• DOLAR 5.585
  • EURO 6.211
  • ALTIN 271.79
  • ...

31 Mart 2019`da yapılacak seçimlere dört buçuk ay gibi epey bir süre var. Oysa yerel seçim heyecanı, sıcaklığını çoktan hissettirdi.  

İttifaklar ve adlar üzerine söylenip yazılanlar, gönüllerdeki arayışı sergiliyor, adaylarla ilgili beklentileri ortaya koyuyor.

Genel seçimleri kaybedenler, yerelde kazanmak için yoğunlaşıyor. Bu, yerel seçimlere doğru yol alışı, heyecanlı bir yarış sürecine dönüştürüyor.

Diğer yandan yerel seçimlere genel seçimleri kazandıracak bir ön seçim gözüyle bakılıyor. Bu durum, yerel seçimlere uluslararası bir boyut da katıyor. Zira ülkeleri kolay yönetmek isteyen uluslararası güçler, ülkelerin yönlendirilebilir liderler tarafından yönetilmesini istiyor.

Türkiye`de salt bir seküler ittifak sağlamak, uluslararası güçler gibi, o güçlerin iki yüzyıldır besleyip “beyleştirdiği” iç çevrelerin de büyük umudu, heyecanlı beklentisidir.

Son yılların neredeyse bütün seçimlerinde ama özellikle yerel seçimlerinde bu ittifak bir şekilde sahada işledi. İzmir gibi MHP`li seçmenin de genellikle seküler bir yaşam tarzına sahip olduğu şehirlerde CHP`nin adayları desteklendi. İstanbul ve Ankara için de benzer bloklaşmalar oldu. 

Bu ittifak arayışlarının en belirgin olduğu seçim ise 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimleri idi.

Saadet Partisi`nin CHP`nin yanında yer almasıyla o seçimde bloklaşma karmaşıklaşsa da neticede CHP`nin adayı, seçimin ilk günlerinde umulmayacak kadar çok oy aldı. Milletvekili seçimlerinde ise bloklaşma AK Parti`ye Meclis çoğunluğunu kaybettirdi.

24 Haziran`da oluşan bu tablo, Türkiye`nin yerel seçimleri ile ilgili gelişmelere sessiz kalıyor görünen uluslararası güçlere büyük bir umut vermiş olmalıdır.

Söz konusu güçler, seçim sonuçları konusunda tavırlarının maksatlarının aksine sonuçlar doğurmasına yardımcı olacağını bilirler, bunun için seçim sonuçları hakkında az açıklama yaparlar. Ama kendi finansmanları ile çalışan anket şirketleri üzerinden sürekli tespitler yaparlar. O tespitleri düşünce kuruluşları üzerinden aralıksız tahlil ettirir, o tahlilleri imkânları ölçüsünde çıkara dönüştürmenin yollarını ararlar.

Kaybetmemek, uluslararası güçlerin ana hedefidir. Dolayısıyla uluslararası güçler, tutumlarını kendilerini kaybedenler kulübünde göstermeyecek şekilde belirlemeye çalışırlar. Sonuçlar her şeye rağmen lehlerine değilse, objektif görünür veya susmayı seçerler. Müdahaleleri sonuçları lehlerinde değiştirecek kabiliyette ise objektiflik, ülkelerin iç işlerine karışmama, demokrasiye saygı gibi bütün ilkelerini ayaklar altına alır, çıkarlarına hizmet edecek müdahaleyi yaparlar.  

Uluslararası güçlerin İslam dünyasında işini zorlaştıran, gittikçe daha geniş bir kitlenin tercihini belirlerken İslamî ölçülere başvurmasıdır. Üstelik bu büyüyen kitlelerin İslamî ölçüleri, uluslararası güçlerin aleyhine olsun diye özellikle dış siyasetle ilgili dikkate almasıdır.

Uluslararası güçlere duyulan tepki, daha açıkçası onlara yönelik nefret, seçmenin içeride yolsuzluk, kötü muamele, insan haklarının ihlali gibi hususları yok saymasına yol açabiliyor. Başka bir ifadeyle seçmen, bu konulardaki hassasiyetini, uluslararası güçlere duyduğu nefrete kurban edebiliyor.

Dolayısıyla “Yolsuzluk, kötü muamele, adaletsizlik gibi sorunların farkındayım ama tercihimi bunları dikkate alarak yaparsam oyumla uluslararası güçlere hizmet etmiş olurum” diyen büyük bir seçmen kitlemiz vardır.

Ulusalararası güçler, bu seçmen kitlesinin tutumunu değiştirme konusunda büyük bir umuda sahip değiller. Yerel siyaseti yönlendirmek üzere bu yönde yürüttükleri kampanyalar, bazı neticeler doğursa da onların istediği sonuçları ihdas etmiyor.

Uluslararası güçler için bu çıkmazı aşmanın birkaç yolu vardır. O yolların en kolaylarından biri, bazı dindar çevrelerin uluslararası politikalara ikna edilmesidir. Önceki yüzyılda Sovyetler Birliği karşısında oldukça açık olan bu yol, bugün epey kapanmış durumda. Günümüzde etnik ayrımcılık ve mezhepçilik üzerinden bu yol açılmaya çalışılıyor, kısmen başarılar da elde ediliyor. Ama İslam dünyasının büyük çoğunluğu için bu sorunlar, uluslararası güçlere yeterli imkânı oluşturmuyor. Özellikle Türkiye açısından epey verimsiz kalıyor, dolayısıyla onların bu yollara yüklenmesi de kendi açılarından çok anlam taşımıyor.

