• DOLAR 5.778
  • EURO 6.385
  • ALTIN 271.18
  • ...

Diktatör Abdülfettah es-Sisi, 3 Temmuz 2013’ten bu yana Mısır’ın başında bulunuyor. O tarihten bu yana rutin kenar semt gösterileri dışında Mısır’da dikta karşıtı hiçbir kitlesel gösteri yapılmadı/yapılamadı.

Bu süreçte binlerce can alındı, Avrupa Birliği ile zirve öncesinde Mısır’ın dal gibi delikanlıları ipe asıldı. Nihayetinde Mısır’ın serbest seçimlerle işbaşına gelen tek Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, mahkeme salonunda kuşkulu bir şekilde can verdi. Ama Mısır, bir türlü hareketlenmedi.
Mısır, birkaç gündür bu ölüm sessizliğini bozmuş görünüyor. Mısır’ın sokaklarında dünya basınının duyacağı ve izleyeceği şekilde gösteriler yapılıyor.

İlk anda heyecana yol açan fakat henüz bu heyecanı sürdürmeye yetecek kitlesel katılımlara ulaşmayan bu gösterileri kim organize ediyor? Mısır’da ne oluyor? Ne hedefleniyor? Yazmak için henüz erken görünse de analizimizde bu soruların cevabını vermeye çalışacağız.

GÖSTERİLERİ KİM ORGANİZE EDİYOR?

Henüz tam açıklığa kavuşmasa da gösterilerin arkasındaki isim iş adamı Esrar Muhammed Ali görünüyor. Henüz 41 yaşında olan Muhammed Ali, bir ordu müteahhidi, askeriyeden büyük ihaleler alarak zenginleşmiş; sonra Sisi ile arası bozulmuş ve İspanya’ya yerleşmiş.

Muhammed Ali, Sisi karşıtı ilk videosunu 2 Eylül’de yayımlamış, sonra buna gösterilerle uyumlu olarak yeni videolar eklemiş. Onu Katar televizyonu el-Cezire’nin yaydığı o videolardan izledim. Tam bir sosyal medya fenomeni gibi konuşuyor. Avami Mısır Arapçasıyla Sisi ve adamlarına el-Cezire’nin sansürlemek zorunda kaldığı küfürler savurarak onların Mısır’a ihanetini anlatıyor.

Hitabı tamamen seküler, ekonomi merkezli ve sosyal medya gençliğine dönük.  

“TANIDIK” BİR “KAHRAMAN” TİPİ

Muhammed Ali hakkında henüz daha çok şey bilmiyoruz. Ama mevcut hâli bize pek tanıdık geliyor. Bilene “Biz, bu filmi seyretmiştik” dedirtiyor.

Muhammed Ali, bütün yapısıyla tam bir “Kadife Devrim” kahramanını andırıyor. “Kadife Devrim” kavramı, zannederim ilk kez Çekoslovakya’da 1989’da Sovyetlere karşı yapılan gösterilerden alınan “bağımsızlık” neticesi için kullanılmıştı. Sonradan Çek Cumhuriyeti'nde Cumhurbaşkanı olan Vaclav Havel liderliğindeki o gösteriler, Çekoslovakya’yı sözde bağımsızlaştırmış, gerçekte bölüp Batı’ya bağlamıştı.

Sovyetlere karşı pek itibar kazanan “Kadife Devrim”ler, 2003’teki Gürcistan örneğiyle büyük itibar kaybına uğradı. Eski Sovyet Dışişleri Bakanı ve devrin Gürcistan Cumhurbaşkanı Şevardnadze’ye karşı  muhalefetin liderliğini üstlenen Mihail Saakaşvili, “bağımsızlık” ve “refah” peşindeki halkın önüne kondu. Ama tam bir “bağımlılık” ve “sömürü” simgesi örneği oluşturdu.  O zaman Gürcistan’da alınan neticeye aynı zamanda “Gül Devrimi”, kanlı sosyalist “Kızıl Devrim”e telmihle “Pembe Devrim” gibi adlar verilmişti. Ama henüz otuzlu yaşlarda Gürcistan’ın önüne konan Saakaşvili, halkların bir  “gül”le nasıl aldatılırın hikâyesinden başka bir şey icra etmedi. Gururlu Gürcülerin itibarını yerle bir edip onları bütün dünyanın gözünde maskara ediverdi.

