• DOLAR 6,0970
  • EURO 6,8177
  • ALTIN 252,430
  • ...

Afganistan, Irak, Suriye… ABD, geçmişte olduğundan daha somut olarak İslam dünyasında bulunuyor. Bugünün ABD`si Soğuk Savaş ABD`sinden farklı olarak bizzat kendi görünür güçleriyle İslam dünyasındaki olaylara müdahale ediyor. Buna karşın İslam dünyasının ABD siyasetini anlamakla ilgili kriterleri değişmiyor.

ABD siyaseti, İslam dünyasında genel anlamda “çıkar odaklı, seküler” bir siyaset olarak değerlendiriliyor. İslam dünyasının siyasi yorumcuları, Kissinger`in hacimli “Diplomasi” kitabının yoğun etkisi altında ve onunla birlikte aldıkları “Laik Fransız-Marksist çağdaşçılık karması” eğitimin etkisiyle, dinin siyasete yön verebileceğine inançlarını yitirdiklerinden ABD siyasetinin dinsel temellerinin olabileceğini kabullenmek istemiyor. Materyalizmin Batı`nın mutlak inancı olduğuna inanıp ABD`de ideallerin realpolitikin önüne geçebileceğini düşünmüyor. Bundan dolayı yorumları, üretimleri, ABD siyasetinin pratiğiyle örtüşmüyor; ABD siyasetinin arka planını aydınlatmıyor.

ABD`nin İsrail`in arkasında bu kadar durmasının, bununla birlikte İslam dünyasına karşı ilan ettiği gayrinizamî sürekli savaşın realpolitikteki karşılığı/rasyonel yanı ne olabilir? ABD, neden fırsat buldukça saldırıp tahrip eden “mutlak ideal insanı”, eski tarz romantik Solcu militanlar/gerillalar gibi fırsat buldukça İslam dünyasına saldırıyor, Müslümanların ülkelerini tahrip edip yıkıyor? İslam dünyasını bu tarz tahrip etmenin ABD çıkarlarıyla ilişkisi nasıl anlaşılabilir? ABD`nin bugüne kadar İsrail`e ne kadar yardım yaptığı tam olarak bilinmiyor. Ama rakamlar doğru ise 1949-1995 arası 46 yıllık süre zarfında ABD, küçük bir devlet olan İsrail`e; Afrika, Karayip ve Latin Amerika ülkelerine yapılan yardım miktarına karşılık gelen 62.5 milyar dolar dış yardım sağlamıştır. ABD için İsrail`i neredeyse dünyanın yarısı kadar önemli kılan nedir?

Bu, çok kolay bir şekilde Yahudilerin ABD üzerindeki etkisine bağlanmaktadır. Doğru ama eksik. Doğru yanı, Yahudilerin ABD üzerindeki doğrudan etkisidir; eksik yanı, bunun sadece İsrailoğulları mensubu Yahudilere bağlanması; yalnız İsrailoğullarından Siyonizmi benimseyenlerin tutumlarıyla ilişkilendirilmesidir. Oysa ABD`nin bir de “Hıristiyan Siyonizmi/Evanjelist Siyonizm” gerçeği vardır.

Evanjelizm, görünürde Protestanlık içinde gelişip kökleri 16. yüzyıla kadar giden bir Hıristiyanlık akımıdır. Adını “iyi haber, müjde, asıl gerçek” anlamlarına gelen Yunanca “euangelion” kelimesinden almaktadır. Mensuplarına Evanjelik denmektedir. Evanjelik, kavramı Avrupa`da hemen hemen Protestan kelimesiyle aynı anlamda kullanılmaktadır. Bugün Almanya`daki Luther inananlarına Protestan dendiği gibi Evanjelik de denmektedir. Halbuki Evanjelizm, Protestanlık içindeki farklı bir yapılanmayı ifade etmektedir.

Özellikle İngiltere bağlamında Evanjelizm, Protestanlığı suiistimal ederek “İncil`e dönüş” adı altında Hıristiyanlığın Yahudi karşıtı tarihini reddetmeyi, tarihteki Hıristiyan-Yahudi çatışmasının kaynağı Hıristiyanlık literatürünün meşruiyetini yok etmeyi ve Büyük Britanya`nın Hıristiyan-Yahudi ortaklığı üzerine oluşmasını hedefleyen bir Yahudi yanlısı Hıristiyanlık olarak üretilmiştir.

Klasik Hıristiyan dünyada Yahudiler menfi bir yere sahipler, dışlanırlar; Hıristiyan yerleşimlerin dahi dışında tutulurlar. Protestanlığın kurucusu Luther bile Papa ve Müslümanlarla birlikte Yahudileri en büyük düşman ilan etmiştir.

Oysa Armegeddon inancına sahip, Millenyum`a ulaşma kaygısındaki Evanjelizm, Yahudileri dolaylı olarak kutsamakta, onları “dünyanın kendilerine verildiği”, “kendileri sayesinde Hıristiyanların ahireti kazanacağı” topluluk olarak görmektedir. Başka bir ifadeyle Evanjeliklere göre geleceğin dünyası İsrailoğullarının, ahiret Hıristiyanlarındır; ahretin yolu kıyametten geçmektedir; kıyamet ancak İsrailoğullarının Filistin`e, Arz-ı Mevu`d`a ve dünyaya hakim olmalarıyla kopacaktır. O hâlde Hıristiyan`ın ahretteki nimetlerle buluşması ancak İsrailoğullarının bu emellerine hizmet etmekle mümkündür.

