• DOLAR 6.815
  • EURO 7.428
  • ALTIN 378.23
  • ...

İslam Ümmetinin iki bayramından biri; Ramazan Bayramı... Fıtır Bayramı... îd’ul Fıtır...

Evet gerçekten, öncesi, bir ay süresince ve o gün içinde fıtrattan gelenlerin özeti yaşanmaktadır. Çünkü arınmanın, temizlenmenin, yardımlaşmanın, kavuşmanın, sevincin, neşenin, antipatinin, ihlasın, takvanın, kardeşliğin görüldüğü, ortaya konduğu günlerdir bu günler.

Yaratılış gereği olan kulluk görevlerinin yapıldığı ve buna bağlı olarak insani duygu, neşe ve sevincin yaşandığı günlerdir, bu günler...

Müslümanlar vasıl oldukları bu yılki Ramazan ayının çok farklı bir hüznünü yaşamakla beraber, aslında farklı bir hazzına muttali oldular.

Bütün dünyayı etkisi altına alan Koronavirüse karşı tedbirler nedeniyle camilerin kapalı olması, hüzün sebebimizdir. Bu Ramazan’da o güzel yerlerde vakit namazlarının, cumaların ve teravihlerin edası mümkün olamadı. Ancak bütün bu ibadetlerin evlerde aileler ile beraber eda edilmeleri ayrı bir güzellik oldu.

İslam’dan bihaber olanlar için aile bireylerinin uzun süre evde beraber kalmaları sorun teşkil etti. Bu beraberlik psikolojik sorunlara, kavgalara, şiddete sebep oldu. Ancak kulluk sorumluluklarının farkında olanlar için bu tam bir onarma süreci oldu. Ailenin değerini bilenler için bu süre tam bir eğitim, dertleşme ve kaynaşma süresi oldu.

Yarın Bayram... Yarın îd...

Îd, yani avdet, yani dönen... Onun için biz ne Ramazan’a ve ne de Bayrama tam manasıyla ‘elveda’ demeyeceğiz. Fıtratlarımızın gereğini tekrar tekrar yaşamak için onlarla yeniden buluşmayı temenni ederek, ‘Bu seferlik el’veda’ diyeceğiz.

Her yıl tekraren bizi bulan bu mübarek günlerin hakkıyla karşılanması, şanlarına uygun ağırlanmaları salt fertlerin yani kişisel olarak bizlerin elinde ve inisiyatifinde de olmuyor. ‘Dönüp duran’ bu mübarek günlerin herkes için aynı hazza, aynı sevince sebep olması için toplumsal dayanışma şarttır.

Örneğin, yıllardır ‘dönüp duran’ bu günlerin sevincinden, lezzetinden istifade etmek isteyen/hayal eden mahpuslar, mahrumlar, mazlumlar ve yoksullar var. Bunları görmezden gelerek gerçek manada, fıtrata uygun günler geçirdiğimiz, geçireceğimiz söylenebilir mi?

Yanı başında 50 bayramdır babalarının yolunu gözleyen çocukların olduğu bir yerde, bayramların gerçek manada kutlandığı söylenebilir mi?

İdareciler olarak bu sorunları sonlandırmanın imkanlarına sahipken, her seferinde öteledik, erteledik. Herkese gerçek bayramlar yaşatmanın bahtiyarlığına maalesef varamadık.

Kalplerin re’fet ve rahmete gelmesi gereken bu günler hep avdet edip durdu. Yüce Yaradan önümüze fırsatları koydu. Ancak maalesef yaradılanı Yaradandan dolayı seviyoruz diyenler, her seferinde bunu göremedi veya görmezden geldi. Bu avdetle onların yani mazlumların sevinçleri ötelenirken biz ilgililerin de imtihanı ağırlaştı.

Bayramların en güzeli tanısak, tanımasak bütün mü’minlerle kucaklaşmak, tebrikleşmek ve onların sevinçlerine sebep olmaktır. Onların sevinçlerini arttırmaktır. Onun için Saadet Asrında Sahabiler birbirleriyle "Bârekâllâhü lenâ ve leküm" diyerek bayramlaşırlardı, yani "Allah bize de size de mübarek kılsın!" diyerek güzellik, sevinç ve iyiliklerin bereketlenmesini diliyorlardı. Bu tebrikleşme Türkçe’de, "Bayramınız mübarek olsun, hayırlı bayramlar" gibi sözlerle ifade ediliyor.

Hülasa... Tam bir bayram ve sevinç atmosferi talebindeysek, sürekli dönüp duran bu fıtrat günlerinin ruhuna uygun davranarak mahrum ve mazlumların dertleriyle dertlenmeliyiz ki, bereketli olmasını dilediklerimiz bereketlensin.

 

‘Bizim de sizin de bayramınız mübarek olsun!’ diyorum; herkese güven ve huzur dolu bir bayram diliyorum!