Bu tür sözde kahramanların gündemdeki örneği ise Venezuella’da boy gösteriyor. 1983 doğumlu Juan Guaido, kendini geçici cumhurbaşkanı bile ilan etti. Bağımsızlıktan, refahtan söz ediyor ama aslında Gürcü Saakaşvili’nin kötü bir örneği olarak görünüyor. Juan Guaido’nun geleceği hâlâ belirsiz. Fakat iş başına gelmesi durumunda Venezuella’nın daha iyi durumda olmayacağı kesin gibi.

Bu “Kadife Devrim”ci tipin bir ara örneği ise Pakistan Başbakanı İmran Han’dır.

PAKİSTAN’DAN MISIR’A İNGİLİZ ATI

İslam dünyasında İngiliz atı, genellikle önce Hint kıtasında, Pakistan’dan yola çıkıyor, Arap Yarımadası’nın doğu kıyılarında dinlenip Suudi’den yükünü alarak Mısır’a geçiyor, oradan Nijerya ve Türkiye’ye uzanabiliyor.

Bu kez de galiba o serüven yaşanıyor. Zira İmran Han’ın Pakistan’da iş başına gelmesi ile Mısır’da Muhammed Ali’nin öne çıkarılması arasında yabana atılmayacak bir benzerlik görülüyor.

Pakistan’da bir diktatörlük yoktu. Fakat halk, Nevaz Şerif yönetiminden memnun değildi. Buna karşı yaşanması beklenen, İslamî bir muhalefetin öne çıkmasıydı. Ne var ki Pakistan’daki İslamî muhalefet Pakistan Talibanı gibi Selefçi yapılar yüzünden etkisizleşmişti. Batı, Nevaz Şerif’e karşı İmran Han’ı çıkardı. İlkin gelişmelerden umutsuzlaşan kesimler tarafından, sonra lümpen gençlik tarafından desteklenen İmran Han nihayet Pakistan’a başbakan yapıldı.

İşin aslında ise Pakistan ordusu, Batı’nın seküler ve kendisine yakın bir hükümet ısrarı karşısında pes etmiş ve İmran Han’ı bir tür ara çözüm olarak destekleyip iş başına getirmişti. İmran Han, akidevi mananın ötesinde siyasi anlamda bir “Müslüman lider” değildi. Onun gelişiyle Batı, tatmin olmuştu.

Mısır’daki sürecin nasıl işleyeceği henüz belirsiz olsa da bu yazı yazıldığında ( 24 Eylül Salı) İngiliz basını Mısır’da bir milyonluk gösterilerin beklendiğini yazıyordu. Aynı basın, Sudan’la çok benzer bir şekilde sosyalist bir ismi Mahinur el-Masrî adlı kadını, gösterilerin simgesi olarak öne çıkarıyor. Mahinur el-Mısrî, ilk gösterilerden sonra Sisi güçleri tarafından tutuklanmış.

MISIR’DA PROTESTOLARI KİM DESTEKLİYOR?

Mısır’da küçük çaplı gösterileri dünyaya büyük bir coşku ve halkı katılıma davet eden bir dille, İngiliz basını destekliyor. BBC, The Guardian ve diğer medya kuruluşları bu konuda birbirlerinden alıntılar yaparak tam uyumlu bir dil kullanıyorlar. Katar’ın el-Cezire televizyonu ise Muhammed Ali’nin sesinin Mısır halkına ve sair Arap dünyasına kendi dillerinden ulaşmasını sağlıyor.

Bu yayın organlarına bakılırsa gösteriler Batı tarafından destekleniyor. Mısır’da bazı kesimler de diktatör Sisi’ye karşı Muhammed Ali’yi bir ara çözüm görüyor, nefes almak için kapı kabul ediyor. Zira Mısır’da hâlen 60 binden fazla siyasi tutuklu var ve önemli bir kısmı hakkında idam kararı alınmış durumda.

Öte yandan Mısır, Türkiye’nin 28 Şubat’ta yaşadığını yaşıyor. Batı, Sisi üzerinden Mısır halkının gururunu ayaklar altına alıyor. Trump’ın “Benim favori diktatörüm” diyeceği kadar aşağıladığı Sisi, Batı’nın her toplantısında bir dönem Ecevit benzeri hatta daha aşağı bir muamele görüyor. Bu durum, Mısır halkının yanında ordunun bir kısmını de rencide ediyor ve o kesim, artık bu aşağılanma hâlinden kurtulmak istiyor.

