• DOLAR 5.933
  • EURO 6.543
  • ALTIN 284.52
  • ...

Şu kayyum meselesi çok konuşuldu. Diyarbakır, Van ve Mardin Belediye Başkanları kayyumla görevden alındılar. Bu kayyumlardan biriside bulunduğum şehir Mardin Belediyesi oluğu için yoğunluğunu daha fazla hissedenlerdenim. Bunun yanında “bu meseleye nasıl bakıyorsunuz?” sorusuyla çok karşılaştım. Bunun içinde bugünkü köşe yazımı buna ayırdım. Zira beslendiğimiz kaynağın gereği olarak, kim olursa olsun “doğruya doğru, yanlışa yanlış demeyi” ilke biliriz.  Yanlışı yapan dostumuzda olsa yanlış, doğruyu yapan düşmanımız olsa da doğru demeyi ilke edinmiş bir gelenekten geliyoruz. O havzanın tornalarından geçen her kardeşimizin hassasiyeti gibi.

Meseleye adalet temeli üzerinden yaklaştığınızda,  hukuki bir durumla karşı karşıya olmadığımız bir gerçek. Zira YSK’dan belediye başkanı olurunu alan bir belediye başkanı, aynı hukuk normları içerisindeki diğer bir karar, bazı gerekçelerle “bunlar belediye başkanlığı yapamaz” dendi ve görevden alındılar. Bu başlı başına iki başlı bir hukuk keyfiliğidir. Çünkü aynı anayasadan beslenen iki ayrı karar tek kaynaktandır…

Aslında bunu belki hukuk normları içerisinde değil de, geçmişle ilgili psikolojik bir refleks olarak değerlendirilebilir. Şöyle ki; 2014’ten günümüze kadar uzanan hadiselerin HDP’ye taalluk eden “hafıza ve bilinçaltı” refleksi karşımıza çıkıyor. Zira o tarihlerde çözüm sürecinde PKK’nın Suriye’deki kazanımlarından hareketle masayı devirmişti.  Hatta Suriye’deki “Rojava projesini” çukur siyasetiyle Türkiye’ye taşıma çabaları ve hemen hemen HDP’li tüm belediyelerin bu eylemlere açıkça imkân sağlaması bir müdahale refleksini geliştirdi. O dönemde OHAL olduğu için belediye başkanları KHK’lerle alınıyorlardı. Fakat OHAL kalktıktan sonra bunun devamı için devlet kanuni alt yapısını hazırlayarak hukuki bir kılıf yüklemiştir. Oysa bu hukuki değil bir bilinçaltı refleksidir.

Bu süreçle birlikte 31 Mart’tan sonra, daha önce kayyumla HDP’nin elinden alınan belediyelerin önemli bir bölümünün yeniden bu partinin eline geçmesi, “acaba HDP, belediye imkânları üzerinden PKK’nın yeniden adam ve kaynak devşirmesini sağlayacak eski politikalara kaldığı yerden devam edecek?” Sorusunu doğurdu. Bu soruyla devletin müdahale refleksi daha da hızlandı.

            Aslında bu devlet refleksi, PKK’nin propaganda ekmeğine yağ sürdü. Zaten HDP/PKK bu belediye başkanlarını seçerken özellikle daha önce dosyaları olanları bilerek aday gösterilmiş bir durum söz konusudur. Çünkü devletin oluşturduğu yeni şartlarda belediye başkanları kendilerine istediği faydayı sağlamayacaktı. Fakat görevden alınmaları “mağduriyet” edebiyatıyla işlerine çok daha yarayacak bir pozisyona dönüşebilirdi. Bu hesap tutmuş gibi ve bunun üzerinden de bugünlerde “mağduriyet algısı” kaymağını yiyorlar.

            Abdullah KAVAN