Her yanıyla dünyaya hakim olmak isteyen Yahudi imzası taşıyan bu inanışla Büyük Britanya`da oluşan Yahudi ekonomi-Hıristiyan savaşçı ortaklığının Hindistan`da ulaştığı başarı ve bunun ABD`nin kurulmasına katkısı, bu “inanılmaz inanış”a hakikatmiş gibi bir görünüm vermiş, misyonerliğin etkisiyle de onun taraftarları artmıştır. Bugün ABD`nin en aktif kiliseleri olarak Evanjelik kiliselere mensup ABD`li sayısının 100 milyona yaklaştığı düşünülmektedir. ABD`deki manevi boşluk içinde kendine sığınak arayanların yanında politik olarak yükselmek isteyenlerin de sığındığı Evanjelikler, ABD`de Yahudilerin dünya hâkimiyeti için çalışmakla bir tür Hıristiyan Siyonist kimliğine bürünmüşlerdir. 

William Blackstone adlı Evanjelik, henüz Siyonizmin kurucusu Teodore Herzl, “Yahudi Devleti” (1896) fikrini kitaplaştırmadan ve Birinci Siyonist Kongre`yi (1897) toplamadan 1878`de bir bildiri kaleme almış ve Filistin`de bir İsrail devletinin kurulmasını önermiştir. Bu bildiri, aralarında Anayasa Mahkemesi başkanı, Beyaz Saray sözcüsü, John D. Rockefeller, J.P.Morgan gibi isimlerin bulunduğu 400 kişi tarafından imzalanmıştır. 1916 yılında tekrar gündeme gelen konuya Evanjelik başkan W. Wilson sahip çıkmıştır. 1917`de kendi adındaki deklarasyonu ilan eden İngiltere Dışişleri Bakanı Balfour da Evanjeliktir.

Evanjelikler, ABD siyasetinde 1970`lere kadar Demokratları desteklediler. O tarihten sonra ise The New Christian Right/Yeni Hıristiyan Sağ olarak daha çok Cumhuriyetçileri desteklemeye başladılar.

1980`li yılların başında Carter`e karşı Reagan`ı destekleyen Evanjelikler, ABD`nin Sovyetlerin yıkılmasına giden siyasetinde etkin bir rol oynadılar. 1989`da Baba Bush`un seçilmesinde en önemli pay onlara aitti. 2000 yılında yapılan başkanlık seçimlerinde Bill Clinton`ın ABD`liler tarafından başarılı bulunan başkanlığına rağmen Demokratların adayı Al Gore`ın seçilmesini engellediler, Oğul Bush`u seçtirerek “Bush Doktirini” olarak bilinen ABD`nin İslam dünyası karşıtı olarak geliştirdiği güncel siyasetin mühendisliğini yaptılar. Oğul Bush (George W. Bush), 11 Eylül 2001 vakasını bahane ederek İslam dünyasını “şer ekseni” olarak adlandırmış ve İslam dünyasına karşı yürütülecek savaş için “Haçlı Savaşı” terimini kullanmıştır.  

Trump`ın seçilmesinde de Obama karşıtı kampanyaya hiç ara vermeyen Evanjeliklerin büyük rol oynadığı bilinmektedir. Evanjelikler, ABD`deki sıradan Yahudiler Demokratların adayı Hillary Cilinton`ı desteklerken Obama sonrası ABD siyasetinin ancak Trump ve ekibi tarafından dizayn edilirse Milenyum`a dolayısıyla Siyonizme hizmet edeceğine inandılar; yine aslında Evanjelik olan Hillary Clinton`a karşı Trump`ı desteklediler.

Trump`ın Evanjelizme yakınlığı bilinmektedir. Ama Evanjelizm`le asıl bağlantılı kişi, onun yardımcısı Pence`tir.

Katolik bir aileye mensup Pence, gençliğinde Demokrat Parti üyesi olmuş, üniversite yıllarında Evanjelik-Protestan mezhebine geçmiştir. Bu mezhebin etkisi altında Cumhuriyetçi Parti`ye katılmış, muhafazakâr-koyu dindar bir Evanjelik olarak siyasetle uğraşmıştır. Indiana Valisi olduğu dönemlerde de, aşırı Hıristiyan-Evanjelik görüşlere sahip beyaz Amerikalı profili çizmiş; “Tea Party/Çay Partisi” diye bilinen ve İslamofobik görüşleriyle bilinen grubun toplantılarına katılmıştır. 2016 seçimlerinde Evanjelikler, Trump`tan çok Pence için çalışmıştır.

Evanjelizm, Ukrayna`dan Çek Cumhuriyeti`ne kadar Doğu Avrupa`da da kendinden söz ettirirken İslam dünyasındaki ABD ile ilintili gelişmeleri bu Hıristiyan Siyonizminden bağımsız düşünmek isabetsizdir.

Trump`ın kişisel olarak Kudüs siyaseti üzerindeki etkisi nedir ya da PYD konusunda karar mekanizması Trump`ın kendisi midir? Bunu bilmek zor görünmektedir ama ABD`nin bu konulardaki keskin tavrında Evanjelistlerin katkısının olduğu kuşku götürmemektedir.