• DOLAR 5.569
  • EURO 6.179
  • ALTIN 269.992
  • ...

Türkiye`de siyaset, dış politika endeksli cepheleşmiştir. Cephenin bir tarafında geçmişten bu yana küresel güçlerle kaynaşamayanlar, diğer tarafında o güçlerin bir tür yerel acenteliğini yapanlar vardır.

İki cephe de homojen değildir.

Küresel güçlerle sorun yaşayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki cephede geçmişte ABD ve Batı Avrupa ile sonuna kadar kaynaşmış bir “eski (derin) devlet yapısı” da yer alıyor.

Bu yapı geçmişte ABD ve Batı Avrupa`ya sonuna kadar bağlıydı. ABD ve Avrupa ile çalışmayı Sovyetlerin faaliyetlerine karşı ulus devleti korumanın gereği görüyor; “vatanseverlik”, “yurtseverlik” sınırları içinde değerlendiriyordu.

Sovyetlerin yıkılmasından sonra ise ABD ve Batı Avrupa`nın ulus devlet karşıtı küreselci yaklaşımından rahatsız oldular. Küreselciliği kabullenmeyip Avrasyacılık denen teoriyi ortaya attılar. Bir süre ortada kaldılar, etkisizleştirildiler, hapse atıldılar ancak 15 Temmuz`la birlikte Erdoğan`ın yanında yer aldılar. Erdoğan liderliğindeki pek çok siyasi faaliyetten rahatsızlar. Ama daha çok iç siyasetle ilgili bu faaliyetleri temel dış siyaset karşısında teferruat görüyorlar. Bununla birlikte devlet içindeki eski konumlarını elde etmek için çalışıyorlar. Varlıklarını kimi yargı ve idare kararlarıyla duyuruyorlar.

CHP etrafında kümelenmiş ve şimdilik küreselci, Batı Avrupacı cephe de homojen değildir. Bu cephenin çekirdeğini Türkiye`de dindarlık karşıtı klasik yapı oluşturuyor. Ama Erdoğan`a muhalefeti ilke edinmiş ya da Erdoğan`ın küskünü konumundaki kişi ve kesimler de o cephede yer alıyor. Söz konusu kişiler geçmişte Erdoğan`ın yanında yer alırken Erdoğan`la küresel sistem arasındaki sorunlardan sonra saf değiştirmiş liberal bir elit yapı da eklemlenmiş durumda. Yine İyi Parti`de örgütlenmiş ve ABD`ye sadık kalmayı ABD`ye karşı muhalefete tercih eden eski bir milliyetçi yapı da o safta bulunuyor.

Bu politik yapı içinde cevabı beklenen soru ise şudur:

Bu mücadele nasıl sonuçlanacak?
Cevap, tam bir muammadır. Zira cephelerden birinin diğerine galip gelme ihtimali sadece seçeneklerden biridir.

Asıl soru, bu homojen olmayan cephelerin iç mücadelesinin nasıl sonuçlanacağıdır.

Erdoğan liderliğindeki cephede eski (derin) ulus devlet yanlıları alanlarını daha fazla genişletip dindar kesimi diskalifiye ederek Kemalist-Milliyetçi bir iktidar oluşturabilecek mi?

Ya da CHP etrafında kümelenen cephede liberal gruplar, cephe iktidarını ele geçirebilecek mi?

İki soru için de hemen “Evet” demek mümkün değildir?

İşin doğrusu, Türkiye bir geçiş süreci yaşıyor. Bu geçiş sürecinin nereye varacağı, nasıl sonuçlanacağı henüz kestirilemiyor.

Bu geçiş sürecinde eski Türkiye`nin bürokratları 15 Temmuz`dan sonra bazı kazanımlar elde ettilerse de emekli olmaya ve yerlerini kendilerinden farklı yaşayan kadrolara bırakmaya devam ediyorlar.

Bununla birlikte o kadrolar ve onların etkisinde kalanlar, hâlâ dindar yapı ve şahsiyetleri yargı veya idare kararlarıyla mağdur edebiliyorlar.

Geçiş resmi şimdilik budur. Bu resim, Mart 2019 Yerel Seçimlerinden sonra nasıl bir renk alacak, henüz belirsiz.