Ordunun bu kesiminin tercihi ile Batı’nın İslam dünyasında İslamî söyleme sahip hiçbir iktidar seçeneğine artık müsamaha etmeme kararı da örtüşüyor. Bu da Mısır içinde ve dışında Sisi’yi devirecek bir yapı ortaya çıkarıyor.

ASLINDA NE OLUYOR?

Mısır’daki durumun bir arada görülmesi gereken birkaç yönü vardır.  Öncelikle Batı, Mısır’daki durumun sürdürülebilir olmağını görüyor.

İkinci olarak Batı, batıya doğru yol alan Çin ve güneye doğru yol almak isteyen Rusya karşısında Pakistan’dan Nijerya’ya İslam dünyasında hiçbir noktayı kaybetmek istemiyor.

Üçüncüsü; Batı, İslam dünyasında tam seküler iktidarları hegemonyasının garantisi olarak görüyor.

Dördüncüsü, Batı, ana yapı İslam dünyasında sekülerizmden uzaklaşmaya yol açacak hiçbir iktidar istemiyor. Bu konuda Suriye örneğinde görüldüğü üzere Rusya ve Çin’le de mutabakat sağlanmıştır.

Beşincisi, Batı, İslam dünyasında sadece iktidarı değil, muhalefeti de belirlemeyi hegemonyasının devamı için zorunlu görüyor. Bunun için kendi diktatörlerine karşı oluşacak tepkiyi yine kendisi organize etmenin yolunu arıyor.

Altıncısı, İslam dünyasında sosyal medyanın da etkisiyle bütün dünyada olduğu gibi bir “Sev-Genç” bile değil, bir “Zevk-Genç” çağı yaşanıyor. Sosyal medya, ideolojiler devrini gömdü, onun yerine zevkçiliği ikame ediyor.

Batı, bugüne kadar başta milliyetçilik ve sosyalizm olmak üzere şibh-i ideoloji ve ideolojiler üzerinden İslam dünyasını yönetti. İdeolojilerin öldüğü bir çağda İslam dünyasını Zevk-Gençlik üzerinden yönetmek istiyor. Bunu  “üretilmiş” günün gerçekliğine de en uygun görüyor. Başka bir ifadeyle kaç yıldır büyük harcamalarla ürettiği Zevk-Gençliği artık hegemonyasını sürdürecek bir sermaye, bir piyonlar kitlesi, gönüllü askerler olarak kullanmayı tasarlıyor. Bu Zevk-Genç sermayesi, Batı’ya kendi diktatörlerine karşı, sokak gösterileri gücü olarak mühim bir imkân sağlıyor.

Yedincisi, ABD, Suudi, Bahreyn, BAE gibi Körfez ülkelerinin gelirinden daha fazla pay almak istiyor. Oysa Mısır’daki askeri rejimin harcamaları bu ülkelerin gelirlerinin bir kısmını Mısır’a aktarma durumunda bırakıyor. Bu vaziyet, ABD’yi “daha masrafsız ama eskisi kadar bağımlı” bir Mısır iktidarı arayışına götürüyor.

Bütün bu etkenler bir araya geldiğinde Mısır’da “Kadife Devrim”ler kahramanı tipi Muhammed Ali’nin önü açılıyor.

Sadece Mısır değil, bütün Arap İslam aleminde Batı’nın tercihlerini bozacak tek yapı İhvan-ı Müslimin’dir. İhvan’ın üzerindeki baskı ve bu baskıdan kurtulma çabası, Muhammed Ali’nin işini ayrıca kolaylaştırıyor.

NETİCE Mİ?

Mısır’da mevcut gelişmeler Müslümanları yakından ilgilendirse de ne yazık ki dış güçlerin kontrolünde doğdu ve o yönde gelişiyor. Bu gelişmeler Mısır’da bir değişim getirebilir, Mısır’ı mevcut baskıdan kısmen uzaklaştırabilir ama Mısır’ı asla özgürleştirmez; işgalci israil karşıtı cepheye katmaz, Mısır’a refah da getirmez.

Umarım yanılıyorum.