• DOLAR 13.719
  • EURO 15.539
  • ALTIN 786.53
  • ...

Demokrasinin kabul gördüğü toplumlarda iktidara gelmek için seçmen en önemli öğedir. Bu önemin farkında olan siyasi partiler seçmenin yönelimlerine hitap etmek ister. Tabi seçmen de karar verirken birçok söylem ve duruştan etkilenir. Bu konuda nüfusun % 15’inin ideolojik karar verdiği kabul ediliyor. Ancak toplumu yönlendiren ana öğenin ekonomik istikrar ve ferah bir geçim hesaplarıdır. Toplumda kim olursa olsun ekonomik gidişat onların yönelimlerini etkilemektedir. Yani iktisadi faktör baş aktör olarak kabul edilebilir. Bu konuda iktidarın ekonomik performansı seçmen açısından öncelikli hale geliyor. Kanaat, tutum ve fikir seçmeni etkilerken bunların baş aktörü iktisadi anlamda ferahlıktır.

Bu gerçekliğin farkında olan siyasiler bu konuyla meşgul olurlar. Elverişli bir ortamın oluşması için gayret ederler. Erken seçimin konuşulduğu bu zaman diliminde iktidarın ekonomik dili sahada olanı karşılamıyor. Mevcut hükümetin böyle bir ortamla seçime giderse beklediğini bulmayacağını söyleyebilirim. Hatta söylem olarak da dilini de değiştirmelidir. Örneğin; hükümet, “vatandaşın dar boğazdan geçtiğini” kabul etmesi gerekir. Ve bunu anlatırken de “bütün bir Avrupa’nın dar boğazdan geçtiğini ve bunu vatandaşımızın anlayışla karşılaması gerektiğini” söyleyebilmenin bir karşılığı olabilir. Ancak bunu söylemenin tersine “hayır, hiçbir sıkıntı yoktur” demek vatandaşı tatmin etmediği gibi onları karşı cephede konumlandırıyor.

Şunu net olarak ifade edeyim; mevcut iktidar ekonomik anlamda böyle bir ortamda seçime giderse hayal kırıklığı yaşayabilir. Döviz kurunun fırladığı bu günlerde vatandaştaki ticari istikrarsızlık her geçen gün vatandaşı umutsuzluğa sevk ediyor. Böyle bir psikolojiyle seçime gidilirse vatandaşın refleks göstermesi kaçınılmazdır. Hükümet de haftalık yaptıkları istatistiklerden biliyorlar ki gidişat iyi değildir. Bu nedenle de kısa zamanda erken seçime gitmesi düşünülemez. Ekonomik verileri iyi bir noktaya taşımadan seçim kararı almasının kendisi için intihar olduğunu biliyor. Seçime yakın bir zamanda bazı hamleler yapacakları kesindir. Ancak bu hamlelerin tutup tutmayacağı belli değildir.

Diğer taraftan insan psikolojisi değişim istemektedir. Örneğin; AK Parti’nin iktidara geldiği dönemde 10 yaşındaki bir çocuk şu an 30 yaşındadır. Ve bu kişiye göre siyasi anlamda hatırladığı tek iktidar bu partidir. Siz buna “Z” kuşağını da eklediğinizde farklı bir seçimle karşı karşıya kalabiliriz.

Ancak şunu da unutmamamız gerekir ki Türkiye gündemi çabuk değişmekte ve önümüzdeki günlerde çok farklı bir ortamda seçime gidilebilir. Hele hele “beka” meselesini ortaya attıklarında halk ekonomiyi unutabiliyor ve mevcut hükümete destek refleksi gelişebiliyor...

                Netice olarak; siyasi partilerin var oluşunun temelindeki sebebi iktidara gelebilmektir. Şayet iktidardaysa tekrar seçilebilmektir. Bu denklemde günümüz toplumunda yaşanan işsizlik, zamlar, döviz yükselmesi ve buna benzer olumsuzluklar iktidarın aleyhine, muhalefetin lehinedir. Bu gerçeklik doğrultusunda ekonomi, toplum ve iktidar birbirine bağlı unsurlardır. Bakalım bu üçlü denklem ne doğuracaktır…