• DOLAR 6.863
  • EURO 7.773
  • ALTIN 393.81
  • ...

Türkiye’deki aşırı “politikleşme” kutuplar doğurmuş, yapay kamplar icat etmiş ve toplumu oluşturulan fay hatları üzerinden bölmüştür. Bunun neticesi de sosyal depremdir. Sosyal deprem, bir toplumun başına gelebilecek en büyük musibet ve çıkmaz sokaktır. Aşırı politikleşmenin bir toplumu içine sürüklediği sosyal deprem de toplumu tam ortadan ikiye böler Fikirler konuşmaz böylesi bir toplumda; öfke, nefret ve kontrolden çıkan duygular konuşur. Akıl durur, vicdan sırra kadem basar, yok olur.

Aşırı politikleşme kutuplaşmaya, dolayısıyla nefret ve öfkenin kontrolden çıkmasına yol açmaktadır. Tüm farklı sosyal kutuplaşmalar gerçek manada halkın zihnini felce uğratır. Bu da düşünmeyi ve gerçekleri görmeyi bulanıklaştırır, hatta gerilimlere sebep olan olayları doğurur.

Peki, bir toplum, neden aşırı derecede politikleşme yaşar? Bunun iki-üç sebebinden söz edilebilir: Öncelikle toplumu ayakta tutan öz değerler zayıfladığında kimlik sorunları yaşanır ki bu iktidar kavgalarını getirir. Türkiye’de yaşanan aşırı-politikleşmenin en temel sebebi, Türkiye’nin bir medeniyet buhranı yaşıyor olması, bu medeniyet buhranının hayatın her alanının tahrip olmasına yol açmasıdır.

Bir toplumun, öz değerlerini ve yörüngesini yitirmesi, sadece siyasi meselelerde değil, köklü sorunlara bile başkalarının bakış açılarıyla bakması, her alanda farklı krizlerinin patlak vermesine yol açar. Buna “kimlik” krizi de denilebilir. Kimlik krizleri, farklı kesimler arasında bir ülkenin kaderinin belirlenmesi sürecinde verilen iktidar savaşlarının yegâne sebebidir. Zira iktidar savaşları,  gerçek sorunları karmaşıklaştırır ve sorunların gerçek boyutlarını görebilmesini engeller.

Tam burada sorun köklü ve içinden çıkılmaz bir niteliğe bürünür. Amaçlar ve araçlar hızla yer değiştirir. Hatta zamanla araçlar, amaçların önüne geçer. Bundan itibaren de sosyal depremlerin eli kulağında demektir. Tam böylesi zamanlarda, sosyal medyanın, televizyonların söylem dilinin şiddet ortamına dönüşmesi önlenemez.

Buhranlar geçiren bir toplumda hiç olmaması gereken şeyler olur. Konuşmaması gereken insanlar daha fazla, daha yüksek sesle konuşur ve sosyal deprem o toplumun acıklı kaderi olur. Oysa böyle zamanlarda, toplumun fay hatlarının sosyal depremlere dönüşmesini önleyecek, sorunlara sığ, günübirlik gerilimi, kamplaşmaları tırmandıran, kaostan, gerilimden,  beslenen şarlatanların topluma tanıtılması hayati önem taşımaktadır.

Vizyonu sağlam olan, ilkelerimiz olan Kur’an ve sünnetten beslenen, kendinden emin, sükûnetini koruyabilecek, ülkenin sorunlarını derin nefes alarak anlamlandırabilecek ve özeleştiri yapmaktan çekinmeyecek, bütün meselelere uzun soluklu perspektiflerle bakabilecek camiaların görüşlerine, konuşmalarına, bu kişilerin sözlerine, fikirlerine kulak kabartılmasıdır. Bu konuda dikkatimi çeken birileri var. HÜDA PAR’ın haftalık gündem değerlendirmelerinde bu sükûneti ve uzun soluklu perspektiflere bakan birilerinin olduğunu gözlemliyorum. Bu ülkenin selametini düşünen her kesin “politik kutuplaşmayı” engelleyebilecek bu kişilerin fikirlerini takip etmesini öneriyorum.