• DOLAR 5.883
  • EURO 6.497
  • ALTIN 280.36
  • ...

Diyarbakır’da hatırladığım kadarıyla son on yıldır ikinci kez anneler, dağa çıkarılan çocukları için açıkça ağlayabilme cesareti gösteriyorlar. Üstelik, dağa çıkarmakta aracı olduğuna inandıkları partinin kapısında durarak ve haykırarak…

Bu, tarihî bir olay ve büyük bir cesarettir… Ne var ki anne yüreği hep o cesareti taşıdı. Ama saklı bir el, o cesaretin görünmesine, buluşmasına, kendisini ifade etmesine izin vermedi.

Bunu engelleyen sadece PKK değildi, PKK’yi daima kollayan saklı güçtü…

Genelde 12 Eylül ile PKK arasında bir ilgi kurulur. PKK’nin kuruluşu değil ama dağlarda varlık göstermesi, 12 Eylül’ün bir neticesi olarak kabul edilir.

Öyle değildir.

PKK, 12 Eylül’ün ne tabii ne planlanmış bir neticesidir. PKK’nin ortaya çıkışı, 12 Eylül’ün varlığını aşıyor. 12 Eylül generalleri hiçbir zaman, İslam coğrafyasının merkezinde yer alan bu bölgenin tümünü etkileyebilecek bir örgüt kurup yönlendirme gücünde olmadılar.  

PKK, 12 Eylül’ü de gerçekleştiren uluslar arası gücün planlanmış bir ürünüdür. İslam coğrafyasının bu mühim noktasına, uluslar arası büyük put adına konmuş bir minyatür puttur, küçük puttur. 12 Eylül de o putun yerinin sağlamlaşması için kullanıldı.

Bu öylesine bir put ki asla fazla kontrol dışına çıkıp kendi başına bir put olmasına izin verilmedi ama her zaman parçalanmasının da önüne geçildi.

Türkiye’de her kim uluslar arası sistem ile barışık olmak ve o sistemden ödünler koparmak istediyse PKK’ye bir şekilde göz kırptı, doğrudan veya dolaylı PKK’nin önünü açacak vaatlerde bulundu. PKK etrafında dolanarak uluslar arası sistemi memnun etmeye çalıştı.

Bunun için Türkiye’de her kim iktidar olma yoluna girdiyse PKK’ye yönelik ılımlı bir duruş ortaya koydu. Bugünlerde iktidar umudu artan muhalefetin, İYİ Parti de dahil, PKK meselesine hiç eğilmemesi, Diyarbakır’daki annelerle hiç ilgilenmemesi burayla ilgili olduğu gibi, yeni parti arayışında olan eski başbakan ve bakanların da duruşları burayla ilgilidir.

Hepsi PKK’nin sahiplerini gayet iyi tanımışlardır. 28 Şubatçıların PKK’ye verdiği desteği, başta siyaset olmak üzere onun önünü nasıl açtıklarını görmüşler, uluslar arası sistemin Türkiye’de iktidar olmak isteyenlerin karnesini bu yönden değerlendirdiğinden emin olmuşlardır.

PKK, bugüne kadar birkaç kriz yaşadı ve her krizi o uluslar arası destek ve yerel uzantılarıyla aştı.

Dikkat edin Diyarbakır’da ağlayan anneler dindar… Neden onların çocukları dağlarda? Cevabı yok değil.

Bu ülkede, dindar Kürtleri PKK’ye yaklaştırma mücadelesi veren herkes ödüllendirildi. Dindar Kürtleri PKK’den uzaklaştıran herkes ise bizzat resmi makamlarca en ağır cezalara çarpıtıldı.

Özellikle şehirlerde PKK uzun süre dindar kesim arasında taban bulamadı. Her zaman dindar gençlik PKK’nin gençliğinden birkaç kat büyük oldu.

Ancak PKK, 2000’li yıllarda krize girdiğinde dindarlık üzerinden prim yapan isimleri belli bazı kişiler, bugün o annelerin kapısında durdukları partinin içinde doğduğu siyasi yapıya aktarıldı.
O adamlar, makam karşılığında sözde PKK’yi ılımlılaştırma adına o siyasi yapıya çalıştılar ve yüz binlerce dindar ailenin kapısını PKK’ye açtılar. O açılan kapılardan binlerce dindar aile genci dağlara çıkarıldı.

Sonuç mu? İşte o çocukların anneleri şimdi Diyarbakır’da ağlıyor. Ya o kapıları açanlar?

PKK’nin o teneffüse ihtiyacı bittiğinde o kişiler, Meclis’teki kürsülerinden üniversitelerdeki görevlerine, televizyonlardaki yorum makamlarına birkaç kat zenginleşmiş olarak geri döndüler. Kürtlerin ifadesiyle “Keyf keyfa waye!”

Ya PKK’nin dindar kesime açılmaması için göğüslerini siper edenler, onlar hâlâ mahkemelerle, güvenlik soruşturmalarıyla, dışlanmayla boğuşup duruyorlar.

Bugün de PKK’ye karşı bir mücadele söz konusu olduğunda uluslar arası sistem en çok o kesimin zarar görmesini isteyecek ve hiçbir yerel aktör buna karşı koymayacaktır. Aksine uluslar arası sistem tarafından ödüllendirilmek için o kesimi güle oynaya mağdur etmeye devam edecektir.

PKK’ye istikrarlı bir şekilde karşı duranlar ancak Hz. İbrahim samimiyetiyle her tür puta hayır diyenlerdir, onlarınsa ateşe atıldıklarında Allah’tan başka halilleri (dostları) yoktur.  

Diyarbakır’daki anneler meselesine buradan bakmakta yarar vardır.