• DOLAR 5.692
  • EURO 6.396
  • ALTIN 261.156
  • ...

Türkiye, 15 Temmuz sürecinde içinde bulunduğu sıkışmışlık içinde İsrail karşıtı söylemine ara vermişti. Trump`ın Kudüs`ü İsrail`in başkenti ilan etmesiyle o söyleme geri döndü.

O söyleme geri dönüşle birlikte Türkiye, İslam dünyası siyasetinde yeniden öne çıktı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sudan, Çad ve Tunus`u kapsayan Afrika turunda coşkuyla karşılandı. İsrail karşıtı söylem söz konusu olmasaydı bu coşku beklenmezdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Afrika`dan dönerken Suriye`de BAAS rejiminin geleceği ile ilgili yine son dönemde öne çıkmayan söylemine döndü. Bu arada Cumhurbaşkanının Afrika turu ile eş zamanlı olarak Başbakan Binali Yıldırım, Suudi Arabistan`a kısa bir ziyarette bulundu. Bu hareketlilik içinde en dikkat çeken hususlardan biri, Cumhurbaşkanının Trump ile bir telefon görüşmesi yapma talebiydi.  Türkiye, açıkça izlenebilir şekilde bir denge siyaseti izliyor. Denge siyaseti ise bu koşullar altında ve bu coğrafyada kârlı ama bir o kadar zordur.

Her şeyden önce bütün dünyada olduğu gibi bu coğrafyada da siyasi liderlik önemlidir; karizmatik liderler sevilir. Bu coğrafyada karizmatik lider olmanın ana koşulu ise İsrail karşıtı olmak ve bu uğurda gerektiğinde ABD`ye kafa tutabilmektir. 

Bu da kolay değildir. Zira söz konusu ABD olduğunda işin içine Suudi Arabistan yönetimi giriyor. Bu yönetim Kudüs konusunu göz ardı etmekle halkların nezdinde meşruiyetini kaybetmiş ama Arap yarımadası ve Afrika`da yönetimler nezdinde güçlü bağlara sahiptir. Bu bağların bir kısmını vakti zamanında İngiltere oluşturmuştur. Bir kısmını ise ulusalcı sosyalist rejimlere yardım ederken dini kuruluşları üzerinden muhalif yapılara ulaşarak kendisi; ABD ve diğer dünya ülkeleri ile birlikte geliştirmiştir.

Türkiye, “Afrika için Afrikalı çözümler” stratejisi doğrultusunda özellikle Müslüman Afrika`ya açılmak istiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan`ın ziyareti İslam İşbirliği Teşkilatı ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Kudüs ile ilgili kararları söz konusu olmasaydı haberlere yansıdığı ölçüde coşkulu geçmezdi. Kudüs, Müslümanlar için yükseliş kapısıdır. O kapıya yönelen, İslam dünyasında alkışlanıyor.

Ama ABD`yle hep uyumlu çalışan ve bu doğrultuda İsrail`e bile yakınlaşabilen Suudi Arabistan da Afrika`da ciddi bir güce sahip. Türkiye`nin Afrika`da kavuştuğu ilişkiler düzeyini kârlı bir siyasi zemine kavuşturması Suudi Arabistan engelini aşmasını gerektiriyor. Suudi Arabistan engelini aşma yönündeki girişimler ise İran`a takılıyor. Türkiye, Suudi Arabistan`la ilişkilerini düzeltme yoluna gittiğinde İran`la problem yaşamayı göze almak durumunda kalıyor. Bu problemin odağını ise Suriye oluşturuyor. Türkiye, Suriye konusunda denklem dışı kalmak istemeyince İran`la yakınlaşmayı seçiyor. İran`la yakınlaşmak, Suudi Arabistan`la karşı karşıya kalmayı getiriyor.

Bu karmaşık yapı içinde İslam dünyasında herkesin lehine olacak bir orta yola kavuşmak gerekiyor. Bunun da çözümü Müslümanlar arasındaki ilişkilerde her tür uç yaklaşımın terk edilmesi ve İslam dünyasının, bütün unsurları ile sağlıklı ilişkiler zeminine ikna edilmesidir.

Türkiye, bu süreçte bir belirsizlik problemi yaşıyor. Türkiye, Tanzimat öncesi Osmanlısında Batı karşısında İslam dünyasının lideriydi. Tanzimat`ın fetret sürecinden sonra Cumhuriyet`le hatta İttihat ve Terakki ile birlikte Batı`nın İslam dünyasındaki en önemli müttefiki, İslam dünyasına Batı çıkarına uzanan bir köprü konumundaydı. Bugün İslam dünyasına nasıl uzanacağı konusunda zorlukların da etkisiyle bir kafa karışıklığı ve bunun siyasete yansıması olarak çelişkiler yaşıyor. Bu çelişkilerle İslam dünyası konusunda istikrarlı bir siyaset geliştiremiyor.

Türkiye`nin İslam dünyasına kendi hesabına uzandığına dair İslam dünyasında ciddi bir itiraz vardır. Bu itiraz, Neo-Osmanlıcılık iddialarına dayanıyor. Osmanlının İslam dünyasında olumlu bir karşılığı olduğu gibi Arap milliyetçiliğinin Osmanlı karşıtı gelişmiş olmasından kaynaklı olumsuz bir karşılığı da vardır. Zira Arap milliyetçiliği hâlâ İslam dünyasının etkin yapıları arasındadır.

Türkiye`nin veya herhangi bir gücün İslam dünyasında etkili olmasının koşulu, “İslam dünyası için İslamî çözümler”dir. İslam dünyasının önüne dışarıda Kudüs, içeride etnik sorunlar gibi hususlarda İslamî çözümler koyanlar ve bu çözümleri İslam dünyası için yaptıklarına inandıranlar, bu bölgenin gelecekteki lideri olacaktır. Aksi halde ilgi, coşku bir sürecin hâli olarak kaybolup gider.