Buna rağmen önümüzdeki yerel seçimlerde, seküler bir cephe için CHP ile HDP arasında bir ittifakın sağlanması ve diğer küçük Solcu yapıların sonuçları şu veya bu şekilde etkileyen oylarının bu ittifaka kayması için alt yapı çalışmaları yapılıyor görünüyor.

İki parti, tepede ideolojik bir yakınlığa sahip. Öyle ki bugünlerde tartışmaların odağında bulunan “Andımız”ın yazarı ve CHP`nin simge isimlerinden Reşit Galip, HDP`ye yakınlığı ile bilinen Prof. Baskın Oran`ın eşinin öz dedesidir. Baskın Oran`ın eşi Feyhan Oran, dedesine sevgisini kaybetmediği gibi HDP`ye de sempati duyuyor. Bu, CHP`li veya HDP`li pek çok ailenin hikâyesidir. Zira HDP`nin dayandığı yapı, birden çok partiden beslenmişse de elit grup açısından CHP`nin Kürtler arasındaki mirası üzerinde varlık bulmuştur. HDP`de siyaset yapan pek çok ismin ailesi, CHP`nin Reşit Galip tipi siyasetine rağmen halkına ters düşmeyi göze alarak onlarca yıl CHP`ye oy verebilmiştir.

CHP`de ise özellikle Sol gelenekten gelen pek çok isim bir dönem HDP`li isimlerle aynı derneklerde bulunmuş, aynı meyhanelerde buluşmuştur. Bu siyaset ve zevk ortaklığı, ittifakı kolaylaştırıyor. Öte yandan iki tarafa yayılmış ve seçimlerde iki parti arasında tercih sorunu yaşayan Alevi seçmen de iki partiyi ittifak içinde gördüğünde seçimlere daha büyük umutla sarılıyor.

İki taraf için sorun teşkil eden ise tabandır. CHP tabanındaki katı ulusalcı kitle, HDP`yle açık ittifaka razı olmuyor. HDP`nin dindar ve aslında Kürt milliyetçisi bir taban kesiti de HDP`nin her tür adayına gözü kapalı oy verirken eli CHP`li adaylara oy vermeye varmıyor. Öte yandan CHP`nin Bölge`de HDP`ye neredeyse hiç katkısı yoktur. Buna karşılık HDP ile ittifak, CHP`nin bazı seçmenlerini CHP`den İyi Parti`ye yönlendirebilir.

İki partinin bu sorunları aşması HDP`nin İstanbul ve Ankara`da CHP`ye örtülü destek vermesiyle mümkündür. HDP açısından, CHP`nin genel seçimlerde onun barajı aşması için Beşiktaş gibi semtlerde ona verdiği desteği andıran böyle bir yola başvurması muhtemeldir. Ancak İstanbul`da seçime girmemek, HDP`nin dolayısıyla PKK`nin propaganda imkânlarına zarar vereceğinden HDP ancak aday göstererek böyle bir tutum ortaya koyacaktır. Aday göstermesi ise tam kontrol edemediği bir seçmen kitlesinin CHP`ye desteğini yönlendirememesi ve dolayısıyla CHP`nin amacına ulaşmaması anlamına gelecektir.

AK Parti`ye gelince AK Parti, MHP ile Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kurduğu ittifaktan milletvekili genel seçimlerinde zararlı çıktığı gibi yerel seçimlerde zararlı çıkmaktan endişe ediyor görünüyor. Zira MHP`yle yakınlaşma, Kürt seçmenin bir kısmını AK Parti`den uzaklaştırdığı gibi bazı AK Partililerin daha önce siyaset yaptıkları MHP`yle yakınlaşmalarına da zemin hazırlıyor. Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı için yapılan ittifak, AK Parti için genel ve yerel seçimlerde MHP lehine oy kaybı anlamına geliyor.

Öte yandan İstanbul ve İzmir gibi şehirlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan karşıtlığında Solcu grupların gerisinde kalmayan bir kısım MHP`li seçmenin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bile partisinin çağrısına uygun oy kullanmadığı biliniyor. Bu seçmen, her tür ittifaka rağmen tutumunu sürdürecek ve AK Parti`ye bu kentlerde oy sağlamayacaktır. Böyle bir durumda AK Parti`nin MHP`yle yerel seçim ittifakı, AK Parti`yi zora sokacak bir adıma dönüşüyor. Ki böyle bir ittifak, gündemden düşmüş görünüyor.

Seçimde tutumu merak edilen HÜDAPAR`ın oyları da zannedilenin aksine sadece Bölge`de değil, bazı büyük şehirlerde hem Büyükşehir Belediye seçimlerini hem ilçe seçimlerini etkileyebilecek sayıdadır. Üstelik HÜDAPAR seçmeni, partinin çağrısına uygun oy kullanıyor. Dolayısıyla HÜDAPAR`ın tek başına seçime girmesi gibi ittifak içinde girmesi de sonuçları etkileyecektir. Bir kazanım elde etmesi bir yana henüz mağduriyetleri dahi giderilmeyen bu seçmenin dikkate alınmadığı tahminler de elbette hatalı olacaktır.

İyi Parti, gücünü görmek için seçime tek başına katılma kararlılığında görünüyor. Daha çok Kemalist milliyetçilerden ve CHP`ye yakın Balkan kökenli seçmenlerden oy alan İyi Parti`nin yerel seçimlere asılması MHP`nin AK Parti ile ittifaka genel seçimler kadar istekli olmasını engelleyen etkenler arasındadır. Aynı zamanda İyi Parti`nin seçime katılması, İstanbul ve Ankara`da CHP`nin seçimi kazanma ihtimalini azaltacak unsurlardandır.  

Yerel seçimler için, sair partilerden Saadet Partisi`nin tutumu belirsiz olduğu gibi Büyük Birlik Partisi`nin tutumu da belirsizdir.