• DOLAR 5.808
  • EURO 6.445
  • ALTIN 273.43
  • ...

Her hangi bir konunun, haddinden çıkarılarak bir aşırılığa sebep kılınması, o konuya karşı diğer insanalarda bir ihtiyat oluşturmaktadır. Bu ihtiyat bir noktaya kadar anlaşılırdır. Çünkü o konuyu gündemleştirenlerin düştükleri olumsuz durum, insanları korkutmaktadır. Ancak bu ihtiyat, o konunun tamamen ihmaline sebep olmamalıdır. Sebep olursa, ortada ikinci bir aşırılık var demektir.

Bu durum en bariz olarak şirk hususunda görülmektedir. Şirki çok fazla gündemleştiren ve bu sebeple Müslümanların çoğunu tekfir eden grupların varlığı malumdur. Hakikaten tekfir hastalığı bu gün Müslümanların en önemli sorunlarından biridir.

Müslümanların birliğe en çok muhtaç olduğu bu dönemde tekfircilik; telafisi mümkün olmayacak şekilde ümmeti parçalamak, Müslümanların kanını ve malını helal görmektir. Bu tekfir anlayışına karşı her türlü tedbir alınmalı ve gerekli fikri mücadele yapılmalıdır. Ancak bu çabalar, şirkin ihmal edilmesine yol açmamalıdır.

Sanılanın aksine şirk; iman edenler arasında her zaman belli bir yaygınlıkta bulunmaktadır. Aşağıdaki ayet-i kerime bu gerçeğe işaret etmektedir:

“Onların çoğu Allah`a ancak ortak koşarak inanırlar.” (Yusuf 106)

Diğer taraftan şirk, tövbe edilmediği takdirde affı olmayan tek günahtır:

“Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları dilediği kimseler için bağışlar.” (Nisa 116)

Hem ayet-i kerimede ifade edilen yaygınlığı hem de bağışlanmayacak tek günah olması sebebi ile şirk, sürekli Müslüman âlimlerin gündeminde olmalı ve müminler hikmetle ona karşı uyarılmalıdır. Konunun nazikliği sebebi ile ihtiyatlı olmak gerektiğinde kuşku yoktur. Ama bütünü ile gündemden düşürmek de doğru değildir.

Kur`an-ı Kerim bu konuda ikinci bir örnektir. Özellikle sünnet karşıtlarının sünneti değerden düşürmek için Kur`an-ı Kerim`e aşırı vurgu yaptıkları bir vakıadır. Kur`an-ı Kerim`de zikredilmeyen hiçbir şeyi kabul etmeyen bu gruplarla da gerekli fikri mücadele yapılmalıdır. Ancak bu, kesinlikle Kur`an`ın ihmaline sebep olmamalıdır. Kur`an`ın merkezi konumuna vurgu yapan insanlara da mealci ve ya sünnet karşıtı gözüyle bakılmamalıdır. Çünkü gerçekten de İslam`ın ilk ve temel kaynağı Kur`an`ı Kerim`dir.

“Bu (Kur`an) bizim indirdiğimiz bereket kaynağı bir kitaptır. Artık ona uyun ve Allah`a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.” (Enam 155)

Kur`an`ı Kerim`in ümmet tarafından ihmali ayeti kerimede bizzat Resulullah (s.a.v,)`ın diliyle şikâyet konusu yapılmıştır:

“Peygamber, Ey Rabbim! Kavmim şu Kur`an`ı terk edilmiş bir şey haline getirdi, dedi.” (Furkan 30)

Bu ayeti kerimenin de gereği olarak bir Müslümanın tek bir gün dahi Kur`an`ı Kerim`den ve manaları üzerinde tefekkürden uzak durması doğru olmaz.

Konunun diğer bir örneği İslam`ı günümüze taşıma sorunudur. Bu konuda kendilerine “Modernist” denilen bazı insanların işi aşırıya götürerek yenilik adı altında İslam`ın sabitelerini değiştirmeye çalıştıkları bir gerçektir. Ama buna karşı alınacak tavır, İslam`ın naslarla belirlemediği içtihada açık alanları, müçtehitlerin kendi dönemleri için verdikleri fetvalarla sabitleştirmek olmamalıdır. Bunun yerine İslam`ın sabitlerine dört elle sarılmak ama değişime açık alanları da İslam`ın ruhuna ve zamanın ihtiyacına göre yeniden belirlemek olmalıdır. Şayet bu günün insanlarının bu güne has sorunlarına, İslam`ın ruhundan alınmış çözümler sunulmazsa, İslam`ın hayatın dışına itilme tehlikesi vardır. Allah muhafaza.

Ehl-i beytin fazileti bir başka örnektir. İslam`ın bize ulaşmasında en büyük pay sahibi olup Kur`an-ı Kerim`de Allah Teâlâ`nın, defalarca kendilerinden razı olduğunu söylediği (Tevbe 100; Fetih 18, 19, 29; Haşr 9, 10) sahabe-i kirama (Allah Teâlâ hepsinden razı olsun) hakaret veya düşmanlık kesinlikle kabul edilemez. Ama bunu yapanların, bu karşıtlığı Ehl-i Beyt için yapılanları, bizi Ehl-i Beyt`in (Allah Teâlâ hepsinden razı olsun) haklarını, faziletlerini ve makamlarının yüceliğini takdir etmekten alı koymamalıdır. Çünkü sahip oldukları faziletin ve ilmin değeri bütün âlimlerce müsellemdir.

Sonuç olarak bir ifrata karşı çıkarken aldığımız tavır, bizi tefrite düşürmemelidir. Çünkü ifrat gibi tefrit de başka bir aşırılıktır. Vasat ümmet olmanın gereği olarak hakka yaklaşımımız; insanların tavrından bağımsız olarak hakkın gereğine göre şekillenmelidir.