için bu durum hala anlaşılmayacak mı? Onların isteklerine göre harfi harfine içeriği yazılan 6284 sayılı kanun yüzünden artan şiddet ve boşanmalar da bu gerçeğe işaret etmiyor mu? Ne zamana kadar bu aile düşmanlarının ağızlarına bakılarak kanun çıkartılacak, mahkeme kararları onların eylemlerinin etkisiyle sonuca bağlanacak? Yargıdaki çarpıklıklar ve çifte standartlar ne zaman görülecek?

Üstelik Eda Demirci, Kezban Hatemi’den de yardım istemiş. Hatemi her zaman kadının haklı olduğunu, beyanının geçerli olduğunu şiddetle söyleyen feminist bir isim olmasına rağmen Eda Demirci’nin beyanını kabul etmemiş. Erkek düşmanı damarları kabarmamış. Kendisine delil, belge getirmedikçe beyanının geçersiz olduğunu belirtmiş. Hani kadın beyanı kutsaldı, kadınlar yalan söylemezdi, erkek her hâlükârda suçluydu. Üstelik o da yetmemiş gibi İsmail Küçükkaya’nın avukatlığını üstelenen Hatemi, Eda Demirci’ye maddi ve manevi tazminat davası açmış. İki ay uzaklaştırma kararı çıkarttırmış. İbre kişiye göre nasıl da tersine çevriliyor? Feminist bir avukat şiddet uyguladığı beyan edilen erkeği savunuyor. Delil yoksa kadının beyanı geçersizdir, diyor.

Şiddete uğradığını iddia eden Sıla’yı telefonla arayıp yanında olduğunu söyleyen Aile Bakanımızdan da bir ses yok. Sıla’ya destek olarak tüm değerlerimizi hiçe saymıştı. Üstelik aile bakanı olarak ilgilendiği dava bir aile davası da değildi. Bu da yetmezmiş gibi Sıla’ya destek verenlere teşekkür etmişti. Eda Demirci’nin beyanı karşısında o da sus pus. Medyaya çıkıp da “kadının beyanı esastır, tartışılamaz, delil, belge gerekmez, adalet kadının verdiği ifadedir” tarzında konuşmuyor. Acaba Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanını, Kezban Hatemi’yi incitmek istemiyor mu?

Şunun altını çizmekte fayda var. Kesinlikle kadının beyanının asıl kabul edilmesini, delil ve belgeye itibar edilmemesini adil bulmuyoruz. Hükümetin en kısa zamanda gerçekleri görmesini, yanlış uygulamalardan dönüş yapmasını bekliyoruz.