• DOLAR 5.71
  • EURO 6.301
  • ALTIN 269.23
  • ...

Mel Gibson hepimizin yakından tanığı bir yüz. Onu daha çok Cesur Yürek filmiyle tanımıştık. İsa`nın Çilesi filmini yapınca özellikle Yahudi karşıtlığı üzerinden eleştiri bombardımanına maruz kaldığını duyduk. Koyu bir Katolik olarak yazılıp çizildi. Her hâlükârda bizce sevimli ve sempatikti. Gel gelelim en son filmine…

Hacksaw Ridge Okinawa`da bulunan Japonların savunduğu geçilmesi zor bir tepe. Bu tepeyi ele geçirmeye çalışan Amerikan askerlerinin 1945 yılında verdiği kanlı mücadeleyi anlatıyor.

Desmond Doss, gönüllü olarak orduya yazılan bir sıhhiye eri. Tek istediği savaş sırasında silaha dokunmadan cephede yer almak. Ona göre şiddet, öldürmek gibi kavramlar dini ve ahlaki açıdan kabul edilir bir durum değil. Bunun için de kendine göre geçerli sebepleri var.

Babası eski bir savaş gazisi ve şimdilerde tam bir ayyaş. Öylesine ayakta durmaya çalışan ve hayatın anlamsızlığına kendini kaptıran biri. Annesi ise dindar bir kadın. Küçükken abisi ile tutuştuğu bir kavgada nerdeyse onun ölümüne sebep olacaktır. İşte bu onun hayat felsefesini değiştirir. Kimseyi öldürmeyeceksin!

Filmi izlerken bu kavga sahnesine takılıp kaldım. Filmin anlatılacak yorumlanacak, ders alınacak birçok sahnesi var. Ama Sam Amcanın bu sahnedeki tezahürünü es geçmeye hiç niyetim yok.

Şöyle bir sahne efendim;

Baba –Sam Amca-  evin bahçesinde kavga eden iki oğlunu görüyor. Kavgayı durdurmak yerine karşılarına geçip keyifle izliyor. Hatta altta kalan küçük oğlana taktik veriyor. Bu arada anne de seslerini duymuş ve pencereden çocukları ayırmıyor diye babaya kızıyor.

“-Niçin kavga ediyorlar şimdi?

-Ne zaman sebebe ihtiyaçları oldu ki?

-Tom sen!..

-Gerek yok, gördüm zaten ve muhtemelen kazananı döveceğim.”

“…kazananı döveceğim…” işte Sam Amcanın yıllardır dünyada uyguladığı politika. Yeryüzünde fitne ve fesadın olmadığı tek bir köşe kalmadı. Ya din, ya mezhep, ya etnik, ya ideolojik sebeplerle ve dahi ceviz kabuğunu doldurmayacak nedenlerle topyekûn bir cinnet hali yaşanıyor.

Bunda Sam Amcanın suçu ne diye tereddüt eden yoktur umarım. Sadece Ortadoğu diye adlandırılan ama gerçekte Batı Asya olan coğrafyamızdaki fitnenin en belirgin başlangıcının Baasçı iki aile olan Saddam ve Esad ailelerini biraz irdelemek kâfi olacaktır. Zaman tüneline girip 40-50 yıl geriye dönme şansımız olsa ve bu iki aileyi henüz büyümeden yok etme şansımız olsa, şüphesiz yeryüzü bugün yaşadığımız cehennemi yaşamayacaktır.

Bu iki rejimi hem destekleyen hem de yok eden veya etmek isteyen bizzat Sam Amcanın kendisi. Aksi düşünen yoktur sanırım, varsa da ne diyelim şimdi.

Evet, bütün dünyaya babalık taslayan sam amca –amca baba yarısıdır nede olsa- hiçbir zaman kavgaların bitmesini istemez. Ayırmak ve barış getirmek gibi bir derdi de yoktur. Ne kadar kaos ve şiddet, o kadar kar!

Seyreder ve kazananı yani güçlü olanı, ilerde kendisine karşı da diklenmesin diye döver. Saddam`ı döverken ne çok sevinenlerimiz vardı, şimdilerde Esad`a üç bomba attı diye sevinç taklaları atanlar gibi. Dün Irak`ı ele geçirenler gibi bu gün Suriye`yi ele geçirmek isteyenler de asla huzura eremeyecek. Çünkü dünün galibi de yarının kazananı da başarının gerçek sahipleri olmayacak. Dün, Saddam Sam Amcası tarafından dövüldüğü için bu gün başa geçenler ve dahi bu gün Esad yiyeceği dayaktan sonra bayrağı teslim edeceği zatlar boşuna hindi gibi kabarmasınlar. Gerçek bu kadar açık ve net!

Biz filmimize dönelim tekrar.

Filmin kahramanı tarihteki ilk vicdani retçi olarak lanse ediliyor. Sıradan cılız bir tip yani rambonun tam tersi bir karakter bile istense en az rambo kadar kahraman olabiliyor. Filmin gerçekliği ile ilgilenmiyoruz. Anlatılanların tarihi gerçekler olduğu dayatmasına da kulak asmıyoruz. Japonların neden o tırmanma halatını kesmediğini de sorgulamıyoruz. İlahi yardım falan derken bu kadar cılız biri tek başına yetmiş kusur koca adamı tek başına indirebilmesine de şaşamıyoruz. Çünkü böyle buyuruyor baba yarısı Sam Amca.

Ama beni rahatsız eden bir şeyler var. Mal Gibson koyu bir Katolik ve fanatik bir Amarikancı. Dolayısıyla kendi dinini ve haksız davasını bu denli göklere çıkarmasını yadırgamak mümkün değil. Bizim zekâmızla neden dalga geçtiğini bir anlayabilsem sorun kalmayacak.

Bir karakter sırf savaş karşıtı diye işleniyor. Anti militarist ama gönüllü olarak orduya yazılıyor. Öldürmem ve silaha dokunmam diyor ama çakma çıplak ramboları ayakta kalsın ve daha çok Asyalıyı öldürsün diye canını dişine takıyor.

Eee en nihayetinde de kendisine verilen şeref madalyasını da ret etmiş, çok ilginç… Şimdi ne perhiz kaldı ortada ne de lahana turşusu, beynimiz sulandı resmen.

Filmi izleyeceklere şunu söyleyeyim; kesinlikle Er Ryan`ı Kurtarmak filminden daha şiddetli savaş sahneleri var. Savaşı övmediği bir gerçek; ama savaşın hoş olmayan tek tarafı olarak Sam ASmcanın tosuncuklarının ölmesi olarak işleniyor. Daha iyi birer Hristiyan olsalardı, daha başarılı sonuçlar alınabileceğini anlatmaya çalışmış. (Kendi dininin tebliğini yapmak kadar doğal bir durum yok zaten.) yine de izlemenizi tavsiye ederim +18 kuralına uyarak…

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları